Puan vermedi·96 syf.··
2025 20. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2025 14:28
·
“Ey insan! Kafdağı kadar yüksekte olsan da, kefene sığacak kadar küçüksün. Unutma, her şeyin bir hesabı var, üzdüğün kadar üzülürsün.” Şems-i Tebrizi’nin adı, Mevlana Celaleddin-i Rumi ile duyulmuş gibi sanılsa da aslında o, “İslam Dininin Güneşi”dir. Rumi’nin olgunlaşmasını sağlar ve Divan-ı Şems-i Tebrizi olmak üzere pek çok eseri yazmasında ona ilham ve bilgi kaynağı olur. Şems, Rumi’nin gölgede kalan kısmını aydınlatan cevherdir. Rumi’nin “merhamet okyanusuna” okyanus, “bilgi ummanına” umman katar. Rumi’yi tıkandığı yerden çıkarır, hakikatin göz kamaştırıcı aydınlığı ile kavuşturur. Şems kimdir? Her kim aydınlığı, güneşi, Allah’a olan aşkı anlatmak isterse, cümlelerinde O’nun adını kullanır. Kullanmazsa, anlattığının duygusu da anlamı da eksik kalır. Her ne kadar adı Mevlana Celaleddin-i Rumi ile tanınmış gibi görünse de aslında “İslam Dininin Güneşi” yani Şemseddin olarak bilinen Tebrizli Şems’in gerçek adı Muhammed’dir (Mevlana Muhammed Bin Ali). Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin olgunlaşmasını sağlayan “Sohbet Şeyhi” olarak bilinir ve başta Divan-ı Şems-i Tebrizi olmak üzere Rumi’ye birçok eserde ilham ve bilgi kaynağı olmuştur. O, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin gölgede kalan kısmını aydınlatan cevherdir. Şems-i Tebrizi Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin “merhamet okyanusuna” okyanus, “bilgi ummanına” umman katar. Onu tıkandığı yerden çıkarır, hakikatin göz kamaştırıcı aydınlığı ile kavuşturur. Şems-i Tebrizi, İsmailiye mezhebi büyüklerinden Büzrükümid’in torunu Havend Alâeddin’in oğludur. Alâeddin, dedelerinin sapkın inançlarını bir tarafa atarak, baba ve dedelerinin kitap ve defterlerini yakmış, tam anlamı ile İslam ve ehlisünnet inançlarını benimsemiştir. Babası ise ticaret maksadıyla Horasan’dan Tebriz’e gelmiş, oraya yerleşmiştir. Şems, 1185 yılında Tebriz’de dünyaya gelir. İsmindeki Tebriz-i ifadesi buradan gelmektedir. Muhammed, namı diğer Şems-i Tebrizi veya diğer lakapları ile Şemsü’l-hak ve’d-din; Ali Bin Melikdad (Melik Davud) bir kumaş tüccarıdır. Babası, ticaret amacı ile Horasan’ın Bezer vilayetinden Tebriz’e taşınmıştır. Kendisine Şemseddin ve ardından kısaca Şems denilmesinin nedeni çocukluğuna dayanır. Şems-i Tebrizi, henüz küçük bir çocukken manevi ilimlere ilgi duyar ve bu alanda eğitim alarak dehasını gösterir. Hocaları tarafından öğretilen her şeyin derinliğine inme kabiliyeti nedeniyle hep övülür. Dini ilimler konusunda büyük dikkat çeker. Şems-i Tebrizi bunu şöyle anlatır: “Henüz ilk mektepte idim. Daha buluğ çağına girmemiştim. Peygamber efendimizin sevgisi bende öyle yer etmişti ki, kırk gün geçtiği halde, onun muhabbetinden aklıma yemek ve içmek gelmezdi. Bazen yemeği hatırlattıklarında, onları elimle yahut başımla reddederdim. Göklerde olan melekleri ve yerde gaip âlemini, kabirdekilerin hallerini müşahede ederdim. Hocam Ebubekir, hallerimi haber vermekten beni men ederdi.” Daha küçük yaşlardayken bile Şems, hakikat peşinde mana arayan bir çocuktu. Kendisine bir gün istediği bir şey olup olmadığı sorulduğunda, onun cevabı, “Keşke bendeki her şeyi de alsanız ve benim olanı bana verseniz…” şeklinde olmuştu. Şems’i tanıyan herkes, ondaki faklı bakış açısını bilirdi. Dini eğitiminin temelini üstün başarıyla kısa sürede tamamlamasının ardından, hiç ara vermeden, çok genç yaşlarındayken, kendisi gibi Tebriz’de yaşayan Şeyh Ebubekir Selebaf ’ın müridi oldu. Tebriz yakınlarındaki bir tekkede şeyhlik yapan Şeyh Selebaf, geçimini sepet ve benzeri şeyler örüp satarak sağlayan, müritlerine hırka giydirmeyen, fütüvvet yani dönemin esnafı ile birlik içerisinde bulunan ve melamet ehli yani nefsi ile büyük bir mücadele içinde olan sufilerdendi. Şeyh Selebaf ’ın Şems’in tasavvufi kişiliğinin oluşumunda önemli bir etkisi vardır. Ancak Şems, dini kavramların en derinine inen bir zekâya sahip olduğundan sadece bir şeyhin öğretisini kendisi için hep eksik bulmuştu. Bu nedenle şeyhi Selebaf ’tan müsaade alarak ününü duyduğu şeyhlerden feyiz almak üzere seyahatlere çıktı. Şems Selebaf ’ın yanından ayrıldıktan sonra, Bağdat, Şam, Halep, Kayseri, Aksaray, Sivas, Erzurum ve Erzincan’a gitti. Bağdat’ta ve Kayseri’de Evhadüddin-i Kirmani ile Seyyid Burhaneddin Muhakkık-ı Tirmizi, Şam’da Muhyiddin İbnü’l-Arabi, Şam Kadılkudatı Şems-i Huyi, Şehab-ı Herive, Sivas’ta kelam âlimlerinden Esedüddin-i Mütekellim ile sohbette bulunup, onların derslerine katıldı. Tüm bu ünlü isimlerden feyiz alsa da Şems’in manevi kaynağı her zaman İslam Peygamberi Hz. Muhammed Mustafa oldu. Şem-i Tebrizi, sürekli seyahatler yapıp önemli sufilerle bir araya gelmesine rağmen, hep bir boşluk ve eksiklik hissediyordu. Onun bu manevi arayışı kendisine bir işaretti. O işareti takip ettiğindeyse yolu Mevlana Celaleddin-i Rumi ile kesişecekti. Mevlana ile yaklaşık üç buçuk yıl sürecek bu sohbetler ve çalışmalar, Mevlana’yı hem bir Hak âşığına dönüştürecek hem de dünyaya Mevlana gibi bir değeri katacaktı. Şems dünya hayatına hiç kıymet vermeyen birisiydi. Bıkmadan, yorulmadan pek çok yere gitti. Onun için kendisine “Uçan Güneş” derlerdi. Şems-i Tebrizi, seyahat ettiği yerlerde, uğradığı memleketlerde iyi bir dost bulunması için dua ederdi. Israrla yaptığı bu duaların sonucu olarak bir gün rüyasında, “Konya’ya gitmesi ve orada tanıyacağı önemli bir dost şahsın yetişmesinde yardımcı olması” bildirildi. Şems, rüyasından şükrederek uyandı. “Böyle dosta canım feda olsun!” deyip yola koyuldu. Rüyasından bahsettiği birkaç Sohbet Şeyhi’nden birisi de Mevlana’nın hocalarından olan Seyyid Burhaneddin’di. Bağdat’ta tanıştığı Şems’in Konya’ya er ya da geç geleceğini Mevlana’ya müjdeleyen kişi de oydu. Şemseddin-i Tebrizi, devamlı bir arayış içerisinde olmuş, manevi bir işaret üzerine de Mevlana Celaleddin-i Rumi’yi arayıp bulmuştur. Dünyaya, kılık kıyafete tamah etmeyen Şems, Mevlana ile üç buçuk yıl süren beraberliği neticesinde onun hayatında yeni ufukların açılmasına vesile olmuş, onu ilahi aşkın potasında eriterek, kâmil bir Hak âşığı haline getirmiştir. Çevrelerinden gelen tepkiler dayanılmaz noktaya vardığında Şems, Konya’dan ayrılmak zorunda kaldı. Bu ayrılık Mevlana için olağanüstü zorlukta geçecekti. Kendilerine zaman ayırmıyor diye Mevlana’yı eleştiren ve Şems’in şehri terk etmesini sağlayanlar, Mevlana’nın yeni haline dayanamayınca bu kez Şems’in geri gelmesi için gayret göstereceklerdi. Bir süre sonra Şems, Mevlana Celaleddin-i Rumi’nin oğlu Sultan Veled’in çağrısı üzere Konya’ya geri geldi. Şems, Konya’ya geri döndüğünde bu yeni başlangıcın aslında kendi hazin sonuna doğru olduğunun bilincinde değildi. Mevlana bir daha şehirden ayrılmasın diye, onu bir kızla evlenmeye ikna etti. Bu kız Celaleddin-i Rumi’nin evinde evlatlık olan Kimya Hatun’du. Kimya Hatun’a gizliden âşık olan Mevlana’nın küçük oğlu Alâeddin, bu durumu hazmedemedi ve Şems aleyhtarlarının yanında saf tuttu. Şems ve Rumi, üç buçuk yıl boyunca beraber ettiği sohbetlerle insanlığa ve tüm zamanlara kalacak eserler yarattılar. Ancak bir gün bu sohbetler sona erdi. Rumi’yi ilmi olgunluğa kavuşturma, Celaleddin’i Hz. Mevlana’ya dönüştürme, ummana umman katmanın ardından, 1247 yılında, 62 yaşında ve henüz hayatın, bilginin demindeyken Şems-i Tebrizi, Konya’da şehit edildi. Şems-i Tebrizi, oldukça ileri düzeyde tasavvufi bilgiye sahipti. Üst düzey tasavvufi kavramları, daha çocuk yaştan itibaren ruhunun derinliklerinde hissetmiş bir isimdi. Mevlana’nın eserlerini İngilizceye kazandıran Reynold Alleyne Nicholson Şems’i şöyle anlatır: “O, âlim olmamakla beraber, iddetli bir ruhani cezbenin tesiri altında bulunuyordu. Bu anlamda tasavvufun en derin sırlarına hâkimdi. Bu sebeple, etrafında olanlar üzerinde muazzam bir etki bırakıyordu. Gerek bu itibarla, gerek iddetli azmi, fakr, esrarengiz ölümü sebebiyle Şems ile Sokrat arasında bir benzerlik göze çarpar. Her ikisi de dâhiydi. Yine her ikisi de, somut ve etkili fikirlerinin birer sanatkârane şekil almasını sağlıyorlardı. Üstelik her ikisi de açıkça bilinirliği olan ilimlerinin gereksizliğini savunmuş, nefis konusunu temize çıkarmanın ve vicdanın temizlenmesinin zorunlu olduğunu savunmuş, aşkın yüce bir varlık olduğunu dile getirmişlerdir.” Gerçekten de Sokrat’ın Eflatun’a öncülük etmesi gibi Şems de Mevlana’ya öncülük etmiştir. Sokrat’ın tanınması nasıl talebesi Eflatun sayesinde olmuşsa, Şems’in şöhret kazanması da Mevlana aracılığıyla olmuştur. “Eğer bir kimse bana, ahiretim ile ilgili bir defa iyilik edip, dünya ile ilgili binlerce kötülük etse, ben onun bir defa yaptığı iyiliği önemli görürüm. Çünkü iyi ahlak bunu gerektirir.”
Edebiyat
Kalbinde İyilik Biriktirenin Yolu Hep AçıktırŞems-i Tebrizî · Destek Yayınları · 20252,541 okunma
·
152 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.