Yavaş akan, sade ama içten bir hikayenin peşine düşmek istersen bu kitap tam senlik olabilir.
Ana karakterimiz Yeongju, bir gün kurumsal hayatını geride bırakıp Seul’ün sakin bir mahallesinde küçük bir kitabevi açar. Başkalarının beklentilerinden sıyrılmaya çalışırken, kitaplar ve yeni tanıştığı insanlar sayesinde kendi iç yolculuğuna çıkar. Kitapta olaydan çok duygu var, diyalogdan çok sessizlik, hareketten çok duruş... Belki de bu yüzden okurken yer yer sıkıldım, daha sürükleyici bir tempo beklemiştim. Ama sonra anladım: Bu kitap bir koşu değil, bir yürüyüş. Sessizce fark ettiriyor kendini. Kadın dayanışması, hayatla yeniden bağ kurmak, kendi seçimlerini sahiplenmek gibi temalar çok ince bir dille işlenmiş. Kitabevi ise sadece bir mekan değil; şefkatin, yalnızlığın ve yeniden başlama cesaretinin sembolü haline geliyor.
Sen hiç bir kitap karakteriyle "Keşke tanışsaydık" dedin mi?