Bazen insanın içine bir ağırlık çöker; ne söylese eksik, ne dinlese yetersiz gelir. Gözleri dolmadan, içi sızlamadan bir günü geçiremez olur. Ama bu hüzün, sadece bir kırgınlık değil, bir yön değişikliğidir aslında. Dünya cazibesini yitirirken kalp, daha derin bir hakikatin çağrısını duymaya başlar.
İnsanın içi sustuğunda, dışı da yavaşlar. Kalabalıklardan çekilir, seslerden yorulur, manasız koşuşturmalardan usanır. Bu hâl, bir boşluk değil; yeniden dolmanın, hakikate açılmanın ilk adımıdır. Dünyanın rengine alışmış bir gönül, Rabbin nuruna yönelince gerçek huzurun peşine düşer.
İslam, kalbi yoran yüklerden kurtulmayı, insanın öz benliğine ve Rabbine yönelmesini öğütler. Bu içe dönüş bazen sessiz olur, bazen gözyaşıyla, bazen de sadece bir susuşla… Ama her biri, dünya ile olan bağların zayıflayıp ahiret bilincinin güçlenmesine işarettir.
Çünkü asıl olan, geçici olana değil, baki olana yönelmektir. Kalbin kıblesi değiştiğinde, insan sadece susmaz; aynı zamanda derinleşir, arınır ve gerçek yurduna yürümeye başlar.