Bu kitapla üniversite birinci sınıfta Gençlerle Başbaşa kitabını okurken Ali Fuat Başgil’in tavsiyesi üzere tanıştım. Yıllar sonra kitabı okurken hissettiğim şey ise bunca sene beklemiş olmanın pişmanlığı oldu.
Yazar kitabı hangi düşüncelerle yazdı bilemiyorum. Ancak anlatılanlar, nefis terbiyesi dediğimiz sürecin birebir aynısıydı.
“Nefsimizi nasıl terbiye etmeliyiz?” sorusunun, madde ile ilgili olan cevabının tamamını bu kitaptan aldım diyebilirim.
Kitabın tamamı hakkında bir şeyler yazmak sayfalar alacağı için sadece bir bölümün üzerinde duracağım.
İrademize hükmetmek için, kararlı olmamız gerektiğini anlatan bölüm ve bu bölümden anladıklarım:
Kendisine net bir amaç belirlemeyenler, ya da belirledikleri hedeften sürekli saparak, düşüncelerinin dağılmasına izin verenler, hayatı tutarsız bir şekilde yaşarlar. Yelkensiz bir tekne gibi dalga nereye atarsa o tarafa sürüklenirler.
Aksine, ne istediğini bilerek daima hedefe odaklananlar, dümeni eline alır ve süreci bizzat yönetirler. Hayatta gafil avlanmazlar.
Siyasette, politikada dahası hayatın her yerinde kararsızları, çekimserleri, pısırıkları peşinden sürükleyenler, net ve gözü pek girişimleri olanlardır.
İşte zihnimiz de aynen bunun gibidir. Bir karar alacağımız zaman, kendimizden emin ve net bir biçimde alırsak, zihnimiz bu kararlı tutumumuzu tüm organlarımıza ve hislerimize iletecektir. Böylece onlardan gelecek mukavemet yani tembellik önlenmiş olacaktır.
Ancak aldığımız kararda, zihnimiz bu netliği duyularımıza ve duygularımıza aktaramazsa en ufak bir tembellik dahi bizi kararımızdan döndürecek ya da süreci yavaşlatacaktır.
Mesela şöyle bir karar aldık: “Bundan sonra her gün okuduklarımı, öğrendiklerimi hülasa eden bir şeyler yazacağım. Böylelikle öğrendiklerimin zihnimde kalıcı olmasını sağlayacak ve bu konular hakkında bir şeyler anlatmam gerektiği zaman kendimden emin bir şekilde anlatabileceğim. “
Bu kararı alırken ki netliğimizi tüm bedenimiz algılıyor. Duyularımız, irademizin bu netliğinden çekinerek kararımıza mukabil bir eylem göstermekten adeta korkuyor. Beynimiz gün bitmeden hedefimize ulaşmak için boşluk aramaya başlıyor.
Ancak, biz daha işin başında sağlam bir şekilde kararımızın arkasında durmazsak, süreç içerisinde en ufak bir olumsuzlukta irademiz yetersiz kalacak ve savsaklamaya başlayacaktır.
Tıpkı istemediğimiz bir teklifi reddetmek gibi. Muhatabımızı kesin bir dille reddettiğimiz zaman, üzerimize gelmeye cesaret edemeyecek, bizden uzaklaşmak zorunda kalacaktır.
Ancak, mütereddit bir tavır takınır, istemem yan cebime koy misali reddedersek, karşımızdaki daha da üzerimize gelecek ve bizi ikna etmek için türlü desiseler deneyecektir.
Bu yüzden, hayatın her anında kararlı bir duruş sergilemek, hem ipleri elimize almamızı sağlayacak, hem de irademizi kontrol etmede ilk ve en etkili adım olacaktır.
Ek olarak, bir türlü bu kararlı tavrı takınamıyor, karar kısmında sürekli Araf’ta kalıyorsak, bizim yerimize kararlar verecek, kendisine itimat ve itibar ettiğimiz birisinin fikirlerine danışmalıyız. Doğru kişiye danışıp müspet sonuçlar aldığımız gördükçe, biz de karar alıcı konuma geleceğizdir.
Kararsızlığın nasıl bir afet olduğunu izah etmeye çalıştım. Ancak Dillere pelesenk olmuş “en yanlış kararın bile kararsızlıktan iyi olduğu” tezini de kabul etmediğimi söylemek isterim.
Nitekim tarih, iki dudağının arasından çıkanın ferman sayıldığı, nice yöneticilerin yanlış kararlarıyla ve bu kararlar sebebiyle hayatları kararmış milyonlarca insanla doludur.
Mesele, birikimlerimizden ve etrafımızdaki tecrübelerden yararlanarak en doğru olduğunu düşündüğümüz kararı vermek ve bu kararımıza sahip çıkmaktır.
En mühim mesele ise, verdiğimiz kararda bir hata olduğunu anladığımız zaman, inat etmemek, gururumuzu bir tarafa bırakıp, en yüce bir erdem örneği sergileyerek yanlış karardan doğruya avdet etmektir.
Zira hata yapmak ayıp değildir. “Hiç hata yapmayan insan hiçbir şey yapmayan insandır.” Der, şair. Hatalarımız bizi eğitir. Üstelik tecrübe
haznemiz de bu sayede teşekkül eder.
Ancak hatadan dönmeyerek, ısrar etmek ise çoğu zaman bir zulümdür.
Sartre’nin de dediği gibi:
Hayatta yapılacak o kadar çok hata var ki,
aynı hatayı yapmakta ısrar etmenin bir anlamı yok.