·680 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Haziran 2025 00:00 Başlık tam da kitaba göre. Anlatılanlar kitap, roman ya da bir hikaye değil. Düşünce de değil. Bir varoluş sancısı. Kim çekmedi ki? Şu hayatta kim yara almadı, kim düşmedi, kim mutsuzluktan karnının üzerine iki kat olmadı ki? Aksi mümkün mü? İnsan olmanın en büyük yazgısı da diyeti de bu değil midir?
Ben karamsar bir insan değilim. Optimist, hümanist hatta şu sevimli oyuncak ayılar kıvamında bir şeyim. Ama insanım, etimden içeri ne ziftler aktı, akmakta. Bazen düşünürüm okurken daha da çok düşündüm. Yapma kızım, kimse bu kadar mutlu değil. Sen oyuncak ayı kıvamında değilsin. Hani şu bardağın yarısı her daim doludur iyimserliğin her durumda geçerli değil. Bardak olduğu sürece, içine su girdiği sürece kırılmaya mahkumdur, dedim. Vay be!
Ben ki en büyük amacım yazar olabilmek. Kendime taktığım sıfatlar var. Ruh işçisi, hayalperest gezgin, serseri yazar, kelimeleri ezip büzen suyundan lezzetli şarap yapabilen büyücü; haklıymışım. Yazar da kendini anlatırken hemen hemen bunları demiş. Hayalperest olduğumu bilirdim bazen o küçümseyici lafları alır devam ederdim. Lakin okurken bunun ne kadar büyüleyici güç olduğunu unutmuş olduğumu hatırladım. Ve kelimeler asla yabana atılacak şeyler değilmiş. Sağlamasını aldım.
Ve bir yazarın en büyük arzusu anlaşılmaktır. Sevgili Fernando Pessoa seni gördüm, anladım içimde bir yere diktim seni. O karının üstünde iki kat olmuş acınım
çok güzel bir melodiye çevirdiğin, o bütünlüğün şarkısını duydum ve onunla dans ettim. Kimselere değmeden yaşamak ve aslında kendinle konuşurken yazdıklarınla bana değdin, seni anlayan herkese değeceğin gibi. Mutsuzluğun, acının, öfkenin en az sevinç, arzusu ve heyecan kadar güzel olduğunu bir ruh işçinin en büyük besini olduğunu çok güzel öğrettin. O masalardan kimlere kimlere değin biliyor musun?
Uzun lafın kısası seni gördüm, duydum ve hissettim. Kuyunun dibinde ancak bu kadar derinden yazılabilir. Tutkumu ateşledin, teşekkür ediyorum.