Oğuz Atay'ın "Tutunamayanlar"ı için söylenecek her söz, o devasa yapının bir tuğlasına dokunmak gibi; eksik ve cüretkâr. Bu kitap, bir rafta duran, okunup bitirilen bir roman değil, okurunun zihnine ve ruhuna sızan, orayı yeniden şekillendiren bir tecrübedir. Benim için "Tutunamayanlar"ı okumak, kelimenin tam anlamıyla bir dönüm noktası oldu. Başta o karmaşık anlatım ve karakterlerin zihinlerinde yaptığım zorunlu gezintiler beni yorsa da, bittiğinde anladım ki bu bir yorgunluk değil, bir arınmaymış.
Her şey, sıradan hayatını yaşayan mühendis Turgut Özben'in, üniversiteden arkadaşı Selim Işık'ın intihar haberini almasıyla başlar. Turgut, bu ani kaybın nedenlerini anlamak için Selim'in hayatının izini sürmeye karar verir. Ancak bu arayış, basit bir "neden intihar etti?" soruşturmasından çok, Turgut'un kendi tekdüze hayatına, toplumsal normlara ve bastırdığı tüm arayışlarına ayna tuttuğu bir içsel yolculuğa dönüşür. Selim'in parçalanmış anılarını toplarken, Turgut aslında kendi benliğini de bir bir dağıtır ve yeniden inşa etmeye çalışır.
Ve bu yolculuğun merkezinde "tutunamayan" kavramı yatar. Atay'ın tutunamayanı, toplumun "başarılı", "uyumlu" ve "normal" kalıplarına sığamayan, bu kalıpların sahteliğini ve anlamsızlığını görebilen, bu yüzden de acı çeken aydındır. Selim Işık, bu isyanın ve yabancılaşmanın vücut bulmuş halidir. Turgut ise, Selim'in hayaletiyle konuşa konuşa, kendi içindeki "tutunamayan"ı keşfeder.
Kitabı okumayı zorlaştıran da, aynı zamanda eşsiz kılan da Atay'ın dilidir. Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış, noktalama işaretlerinin kaybolduğu upuzun paragraflar, ansiklopedi maddeleri, şiirler, mektuplar... Bu biçimsel oyunlar, karakterlerin zihnindeki kaosun, düşünce fırtınalarının bir yansımasıdır. Ve tabii ki Olric... Turgut'un iç sesi, hayali yoldaşı Olric, kitabın en unutulmaz karakterlerinden biridir. Turgut'un en derin korkuları, en alaycı düşünceleri Olric'le yaptığı diyaloglarda hayat bulur. "Korkuyoruz, albayım. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz," derken aslında hepimizin yerine konuşur.
"Tutunamayanlar"ı okurken kendinizi Turgut'un yerinde bulmamanız imkânsız. Kendi hayatınızdaki uzlaşmaları, "mış gibi" yaşamayı, hayallerinizle gerçekler arasındaki mesafeyi sorgulamaya başlarsınız. Atay'ın entelektüele, küçük burjuva ahlakına ve "tutanların" dünyasına yönelttiği eleştiri o kadar keskin ve zamansızdır ki, bugün bile geçerliliğini fazlasıyla korur.
Sonuç olarak, "Tutunamayanlar" bir sabır sınavıdır, evet. Ama aynı zamanda zihinsel bir meydan okuma ve ruhsal bir arınmadır. Bitirdiğinizde, artık aynı okur olmazsınız. Sizi sarsar, yorar ama en sonunda size edebiyatın ne kadar güçlü bir dönüştürücü olabileceğini gösterir. Herkesin hayatında bir kez o kapıdan içeri girmeyi denemesi gereken, unutulmaz bir başyapıttır.