Birçok açıdan güzel fikirler söylenebilecek yapıda olmasına karşın satır aralarında mevcut olan, yazara, döneme ve kurguya ait olumsuzlukların nasıl bu denli sıradanlaştırıldığını görmek insanı şaşırtabiliyor.
Yazarın kendi dönemine ait dünya görüşlerinden izler barındırıyor olan bu hikaye ile aslında 1922 yılının batı toplumlarına ait insanlarının dünyayı nasıl algıladıklarınıda görebilmekteyiz. Sınıfsal ayrımcılığın hala kemikleşmişcesine işleyebilir olması, beyaz Avrupa'lı insan ile diğer insanların arasında asla aşılmaz bir duvarın olduğunu hissettirmesi, "efendilerinin" arzularını gidermek için seçilen bölge kadınlarının kutsal seçilmişlerin saflığına varan tepkilerinin çarpık bir şekilde görmezden gelinerek onları beyaz Avrupalı kadınlar nezdinde bir değerinin olmayacağının düşündürülmesi, sadakatsiz olan bir kadının girdiği yolda seçimlerinin sonucuyla yüzleşemeyecek kadar korkak olması ve bunu kibirle gizlemeye çalışması, kendisinden yardım isteyen birinden iradesizliğinden ötürü faydalanmak isteyen bir erkeğin anlamsız çırpınışlarını okumaktayız.
Yazar bu çarpıklık içerisindeki dünyayı o kadar saf bir kabullenişle(sanırım bu davranışların dönemin normali olmasından ötürü) kurgulayıp, gizemle harmanlayarak, tutku ve bazı kısımlarda ilk görüşte aşkıda anımsatacak düzeyde işleyebilimiş ki açıkcası övgüyü hakkediyor. Betimlemelerinin derinliği, ruhsal kaygıların tarif edilirkenki tasvirleri okuru hikayenin basitliğinden uzaklaştırıp büyük beklentiler içerisinde tutabiliyorda. Fazla beklenti olmadan okunabilecek bir eser.