Gönderi

Puan vermedi·384 syf.··
2025 19. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 25 Temmuz 2025 12:43
Kadın, “bunaltıcı düşlerden uyandığı” bir sabah, hiçliğe dönüşmüş olarak buldu kendini. Artık bir adı yoktu, düşüncesi, benliği, arzusu yoktu ama bir rahmi vardı. Yaşamını kolonilere sürülmeden, öldürülmeden, Damızlık Kız olarak sürdürmesini sağlayan rahmi. Artık âşık olmayacaktı, sevmeyecekti, onaylanmış bir dilin ötesine geçmeyecekti. Duvarlara asılmış sıra sıra cesetler, tek gerçeğin savaş ve üreme olduğunu hatırlatıyordu. Özgürlük hatırlanmayacak kadar uzaktaydı… Anlatılan bizim hikâyemizdi… Şule’nin, Pınar’ın, Özgecan’ın, Münevver’in, Ayşe’nin… Damızlık kızın öyküsü feminist bir distopya mıydı yoksa o kadar da uzakta olmayan gerçek dünyanın içinden bir kurgu mu? Kadınların sınıflarını ifade eden üniformaları mıydı eseri distopik hale getiren, yoksa komutanlar mı, yoksa rejimin keskin kuralları mı? Anayasanın ortadan kalktığı dini temellerin yeniden düzenlenerek rejimin temeline oturtulduğu yeni toplumsal sınıfların üretildiği, militarize edilmiş erkek egemenliği altında kadınların hiyerarşik olarak kendilerince yeniden düzenlendiği düzen sahiden fütüristik mi? Tecavüzlerin bir ritüel halinde olması mı distopyayı doğuran. Bir rejim değişikliği söz konusu olduğunda ilk sözü kadınlar üzerinde olan, onların tüm haklarının kısıtlanması, mülklerinin ellerinden alınması, bankadaki varlıklarına el konulması -pardon kimin himayesinde ise o kadın, onun üzerine -Eş’lerin- üzerine aktarılması- bırakın maddi manevi varlık ve haklarını kendi bedenleri üzerinde bile bir başkasının fütursuzca söz sahibi olması mı hikâyeyi distopikleştiren. Beyin yıkayan kahverengi kostümlü teyzeler yalnızca distopik bir hikayenin kahramanları mı? Genç kızların hayatına dair onların üzülmemesi ve mutluluğuna dair temellenen konuşmalar, dini gerekçelerle yaratılan tanrının sevgisinin ve onayının da kazanılması üzerine öğütler yalnızca yaratılmış bir karakterin sözleri mi sahiden? Çocuk doğurma çağını geçmiş ya da kısır kadınların marthalar olarak anılması mı? Bir isim koymayınca, sınıfları kostümle ayırmayınca mı kalkıyor sınıf sistemi. Ya da bu denli keskin sınırlarla mı başlıyor illa sınıfsal düzen… Evet bugün oturduğumuz koltuklarda, dâhil olduğumuz sosyal ortamlarda, klavyeler başında bir şeyleri yazarken, okurken, yaratırken gerçekten de distopik bir eser Damızlık Kızın Öyküsü… Ama içten içe bir sızıyla bugün içinde yer aldığım ülkenin başka sokaklarında başka mahallelerinde belki başka semtlerindeki öykülerinde fütüristik olamayacak kadar bugünden… Distopik olamayacak kadar sahici… Üstelik modern kabul edilen belki de imrenilen bir ülkenin yazarının kaleminden… Kadın olmak kişinin çok içinden hissettikleriyle müsemma… Margaret Atwood’un kaleminden okuyunca ne doğdunuz ülke, ne de dâhil olduğunuz ekonomik ya da sosyal statünüzün kadın olarak hissettirilenleri azımsatmadığını düşündürüyor. Müdahalenin ve tahakkümün boyutları kişinin eğitim seviyesiyle, ekonomik seviyesiyle, sahip olduğu standartlarıyla sosyal çevresiyle de denli değişken olsa da hissettirdiği duygu benzer. Sosyo-ekonomik durum, ya da eğitim ve kültür seviyesi yalnızca tahakkümün ya da müdahalenin şeklinde değişkenlik yaratıyor. Ama bıraktığı iz eş. İçimdeki sızı epey duygusal bir taraftan…. Evet, romanda şiddetin boyutu, keskinliği, ya da yasal çerçevede korunur olması ürkütücü, tüyler ürpertici seviyede. Ama satır arasında bugünden izler bulmak daha ürpertici… İç acıtıcı… Can yakıcı…
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Doğan Kitap · 201914,7bin okunma
··
49 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.