Gönderi

50'lerin Edebiyat Dergilerine Derli Toplu Bir Bakış
10/10
·194 syf.··
2025 9. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Temmuz 2025 15:00
1950’ler Türkiye’sinde Edebiyat Dergileri Aslı Uçar Pekmen’in Bilkent Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü’ndeki lisansüstü çalışmalarından derlenmiş bir kitap. Kitabın giriş bölümünde 1950’li yılların genel durumu anlatılıyor. Özellikle siyasette ve sanatta bu dönem yaşanan gelişmeler üzerinde duruluyor. İkinci Dünya Savaşı sonrası başlayan Soğuk Savaş Dönemi, Türkiye ile Amerika arasındaki yakın ilişkiler ve Amerikan destekleri, çok partili rejime geçiş ve Demokrat Parti’nin iktidara gelmesi, bunların yanı sıra özellikle modernizm ve postmodernizm gibi edebiyat ve sanat akımlarının popülerleşmesi 1950’lerin Türkiye’sinde önemli gelişmeler olarak göze çarpıyor. Yine köy edebiyatının yaygınlaşması, köyden kente göç gibi toplumsal konular da bu dönemin edebiyatına yön veren diğer önemli gelişmelerdendir. Hâliyle tüm bunları yan yana koyunca 1950’lerde ortaya çıkan edebiyat dergilerinin de bu konular üzerine yoğunlaşması gayet normaldir. Kitabın 1. bölümünde edebiyat dergileri üzerine yapılan bazı araştırmalara yer verilmiş. Türkçe ve yabancı kaynaklardan bahsedilmiş. Bu alanda Türkçe kaynakların azlığı da dikkat çekicidir. Yazarın belirttiğine göre edebiyat dergilerinin ayrı bir yazınsal tür olarak incelenmesi, yeni ve gelişmekte olan bir çalışma alanıdır. Kaynaklar ve Yöntemler adını taşıyan bu bölümde daha ziyade yabancı kaynaklar üzerinde durulmuştur. Yazar, bu çalışmada nasıl bir yöntem izleyeceğini de bölümün sonunda belirtmiştir. Yazar kişilere ve kişiler arası ilişkilere değil, dergilere ve dergiler arası ilişkilere odaklanan bir yaklaşım benimsediğini belirtiyor. Çalışmada 1950’li yıllara damgasını vurmuş 5 edebiyat dergisi inceleniyor. Bunlar sırasıyla; Hisar, Varlık, Mavi, Yeditepe ve Pazar Postası adlı dergiler. Tabii bunların içerisinde Pazar Postası’nın ayrı bir yeri var. Aslında ‘‘Haftalık Siyasi Gazete’’ olarak yayın hayatına başlıyor. Daha sonra derginin ‘‘Sanat-Edebiyat’’ köşesi yavaş yavaş genişlemeye başlıyor ve siyasi bir dergi-gazete olan Pazar Postası’nda edebiyat ciddi bir yer tutmaya başlıyor. Zaten İkinci Yeni şiir anlayışının kalesi olarak da bilinen Pazar Postası’nın Türk şiiri için çok önemli bir yeri var. Poetikalar başlıklı bu 2. bölümde bu dergiler sırasıyla ele alınıyor. Yayın hayatına başlangıç tarihleri, sayfa sayıları, fiyatları, sahipleri ve editörleri, edebiyat ve sanat anlayışları hakkında bilgiler veriliyor. Poetika kelimesi de basitçe şiir anlayışı olarak açıklanabilir. İşte bu dergilerin özellikle şiir anlayışlarını bu bölümde görüyoruz. 1950’li yıllarda edebiyatın sadece şiirden ibaret olduğunu söyleyemeyiz belki ama şiir, bu dönemde çok önemli bir yere sahip. Köy edebiyatına yöneliş de bu dönem çok önemli bir yer tutuyor. Hâliyle köyü anlatan romanların da bu dönem için oldukça önemli olduğunu söyleyebiliriz. Bu dergilerin yüklendiği misyon da Türk edebiyatı açısından önemlidir. Yetiştirdikleri edebî şahsiyetler de özellikle dikkate değerdir. Bu dergilerin üçü 1950’de kurulmuştur. Bunlar, Hisar, Yeditepe ve Pazar Postası’dır. Pazar Postası 1950’de kurulmasına rağmen yayın hayatına 1951’de başlar. Mavi, 1952’de yayın hayatına başlarken bu dergilerin atası diyebileceğimiz Varlık ise 1933’te yayıncılık faaliyetlerine başlamıştır ve günümüzde hâlâ yayın hayatına devam etmektedir. Dergilerin tek tek hangi sanat anlayışına sahip olduğunu değinmek istemiyorum. Genel olarak gelenekselden beslenerek yenileşmeyi uygun görenler ve eskiyi tümden tasfiye ederek yenileşmeyi tercih edenler şeklinde bir ayrım yapabiliriz. Tabii bunun yanında dönemin ideolojileri de edebiyat anlayışlarına direkt etki ediyor. Bazı dergiler ve bu dergiler etrafında toplanan yazarlar edebiyatı ideolojiye alet etmemek gerektiğini savunurken diğer bazı dergiler ve bu dergiler etrafında toplanan yazarlar ise ideolojilerini ortaya koymak adına edebiyatı bir araç olarak kullanmayı savunuyor. İşte çalışmanın 3. bölümünde Politikalar başlığında da bu konular ele alınıyor. ‘‘Dergiler Arasındalık’’ ve ‘‘Tartışma mı, Polemik mi?’’ adlı bölümlerde dergilerin birbirleri hakkındaki düşünceleri, sanat anlayışlarının eleştirilmesi gibi konular ele alınıyor. Bu dönemin edebiyat dergilerinde benim en dikkatimi çeken husus, ‘‘Dergilerde’’ ve ‘‘Dergiler Arasında’’ adlı bölümlerde diğer dergiler hakkındaki görüşlere yer verilmesi oldu. Bu bölümlerin başlaması da Nurullah Ataç’la beraber oluyor. İlk kez 1951 yılında Türk Dili dergisinde Ataç tarafından böyle bir köşe yayımlanmaya başlıyor. Hatta öyle ki dönemin dergilerinde önce bu bölümler okunmaya, sırf bu bölümler için dergi satın alınmaya başlanıyor. Dergilerin birbirlerinin poetikalarını eleştirmesi ve karşılıklı yazılarla birbirlerine cevap vermesi dönemin edebiyat zenginliğini görmek açısından önemli. Bu Politikalar bölümünün diğer bir alt başlığı ise ‘‘Tartışma mı, Polemik mi? bölümüdür. Bu bölümde de 4 ana başlıkta dönemin edebî tartışmaları nelerdir, onları görüyoruz. Öncelikle birbiriyle karıştırılan bu iki kelime, polemik ve tartışma, ele alınıyor ve polemiğin aslında daha kişisel olduğu ve faydasızlığı üzerinde duruluyor. İstenen kişisel kalem kavgaları değil, edebî tartışmalardır. Bu dönemde bu iki kavramın birbirine geçmesi sebebiyle yer yer edebiyatın ötesine geçen tatsız polemikler de yaşanmış. 1950’li yıllarda edebiyat dergilerinde en çok hangi konular tartışılmış, biraz da ondan bahsedelim. Yazar bu tartışmaları 4 ana başlık altında incelemiş: ‘‘Köy Edebiyatı’’, ‘‘Güdümlü Edebiyat ve Sosyal Realizm’’, ‘‘Birinci Yeni’’ ve ‘‘İkinci Yeni’’ bu dönemin en önemli tartışma başlıkları olarak yazar tarafından ele alınmış. Köy edebiyatı hem dili yönüyle hem de anlatılanların gerçekliği yönüyle tartışılmış. ‘‘Güdümlü Edebiyat’’ tabiri ilk kez nasıl ortaya çıktı, ne anlatmak istiyor gibi sorular da dönemin önemli konularından biri hâline gelmiş. ‘‘Güdümlü Edebiyat’’ ifadesini edebiyatın belirli bir amaç doğrultusunda, belirli bir ideolojiyi yansıtmak amacıyla ele alınması olarak ifade edebiliriz. Bu da direkt toplumcu gerçekçi edebiyatı karşılamak için bu ifadenin kullanıldığını ortaya koyuyor. Yine buna bağlı olarak toplumcu gerçekçilik ile toplumsal gerçekçiliğin farklı kavramlar olduğu, sosyal realizm konusu başta Attilâ İlhan olmak üzere dönemin önemli sanatçıları tarafından tartışılıyor ve savunuluyor. Türk şiir tarihinde önemli bir yeri olan Birinci Yeni ve İkinci Yeni anlayışları ise bu dönemin belki de en önemli konuları. Yeniliğin temsilcisi olan bu anlayışlar geleneğe bağlı olanlar tarafından yerden yere vurulmuş diyebiliriz. Birinci Yeni dendiğinde belki birçoğunuz için pek bir anlam ifade etmeyecektir. Daha bilinen adıyla Garipçiler ya da Garip hareketi dersek sanırım daha anlaşılır olacaktır. Orhan Veli ve arkadaşlarının başlattığı bu garip şiir, bir kesim tarafından çokça eleştirilmiştir. Hatta eleştirinin ötesinde dalga da geçilmiştir. Garip anlayışının bir yayın organı yoktur. Çeşitli dergilerde şiirleri yer bulsa da İkinci Yeni’nin Pazar Postası gibi belirli bir yayın organları yoktur. Özellikle Hisar ve Mavi tarafından çokça eleştirilirler. Yaptıklarının salt dikkat çekme çabası olduğunu, bu yolla ünlenmek istediklerini söyleyenler de olmuştur. Son tartışma konusu da İkinci Yeni’dir. Onlar da gelenekçilerden nasibini almış, çokça eleştirilmişlerdir ancak onların belki de en büyük artısı Pazar Postası gibi bir yayın organında yer bulmaları olmuştur. Özellikle Muzaffer İlhan Erdost’un İkinci Yeni şiirine çok büyük katkısı olduğunu söyleyebiliriz. İkinci Yeni’nin Birinci Yeni (Garip) anlayışına göre bir diğer artısı da bu dönemde Hisar ve Mavi dergilerinin olmamasıdır diyebiliriz. Hisar 1957’de kapanmıştır. Hisar’ın ikinci yayın dönemi ise 1964’te başlamıştır. İkinci Yeni tartışmalarının yoğunlaştığı dönem ise 1956-1958 yılları arasıdır. Sonuç bölümü ise ‘‘Tartışmalar ve Kuramlar’’ adını taşıyor. Bu bölümde daha çok edebiyat dergileri ve dergicilik ortamındaki edebî tartışmalar nasıl bir kuramsal bağlamda değerlendirilebilir, onun üzerinde durulmuş. Bu bölümde bazı kuramcılar ve kuramlar üzerine detaylı bilgiler verilmiş. Bu son bölüm biraz daha akademik olmuş. Dergilerden kuramlara geçtiğinizde bir nebze sıkılabilirsiniz ancak bu bölüm kısa tutulmuş. Çalışmanın sonunda bir de ‘‘Ekler’’ bölümü var. Burada süreli yayın istatistikleri, yıllara göre edebiyat dergisi sayısı, dergilerin künyeleri, dergilerin ilk sayılarının kapak fotoğrafları gibi içerikler bulunuyor. Bu bölümün devamında ise zengin bir bibliyografya bölümü var. Çalışmada bahsi geçen tüm yazıları detaylı bir şekilde görmek mümkün. Zaten her sayfada dipnotlar eşliğinde de bu bilgiler verilmiş. Bu son bölümdeki istatistikler bir hayli dikkat çekici. 1940-2005 yılları arasındaki hem toplam dergi sayıları hem de türüne göre dergi sayılarının verildiği çizelgede özellikle edebiyat ve felsefe dergilerinin sayıca çok az olduğunu gördüm. 2005 yılında toplam dergi sayısı 5.653 iken bunların sadece 144’ü edebiyat dergisidir. Kaldı ki çalışmada bahsolu nan 1950’lerde bu sayı 77’dir. 2000’lerde durum daha da vahim. Toplam dergi sayısı bu dönem 2.357 iken edebiyat dergisi sayısı sadece 36’dır. Yarım asır geriye gittiğimizde bunun iki katından fazla edebiyat dergisi olduğunu görüyoruz. Teknolojinin gelişmesi, okuryazar oranının ve nüfusun artması tabloyu ileri götüreceğine maalesef durum tam tersi olmuş. Çalışmada 2005’ten sonrası maalesef yok. Günümüzde edebiyat dergisi olarak çıkan ancak ne kadar edebiyat dergisi olduğu tartışmalı birçok dergi de mevcut. Açıkçası bu dergiler nitelik yönünden benim için tartışmalı dergilerdir. 1950’lerin sanat ortamı da sanatçısı da günümüzde maalesef kalmadı. Günümüzde edebiyatın içi de epey boşaltıldı. O dönemin dergi sahipleri bile dergilerden para kazanmadıklarını söylüyor ve bunu sadece edebiyatı, sanatı sevdikleri için yaptıklarını ifade ediyor. Ne kadar doğrudur bilinmez ancak günümüzde dergicilik faaliyetlerinin ekonomik koşullar gereği daha da güç olduğu düşünülürse şu an içinde bulunduğumuz duruma pek şaşırmamak gerekir. Yazarın giriş bölümünde Varlık dergisinin tirajıyla ilgili güzel bir tespiti var. 1950’lerde Varlık dergisinin 7-8 bin tirajı olduğu belirtilmiş. Hisar ve Mavi’nin 2 bin, Yeditepe’nin 500 ila 1.500, Pazar Postası’nın ise 1.000 civarında bir tirajı varmış. O dönem Türkiye nüfusunun yaklaşık 25 milyon, okuryazar oranının ise yaklaşık %40 olduğu düşünülürse o dönemin tirajlarının günümüzden çok çok yüksek olduğu sonucuna vardığımız belirtilmiş. Varlık’ın tirajı okuryazar oranıyla ve nüfusla doğru orantılı olarak artmış olsaydı, bugün 50-60 bin civarında olurdu denmiş. Sanırım o dönemle günümüzü dergicilik açısından kıyaslayıp bir özet yapmak gerekirse bundan daha iyi bir örnek olamazdı. İlgilisine bu kitabı öneririm. Bu dergiler hakkında hiçbir fikriniz olmasa dahi kitabı keyifle okuyabilirsiniz. Kuramlarla ilgili bölüm hariç rahatlıkla okunacak bir kitap. 50’lerde edebiyat dergilerinin önemini anlamak adına keyifli bir çalışma olmuş.
1950'ler Türkiye'sinde Edebiyat DergileriAslı Uçar · Vakıfbank Kültür Yayınları · 201811 okunma
·
312 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.