Gülmek, insanın en şeytani hem de en masum yanı gibi görünür ama Baudelaire’e göre bu masumiyet bir illüzyondur. Gülüş, insanın doğayla arasına çektiği sınırdır. O sınırdan bakarken hem acı çeker hem böbürleniriz. Çünkü düşenin kahkahasında, yere çarpmanın değil, hâlâ ayakta olduğunu sanmanın kibri vardır.
Gülmek, hem yücelmek hem alçalmak… Ama bu yücelik kutsal değil, şeytanîdir. Alçalış ise tevazu değil, gizli bir aşağılama. Baudelaire, gülmenin özünü bu çatışmada bulur: insan güler çünkü kendini üstün görür. Doğadan, hayvandan, hatta Tanrı'dan bile…
Deliler güler, deriz.
Ama Baudelaire’in delisi masum değildir.
Onun kahkahasında çaresizlik değil, Tanrı’ya duyulan küstah bir üstünlük hissi vardır.
Aklını yitirmiş gibi görünür ama aslında her şeyin farkındadır.
Gülüşü, “ben daha yukarıdayım” diyen bir kibir taşıyıcısıdır.
Bu yüzden Baudelaire’e göre gülmek bir bilinç ürünüdür;
ama erdemli bir bilincin değil, kendini merkeze koyan bir benliğin sesi.
Komik olan, yalnızca başkasıdır.
Ve insan, yalnızca başkasına gülerek kendini yüceltir ya da aşağılanır.
...
Her gülüş, görmenin özünden doğar.
Ve aslında, çoktan kaybedilmiş bir iç savaşın ince alayıdır.