Baudelaire bize şunu söylüyor: "Aslında kimseye sevginizden gülmüyorsunuz." Bu oldukça sert bir iddia. Ona göre sokakta ayağı kayıp düşen birine güldüğümüzde, içimizdeki o gizli "ben ondan daha iyiyim, ben ayaktayım" diyen kibirli canavar konuşuyor. Yani gülmek, bir nevi ego tatmini ve başkasının acizliği üzerinden alınan karanlık bir haz.Baudelaire, "Gülmek, insanın tanrısallık iddiası ile sefaleti arasındaki çarpışmadır" diyerek aslında modern psikolojinin temellerinden birini atıyor. Okuduktan sonra, bir dahaki sefere bir şeye kahkaha atarken durup kendinize şunu soruyorsunuz: "Şu an gerçekten eğleniyor muyum, yoksa içimdeki o kibirli dev mi uyandı?"
Gülme eylemi, hem üstünlük hem de zayıflık belirtisidir. Gülme nasıl hem üstünlük hem de zayıflık belirtisi olabilir ki ?
İşte tam bu nokta da bu iki zıt durum gülmeyi oluşturuyor.
Kitabımız bir gülücük gülümsemenin altında neler saklayabileceğini ne anlamlar olabileceğini anlatıyor. Ben okurken biraz anlama zorluğu çektim biraz felsefe okumayı sevmediğimden kaynaklanıyor büyük ihtimal yazarımız çok güzel ve detaylı ayrıntılarla bazı sanatçıları eleştirmiş ve üzerine konuşarak gülümseme komik üzerine durmuştur. Kitabımız bir komedi felsefesidir.
Kitap gülmenin biraz şeytani bir tarafı olabileceğini anlatmaya çalışıyor diyebilirim. En azından başlangıç bölümünde böyle bir söylemi var. Daha sonraki bölümlerde ise öncelikli olarak Fransız ressam ve karikatürüstleri ve eserlerini inceliyor. Diğer Avrupa ülkelerindende sanatçılar yer alıyor az da olsa. Okurken sürekli adı geçen sanatçıları ve eserlerini incelemek için internete girdim. Bu tarz okumaları seviyorum ben. Ancak özel olarak bu konuya ilgili değilseniz sıkıcı gelebilir. Bahsi geçen bazı sanatçıların eserlerine de yer veriliyor kitapta. Keyifli okumalar dilerim.
Bir çokları daha bilmedi nedir tadı
Sıcak bir yuvanın, onlar hiç yaşamadı!.
Charles Baudelaire
Kötülük çiceklerinden bir şiirle başlmk istedim bugun bu kısacık doku kitabımıza
Kötülük çicekleri çoğumuz bu yazarın şiiri olduğunu biliriz
Charles Pierre Baudelaire, Fransız şair, deneme yazarı ve sanat eleştirmenidir. 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden olmasının yanı sıra Edgar Allan Poe'nun eserlerini çeviren öncü sanatçıdır. sembolizmin öncüsü kabul edilen Baudelaire'dir. Romantizm ile sembolizm arasında köprü kurmuş olan ve yapıtlarıyla çağdaşlarını aşarak, doğrudan 20. yüzyıla seslenmiş olan şairin şiirlerinin oluşumunda temel yaratıcılık noktası zengin imgelem gücüdür.
Sembolizmin özellikleri nelerdir?
Gerçeklerden kaçma, hayale sığınma, çirkinlikleri hayal yardımıyla güzelleştirme, bunlara bağlı olarak ortaya çıkan karamsarlık, sembolizmin en belirgin özelliklerindendir. Durgun sular, ay ışığı, alacakaranlık, tan ağartısı, perdede gezinen gölgeler başlıca temalarıdır.
Yazar
Gülmenin Cevheri Üzerine kitabında Yaşamının hastalıklar ve yoksullukla başa çıkmaya çalıştığı zorlu yıllarında yazdığı bu felsefi metinde Baudelaire, mutluluk göstergesi olarak değerlendirilen gülme tepkisini bambaşka bir açıdan, insanın şeytani yanını açık eden bir gözlemcilikle ele alır..
Gülümsemenin bize ne kattığı ve düşünsel izlenimini okuduk..
#iyiokumalar
kitabın ilk 25 sayfası gerçekten gülmenin cevheri üzerine düşünülmüş ve bir bakıma felsefesi yapılmışsa da 25. sayfasından sonra bazı sanatçıların karikatürlerini incelemeye koyulan yazar maalesef( kitabın hazırlanışında da bir çok eserin konulmadığı veya Siyah-beyaz bulanık konulduğu için) kendi kendine konuşur duruma düşmüş ve kitabın muhteviyatını zayıflamıştır.
Gülmek, insanın en şeytani hem de en masum yanı gibi görünür ama Baudelaire’e göre bu masumiyet bir illüzyondur. Gülüş, insanın doğayla arasına çektiği sınırdır. O sınırdan bakarken hem acı çeker hem böbürleniriz. Çünkü düşenin kahkahasında, yere çarpmanın değil, hâlâ ayakta olduğunu sanmanın kibri vardır.
Gülmek, hem yücelmek hem alçalmak… Ama bu yücelik kutsal değil, şeytanîdir. Alçalış ise tevazu değil, gizli bir aşağılama. Baudelaire, gülmenin özünü bu çatışmada bulur: insan güler çünkü kendini üstün görür. Doğadan, hayvandan, hatta Tanrı'dan bile…
Deliler güler, deriz.
Ama Baudelaire’in delisi masum değildir.
Onun kahkahasında çaresizlik değil, Tanrı’ya duyulan küstah bir üstünlük hissi vardır.
Aklını yitirmiş gibi görünür ama aslında her şeyin farkındadır.
Gülüşü, “ben daha yukarıdayım” diyen bir kibir taşıyıcısıdır.
Bu yüzden Baudelaire’e göre gülmek bir bilinç ürünüdür;
ama erdemli bir bilincin değil, kendini merkeze koyan bir benliğin sesi.
Komik olan, yalnızca başkasıdır.
Ve insan, yalnızca başkasına gülerek kendini yüceltir ya da aşağılanır.
...
Her gülüş, görmenin özünden doğar.
Ve aslında, çoktan kaybedilmiş bir iç savaşın ince alayıdır.
Charles Baudelaire (9 Nisan, 1821 - 31 Ağustos, 1867) 19. yüzyılın en önemli Fransız şairlerinden.
1821'de Paris'de doğdu. Mutsuz bir çocukluk geçirdi. Babası 1827'de öldü. 1839'da okuduğu okuldan disiplinsizlik yüzünden atıldı. Hukuk öğrenimi görmeye zorlanan Baudelaire, buna başkaldırarak Quartier Latin'de bohem bir hayatı seçti. Burada Frengiye yakalandı. 20 Yaşında Hindistan'a gitmek üzere yola çıktı. 1842'de Fransa'ya döndü. Sonradan metresi olan Jeanne Duval ile tanıştı. Babasının mirasını aldı ancak bu parayı hesapsızca harcadığı için ailesi miras hakkını geri aldı.
1846'dan sonra Kötülük Çiçekleri kitabına girecek şiirlerini yazmaya başladı. 1847'de Edgar Allan Poe'yı keşfetti ve eserlerini Fransızcaya çevirmeye başladı. 1848'de devrimcilerin yanında yer aldı. 1857'de Les Fleurs du Mal (Kötülük Çiçekleri) (Elem Çiçekleri) kitap olarak yayınlandı, içindeki altı şiir kamu ahlakına aykırı bulunduğu için Baudelaire hakkında dava açıldı.
1860'da Yapay Cennetleri yayınladı. Bu eserde de uçlarda gezinen bir kişilik sergiledi. Bir tür otobiyografi olan "Çırılçıplak Soyulan Yüreğim" üzerine çalıştığı ve 1862'de "Paris Sıkıntısı" adıyla düzyazı şiirlerini yayımladığı sırada frenginin yan etkileri giderek kendini daha fazla hissettirmeye başladı. İki yıl kaldığı Belçika'dan dönüşünde felç olan sanatçı 31 Ağustos tarihinde Paris'te 46 yaşındayken öldü.
Mezarı Paris Cimetiére du Montparnasse'dadır.
Yaşadığı dönemde kurulmakta olan modern Paris'in metropol yaşantısı üzerine inşa ettiği edebiyatı ve eleştiri yazıları modernist estetiğin habercisi sayılır. Şiirlerini derlediği Kötülük Çiçekleri (Les Fleurs du Mal-1857) ve Paris Sıkıntısı (Le Spleen de Paris-1869), Rimbaud'dan Mallarmé'ye, Yahya Kemal ve Cahit Sıtkı Tarancı'ya kadar pek çok şairin çarpıldığı, 20. yüzyıl edebiyatının en etkili kılavuzları olur. Gerek klasik geleneğe, gerekse egemen çağdaş zihniyetlere karşı isyanı ve gerçekliğe kafa tuttuğu imgelemi, zamanında şiirlerinin yasaklanmasına kadar varan düşmanlıklar uyandırır. Sonradan bu başkaldırı ve imgelem, avangard sanat ve edebiyatın çekirdeğini oluşturacaktır.