1802-1884 arasında yaşamış Fin fizikçi, filolog, doktor ve şair Elias Lönnrot tarafından derlenmiş ve yazıya geçirilmiş Fin Halk Destanı niteliğinde epik bir destan-şiir olan KALEVALA mitolojik olarak çok orijinal ve otantik bilgiler içeriyor.
50 Runo’dan(Şiirsel destan bölümü) oluşan ve 800 sayfaya yakın büyük bir destan.
Denilir ki:
“Lönnrot, en çok Finlandiya, Karelya, Kola Yarımadası ve Baltıklar'da gerçekleştirilen çeşitli keşif gezileri sırasında Fin sözlü geleneklerinden toplanan kısa halk şarkıları ve şiirlerinden Finlandiya'nın ulusal destanı Kalevala'yı derlemesiyle bilinmektedir. “
Bir çok destanda olduğu gibi bu destanda da insanların ve dünyanın yaratılışı süreçleri işlenmiştir ancak diğer destanlardan ayrılan bir yönü var ki gerçekten çok önemli:
“Dünyayı sözlerle değiştirmektir.”
“Kalevala’daki 50 şiirin neredeyse tamamında yer alan ozan Väinämöinen, koşuk/şarkı söyleyerek büyü yapar, sözlerle savaşır ya da tekne yapmak için sözler arar. Fin halkının o topraklara yerleşme ve paganlıktan Hıristiyanlığa geçiş sürecini anlatan destanda, Homeros’un İlyada’sından farklı olarak sadece iki halkın çatışmasını değil aynı zamanda dostlukları, evlilikleri ve kültürlerinin kaynaşması da anlatılır.”
Kalevala’nın Fin kültüründe ve Fin ulusal bilincinde ayrı bir yeri vardır.
Demirci İlmarinen’in sanatıyla çok ileri imkanları mümkün kılması,
Ozan Mainemöinen’in söz ile savaşması ve maddeye hükmetmesi, Mainemoinen’in annesinin parçalanmış cesedini denizden toplayıp beden bütünlüğünde bir araya getirerek diriltmesi, ölüm diyarına gidip gelinmesi, insanları güçlü kılan ve doğaya hakim kılan SAMPO adıyla bilinen aletin yapılmış olması gibi bir çok orijinal özelliklere sahip değerli bir destan. Olağanüstü niteliklerle örülü destan runoları/koşukları sonunda İsa gibi babasız dünyaya gelen bir çocuktan bahsediliyor. Ozan mainemöinen’in itirazına rağmen vaftiz edilen bu çocuk Kaleva kralı yapıldığından tanrısal ozan topluma küserek, kayığına binerek gök tabakasının üst kısımlarına çıkar ve kendisine yine ihtiyaç duyacakları zamana kadar gelmeyeceğini söyler.
Ayrıca Mainemöinen’in ilk tanrıça İlmatar’ın oğlu olması ve annesinin karnında ve denizlerde(yani suda) 730 yıl kaldıktan sonra dünyaya doğması da üzerinde düşünülecek bir aktarım gerçekten.
Bence okunmakta değer bir kitap.