-Zekatını vermeyen hırsızdır! Çünkü zekat, aslında fakire fukaraya verilecek paraya bir diğer Müslüman'ın yaptığı emanetçiliktir zamanı gelene kadar.
-Mehmed Zahid Kotku Hazretleri (rhm), zekatı bir köprü geçiş ücretine benzeterek anlatıyor Müslümanlara. Buradaki köprünün sırat köprüsü olduğu da aşikardır.
-İslam fıkhında zekatın yeri çok açıkdır. Hz. Ebubekir (ra) zekatını vermeyenlere savaş açması ya da İslam Devleti'nin zekatı cebren toplama hakkına sahip olması bunların en güzel örneklerindendir.
-Zekatın nasıl verileceğine dair tüm hükümleri öğrenme meselesini ilmihal kitaplarına bırakan Mehmed Zahid Kotku (rhm), bu risaledeki konuşmalarında sadece zekatın önemine dikkat çekmeye çalışmıştır.
*** Hadis-i şerif
Hiç bir mal ne karada ne denizde telef olmaz ancak, zekatın hapsi ile olur (yani zekatı vermemek ile olur).
***Sa'lebe'nin hayatından varlığında imtihan oluşuna dair rivayet
Hz. Peygamber (sav) zamanında Sa'lebe adında bir fakir vardı. Camiden çıkmaz, beş vakit namazını cemaat ile kılar idi. Adını da camii güvercini koymuşlardı. Bir gün sabah namazını kılınca hemen camiiden çıkar iken Resulullah gördü de:
-Ne o münafıklar gibi hemen çıkıyorsun diye hitapta bulundu. O da;
-Ya Resullullah evde hanım efendinin de gömleği yok ikimizin bir gömleği var. Acele edişimin sebebi gömleği hanımefendiye vereceğim de o da kılsın. Dua buyurun da Allah u Teala bizlere bolluk versin de ben de şöyle ikram ve ihsanlarda bulunurum, dedi. Cenab-ı Peygamber de ona, haline şükretmesini tavsiye buyurdular ve :
-Ya Sa'lebe azının şükrünü eda; çoğuna güç yetirememekten hayırlıdır, dediler. Fakat bundan ders alamayan Sa'lebe:
-Vallahi Ya Resulullah seni hak olarak ba's eden Allah'a kasem ederim ki Allah bana mal verir ise her hak sahibinin hakkını ifa edeceğim.
Cenab-ı Peygamber Efendimiz de dua buyurdular, koyun aldı. Üredi, üredi Medine civarına almadı, diğer uzak yerlere gitti. Evvela cemaatten sonra da cumadan dahi kaldı. Efendimiz (sav) sordu. Dediler ki:
-Malı çoğaldı buraları kafi gelmedi uzaklara gitti. O zaman Resulullah Efendimiz:
-Yazıklar olsun ya Sa'lebe! buyurdular. Sonra da zekatlarını almak üzere adamlar yolladı ise de Sa'lebe verdiği sözü unutup:
-Bu cizyedir ve ya cizyenin kardeşidir; deyip vermedi.
Bakınız sonra götürüp Peygamberimize vermek istedi ise de Resul-i Ekrem Efendimiz.
-Allah senin sadakanı (zekatını) almaktan men eyledi deyip sadakasını kabul etmediler.
Sa'lebe'nin bu halini nifak addettiler. Evvela verdiği sözü tutmadı sonra da Allah'ın emri olan zekata cizye dedi. Bu nedenle sadakasını ne Ebu Bekir (ra) ne de Ömer (ra) ne de Osman (ra) kabul ettiler. O da gözlerini dünyaya hüsran ile yumarak gitmiştir.
***Zekat vermeyenlerin kıyamet günü hallerine dair (hadis-i şerif)
Altın ve ya gümüş sahiplerinin zekatlarını vermeyenler kıyamet gününde ateşte kızdırılmış demir levhalar ile dağlanacaklar ve her levha soğudukça tekrarlanacak ve bu kızgın levhalar ile yanları, alınları ve arkaları vurulur. Bir günün elli bin sene olduğu bir zamanda. Hatta kulların hesabı bitinceye kadar. Sonra yolları ya cennet ve ya cehennem olur.