Z Raporu
Hayatın üstünü örtmeye değil, çırılçıplak bırakmaya yazılmış bir kitap.
Bu kitap kısa bölümlerden oluşuyor diyorlar. Evet, kısa. Ama cümleler değil, sen uzuyorsun.
Bazı satırlarda boğazın düğümleniyor, bazı satırlarda kendi hayatına dönüp bakarken yakalıyorsun kendini. Yani Ali Lidar, kitabı yazarken “ben ne yaşadım?” diye değil, “biz ne hissediyoruz?” diye oturmuş sanki.
Mizah var mı? Var. Ama o mizah “güldürmek için” değil; tam da yaradan kaşırken acıyı hafifletmek için. Küfür var mı? Var. Çünkü bazen edebi cümleler kifayetsiz kalır; küfür, gerçek olur.
Bir bakıyorsun sayfada Nietzsche var, Cüneyd El Bağdadi var, Wittgenstein var… Ama onların yanında mahalle köşesinde içini döken bir dost da var. Bu karışım “fazla mı?” diyorsun önce, sonra anlıyorsun: Hayat da tam böyle değil mi zaten?
Ve bazı bölümler var ki.. mesela “Ramazan” boğazına oturuyor. Gözünden yaş gelmiyor, ama göğsünde bir sıkışma kalıyor. Ali Lidar’ın sihri burada: Gözyaşına izin vermiyor, ama unutturmuyor.
“İnsan bazı günler yaşamakla sürüklenmek arasındaki farkı unutur.”
İşte böyle bir cümle geliyor, elin kitaba düşüyor.
Z Raporu, kısacası, bitirince yerine koyduğun ama içinden çıkamadığın kitaplardan. Bir anlamda senin de gün sonu raporun oluyor.