Benim iyi dostum gece ışıklarıdır. Ben buradan bakarım bir sır gibi kapanan geceye. Susmayı ne kadar seviyorsam o kadar severim ışıklara bakmayı. Tüm lambalarımı söndürür bir sitem gibi otururum. Belki küçücük bir mum, arada bir. Geceye yenilmemek için mi, geceyi çoğaltmak için mi, kim bilir... Yalnızlığın simsiyah gözleriyle bakarım. Dünyada ne kadar ayrılık varsa son sözlerini büyütür büyütürüm. Ey karşılıksız içtenlik, her aşkın üzerine oturduğu kaide sensin, bilirim... Susarak ya da konuşarak yaşadıklarımız, payını bizden geceleri alıyor sanırım. Sonra neden sevinçler değil de acılar gidip gidip geçmişten karşılık bulur kendine? Ve neden insan, ne kadar acı geçerse geçsin, çocukluğunu okşar durur yaşlandıkça? Geceyi seyrede seyrede öğrendim ki ışık insanın içinde yanmıyorsa yüzüne vurmuyor...
Dışarılıklı giysilere kuşkuyla bakarım hep. Gözlerimi dilimin yerine koydum koyalı insanlara uzak gelmeye başladım... Yüzünü korkusuzca yağmura tutan birisini görmedim yıllarca. Öyle çabuk dönüp gidiyor ki insanlar... Sesiniz ağzınızda ıslık çalıyor. İçtenliğimden aldım en çok yarayı. Güvenlik duygusundan başka akçesi, metaı olmayan bu pazaryerinde, kiminle hangi acıyı yürüyebilirsin ki...
Şükrü Erbaş