·109 syf.··Beğendi
···Okunma: 26 Temmuz 2025 01:22 3 fotoğraf analizi ile başlayıp 3 Günce ile devam eden roman, başkarakter Yozo'nun yaşam öyküsüne, sorgulayarak şahitlik etmemizi sağlıyor: Karakteri yargılar gibi sorgulamak değil de karakterle birlikte toplumsal yapıyı, içimizi, dışımızı, içimize attıklarımızı ve dışında kaldıklarımızı...
Osamu Dazai'nin biyografisinden anladığım kadarıyla yazarın ailesiyle ve toplumla ilişkisini, sıra dışı yaşam tarzını, buhranlarını, çözüm yollarını veya düğümlerini kurgusal düzlemde Yozo karakterine yansıttığını düşünüyorum. Romandaki zaman ve mekân seçimleri, ayrıca yazarın bu eseri de dahil eserlerinin bir kısmının Japon edebiyatına özgü kabul edilen, itiraf edebiyatı da denilebilen "ben-roman" (shishōsetsu) tarzı bir eser kabul edilmesi anlatının otobiyografik bir kurgu olduğunu vurguluyor.
Yozo; çocukken aile ve okul çevresine uyum zorluğu yaşayan, günlük şeyleri kafasında tuhaf seslere dönüştüren, ailesini ve çevresindekileri mutlu etmeyi kendi görevi gibi düşünen ve suçluluk yaşayan biri. Birinci Günce'nin daha ilk cümlesi: "Yaşamım utançlarla doludur." (s. 9) Aslında iki türlü suçluluk ve utanç yaşıyor: Koşulsuz sevilmediğini düşündüğü çevresine karşı ve aslını ilan edemediği için yitirmekte olduğu kendisine karşı.
"Sanki sadece ben farklıymışım gibi bir tedirginlik ve korkuya kapılıyorum. Çevremdekilerle neredeyse hiç konuşamıyorum. Neyi nasıl söylemeliyim, bilemiyorum. Böylece aklıma şaklabanlık yapmak geldi." (s. 12)
Yozo; ailesi ve çevresi tarafından görülmemek, duygusal kucaklanma yaşayamamak, huzur ve mutluluk tesisini kendince görev bilip şaklabanlık oyunu oynayarak içindeki huzursuzluğu, sosyal anksiyetesini, kendi özünü kaybetmenin sancılarını ilk yetişkinlik ve yetişkinlik dönemlerinde seçimleri ve toplum akıntısından çıkmak için her çabasında madde bağımlılığına dönüşen batmaları ile insanlığını kaybettiğini ilan eder.
İnsanlığını yitirmek deyimi için toplumda genel kabul gören anlam, başkalarına karşı vicdan ve sorumluluğu unutmak veya bilerek yerine getirmemek vesaire iken bu anlatı diyor ki öncelikle insanın "Kendine" vicdanı, sevgisi, saygısı, sorumluluğu, umudu olmalıdır.
Çocukluk dönemi hayatımızın özütü gibi ve onun üzerine eklenen her şey o konsantreyi çoğaltan su... Neyi çoğalttık büyürken sorusunun cevabı her birey özelinde bir muamma. "İnsanlığımı Yitirirken" sosyal arka planda ebeveyn-çocuk ilişkisinin sağlıklı olduğu, koşulsuz kabul edilmiş ve sevilmiş çocukların kendiyle barışık, kendini tanıyarak öz-şefkatle seçimler yaptığı bir düzenin tam tersini bilmeden yaşayanlardan ve kanıksanmış biçimde yaşayanlardan bir kesittir.
"Toplum nedir ki? İnsanların çoğulu mu? (...)
Toplum ne der!
Toplum değil, sensin bundan utanan.
Böyle şeyler yaparsan, sert olur tepkisi.
Toplum değil, sensin bunları yapan.
Çok geçmez, toplum siler seni.
Toplum değil, sensin beni silecek olan." (s. 64)