·724 syf.····Okunma: 05 Haziran 2026 15:32 Bu kitap bir roman değil. Bir çağrı da değil. Bu kitap, insanın kendi içine düşmesi. Zihnin, dilin, toplumsal rollerin, dostlukların, kayıpların, yalnızlıkların, dalga geçmelerin, ölümle burun buruna yürüyen bir mizahın ağır, karmaşık, sarsıcı anlatısı.
Tutunamayanlar’ı okumak kolay değil. Cümleler bazen sayfalarca sürer, anlatıcı bir oyun kurar, sonra oyunu bozar. Kime anlatıyor, kim anlatıyor, kim dinliyor—hepsi flu, hepsi muğlak. Ama belki de tam da bu yüzden bu kadar kıymetli.
Selim Işık bir karakter değil sadece, bir eksiklik. Bir yokluk hissi. Bir vedanın roman boyunca yankılanan sesi gibi. Turgut Özben’in onun izini sürmesi, sadece bir arkadaşın kaybını anlamak değil; aslında kendini aramaktır.
Zorlandım. Kimi yerlerde anlamaktan çok hissetmeye çalıştım. Ama kitabı bitirdiğimde elimde sadece bir hikâye değil, sanki dağınık bir iç dünya kalmıştı. O yüzden yeniden okuyacağım. Çünkü bu kitap bir kere okunmak için yazılmadı. Zaten bir kere okunarak da bitmiyor.
“Tutunamayanlar’ı anlamak için önce kendi içindeki sessizliği duyman gerek.”
“Bu kitap, anlayana değil; dayanana yazılmış.”