Tolstoy’un kalemiyle ilk kez tanışanlar için bu kitap bir meydan okuma, tanıyanlar içinse bir kalp burkuntusu gibidir.
Birinci ciltte, savaşın ayak sesleri ve barışın iç burkan sessizliği arasında sıkışmış hayatlara dokunuyoruz.
Pierre’in kim olduğunu anlamaya çalışan karmaşık ruhu, Prens Andrey’in yorgun ve umutsuz bakışları, Natasha’nın hayat dolu ama savrulmaya açık duyguları… Her biri yüreğe dokunan ayrı bir hikâye.
Tolstoy bize bir savaş anlatmıyor sadece. O, insanın kendisiyle ve hayatla yaptığı görünmez savaşları da önümüze seriyor.
Bazen bir balo gecesinde, bazen bir mektubun satır aralarında, bazen de bir ölüm haberinde yakalıyoruz o derin duyguları.
Bu cilt bittiğinde kalbimde şu cümle yankılandı:
"Hayat, ne savaş kadar gürültülü ne de barış kadar sessiz. O, ikisinin arasında duran ve kalbimize ağır ağır işleyen bir melodi gibi."
Eğer siz de zamanın içinden akan duygularla yüzleşmeye hazırsanız, bu kitap bekliyor sizi.
---