Baştan yazayım ben kitabı beğendim. Lucy'nin uzun bir süre hastanede yatması gereken bir dönemde, ilgiye desteği ihtiyacı varken yanına gelen annesi ile anımsadığı geçmiş var kitabın merkezinde. Derin yoksullukla geçen bir çocukluk var o geçmişte. Ailenin bu yoksulluk içinde mutsuz olduğuna dair hiç bir iz yok ama. Sadece ebeveynlerin çocuklarını hayatta ve bir arada tutabilmek için bildikleri tek yol olan çalışmaları ve bu çabanın içerisinde sevgiyi sözcüklerle ifade edememiş olmalarının derin yaralarını gördüm ben. Bunu anlatırken seçilen dil öylesine sade ki, o basit yaşamın ancak bu şekilde etkili anlatılacağını düşünmüş olabilir bence yazar. Gerçekten de bu etkiyi yaratmayı başarmış üstelik. Issızlığın ortasında mısır tarlalarının içinde, kalabalıktan uzak, derme çatma bir evde büyürken bir ağacı dost bilmiş biri Lucy. Arkadaşsız, başkalarınca aşağılanarak büyürken tanıştığı kitaplar, onun kendisini daha az yalnız hissetmesini sağlayınca o da insanlara kendini yalnız hissettirmemek için yazmaya karar vermiş daha çocukken. Ailenin üniversiteye gidebilen tek üyesi olmuş. Okudukça dünyası değişmiş. Kendine yeni bir dünya yaratmış ama bu yeni dünya onun ailesi ile arasındaki mesafeyi de açmış. Kendi ailesi olduğunda bile yalnızlık duygusundan hiç kurtulamamış yine de.
Yazarın, Hastanede Lucy'nin annesiyle yaptığı kısa kesik konuşmaların ardında duran hayatı gösterebilme yeteneğini sevdim ben ve yaşadıklarını, duygularını çok iyi hissettim. Amgash serisinin ilk kitabı Benim Adım Lucy. Diğerlerini (Her Şey Mümkün ve Oh William) de okumayı isterim doğrusu.