Şimdi şöyle başlayayım ben bu kitabı okurken çok sıkıldım.Bir an artık dedimki bu kitabın sonu gelmicek heralde ama aklımdan yarım bırakma düşüncesi geçmedi.Kitap aktı gitti.
Ve ve ve tam olarak bu kitabın içerinde vahşet,iğrençlik,şiddet neresindeydi.Hani yok demiyorum ama öyle abartılınan kadar bir şeyde yoktu.İçerisindeki bulunan her şey normal bir polisiye kitapta olan ve olması gereken unsurlar.Sonuç olarak canımlı cicimli bir yaz kurgusu okumuyoruz.Bana kalırsa bu kitabı herkes okur.Öyle bir yaş sınırlandırılması yapılacak kadar vahşet içeren bir kitap değil.
Şimdi kendi düşüncelerime geçeyim.
Kitap kalın ve göz korkutuyor.Ben okurken gerilmedim ya da kitabı bitirip kapağı kapattığımda ağzım beş karış açık kalmadı.Kitaba başlamadan önce hangi ev işini yapıyorsam tekrar devam ettim mxmxmxmxm.
Kitap yorucu.Beni fazlasıyla yordu.Kitabın içinde ordan oraya şu ülkeden bu yere gittik durduk.
Kurgu güzel bir şekilde oluşturulmuş ve kağıda aktarılmış.Şu zamana kadar da her şey harika.Bir diğer harika olan şeyse Jaques Reverdi...
Kitabı sevdim gibiii sevmedim gibii.Heralde sevdim ama bayılmadım sanırım.
Okumanızı tavsiye edersem şöyle ederim beklentinizi çok yüksek tutmayın.O zaman keyif alırsınız :)
Spoiler!!!!!!
Gelelim Jaques Reverdi'ye.Adam kaliteli bir katil.Katilliğin hakkını verdi.Ah bide Marc ihanet etmeseydi.HAYIR GİTTİ BÜTÜN MEKTUPLARI YAKTI.o sıralarda Reverdi'nin gönderdiği 28 mektubun içerisinde yazdığı şu yer "...Sadece seni korumak için telaffuz etmekten çekindiğim üç hece artık beynimin içinde bir bomba gibi infilak ediyor:İhanet"
Hayır Marc aptalsın desem değilsin.Adamın huyunu bilmiyorsundur ondan yapmışsındır diyeceğim yok huyunuda gayet biliyorsun.Başına ne gelse müstahaktı.
Ben Reverdi'yi sevdim keşke sonda fırının içinde yanarak ölmeseydi...
Offff birde kitabın sonu tamamen zorla yazılmıştı.Hani Marc niye arkadaşını ve sevgilisini öldürsün.Sevmiyorum böyle kitapların sonunda ana karakterin bir anda katil çıkmasına.Yeter artık bir kerede siz değil katilin ters köşelerini okuyalım.
Bu yorumlamam da böyle işte...