Adı:
Siyah Kan
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
458
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914332
Orijinal adı:
La Ligne Noire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Siyah Kan
Siyah Kan
Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!
432 syf.
·10 günde·Beğendi
Erkekten fahişe olur mu?

Fahişe, nedir bu fahişe kavramı?

Biliyor musunuz, fahişe kavramından nefret ederim. Çünkü sizin fahişe algılayışınız, kendini satan, para için türlü şekillere giren kadınlara denildiğini biliyorum. Ama bunu yapmayın, en azından geçmişinde üvey babası tarafından tecavüz edilmiş, evde kaçmak zorunda kalmış, tuzaklarla ağına düşürülmüş ya da türlü yollarla bu işe sürüklenmiş, sürüklenmek zorunda kalmış kişilere... Birçoğunuz Suç Ve Ceza kitabını okumuştur. Sonya, güzelim, narin, doğallık ve masumiyet abidesi Sonya ailesi için kendini satmadı mı? Evet, işte böylelerini de tanımlarken malesef 'fahişe' tanımına koyabiliyoruz. Peki erkeğin fahişesi nasıl olur? Aslında hiçbir fark yok. 10 dakikalık zevk, et parçası peşinde koşan ve onu sadece anlık haz için arzulayan bir erkeğin de bir fahişeden farkı yoktur. Aslında kadın pazarlayanlar da, onları türlü yollarla işkencelere tabi tutanlar da ve yararlananlar da birer fahişedir. Kısacası tanım aynı, kişiler aynı, şekil aynı ama cinsiyet farklı.

Kitap hakkında yorumlara gelelim.

Jean'a ait okuduğum ilk kitap. Ve adım gibi eminim, ilk ve son olmayacak.

Ve şimdi bir fahişe tanımı yapacağız, kitabın konusundan ayrılmayarak.

Kitapta, çocukluğunda annesinin bir erkek avıcısı, evet yanlış duymadınız, erkek avcısı bir annenin ve bu manzarayı, inlemelerini, çığlıklarını duyması için hemen o odada bulunan bir dolaba oğlunu(Reverdi) her akşam koyup izlettirerek zevk almasını sağlayan bir fahişenin etkileri altında kalmış bir seri katili anlatmaktadır. Reverdi, çocukluğunda annesinin bu izlenimleri yüzünden şizofreni boyutuna erişmiştir. Çünkü Reverdi, babasının kim olduğunu bilmemektedir. Fahişe, 'Kaç, baban geliyor.' Söylemi aslında her gün dışarıdan farklı erkekleri içine alıp Reverdi'ye seyretmesiyle başlıyor. ''İyi de babam hangisi?'' Reverdi bu fahişe annesi ile 14 yaşına gelinceye kadar sürekli bu anı yaşamaya zorlanıyor. 14 Yaşında kartlaşmış annesi öz oğluna sulanıyor ama Reverdi buna izin vermeyerek ilk deneyimini büyük bir zevkle yaşamaya başlıyor.

Kısaca seri katillere değinelim. Seri katillerin yani yakalanmamış, akıbeti hakkında pek bilgisi olmayanların çoğu, geçmişte, çocuklukta yaşamış olduğu tahribat ve hafızadan silinmeyen görüntülere borçludur. Bu yüzden içlerinde bir iblisle yaşar ve öldürmek onlar için bir gereksinim haline gelmiştir. Onları yadırgayabilir misiniz? Ne yani, sırf öldürdüğü için mi? Daha, daha derine inin...

Seri katillerin bir noktasını daha vermek istiyorum. Korkunç olan cinayet sayıları değil; korkunç olan hayal bile edemeyeceğiniz, görüntü sonrası haftalarca kendinize gelemeyeceğiniz türden işkence ve hazza ulaşmalarıdır. Bütün mesele bu:
#38554895

Son olarak uzatmadan kısa sürede, en kısa sürede demeyeceğim. Zaten nasıl bir kitap olduğunu idrak etmişsinizdir. Alıp okuyun. En azından Tess gibi şişirilmiş(tıbbi terimlerle), abartı konusunda zirvanaya ulaşmış, kurgu ve akışın 0 olduğu bir kitap görmeyeceksiniz.

Yukarıda belirttiğim gibi. Seri katilleri herkes gibi vahşi, cani, iblis, insanlık düşmanı olarak tanımlamadan önce bir profesyonel gibi geçmişine inmek gerek.

''Seri cinayetler işleyen katillerin tek ortak noktası travmatik bir çocukluk geçirmiş olmalarıydı. Aile içi şiddet, alkolizm, terk edilme, ensest...(44)''

Keyifli okumalar.
432 syf.
·6 günde·10/10
Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Elimden bırakmak istemedim. Sayfalar ilerledikçe adeta, "freni patlamış bir kamyonla yokuş aşağı uçuyormuşum" gibi hissetmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim, hafta içi çalışırken nasıl yapsam da bir boş zaman yaratıp kitabı okumaya devam etsem diye düşündüm. Hafta sonunun ilk günü olan bugün de aralıksız okuyarak kitabı bitirdim. Gerçekten de çok özlemişim bu tür kitapları.

Vakit geçirmeden, öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip G./Duvar/ ve "Farklı Türleri Keşfet Etkinliği"ne #28167510 teşekkür ederim. Bir de bu kitabı okumam için üzerimde büyük bir baskı kuran Roquentin/Duvar/'e teşekkür etmeliyim. Evet, teşekkür faslı bittiğine göre yazıma devam ediyorum.

Uzun süredir polisiye roman okumamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam en son Aklından Bir Sayı Tut isimli kitabı okumuştum ve o kitabı da beğenmiş olmama rağmen kendi kendime bir daha bu türden kitaplar okumamaya karar vermiştim. Çünkü bana göre insana olumlu bir değer katmıyor bu türden kitaplar. Ancak bu demek değildir ki, polisiye türü kitaplar gereksiz. Böyle bir kanıya varmak için ahmak olmak gerekir. Kaldı ki, insanların son dönemlerde çoğunlukla tercih ettiği ve en çok okunanlar listesine soktuğu kitaplar da bu türden kitaplar...

Kitabın konusu, hepinizin tahmin edeceği üzere: cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Boşuna ayrıntılı bilgi vermeyeceğim konuyla ilgili. Çünkü tam tahmin edeceğiniz gibi... Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın...

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Açıkçası beni bu konudaki yeteneği ile kendisine hayran bıraktı... Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim.

Kitapta çok beğendiğim bir başka konu ise, bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da azılı bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunuluyor.

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu ise, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde bayılıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanızdır. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Bir de ayrıntılı anlatılan seks sahneleri var. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum.

Küçük yaşlarda okuduğum Jules Verne'in macera kitaplarını saymazsam son zamanlarda bu kadar sürükleyici bir kitap daha okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar resmen kendisini okutuyor ve okuru bir sayfadan diğer sayfaya soluksuz bir şekilde sürüklüyor. Bu türe bu kadar uzak kaldığıma üzüldüm. Tekrar yollarımızın kesişmesi dileğiyle sevgili Jean-Christophe Grangé
432 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Ed Gein, Richard Chase, Jeffrey Dahmer, Ed Kemper vb. vb. vb. İncelememin başında belki de tarihteki en vahşi, en hastalıklı seri katillerden birkaçının ismini okudunuz. Biri kurbanlarının kanını içiyor, biri kurbanlarının derisinden maske yapıyor, bir diğeri kurbanlarının bedenini asitle doldurmak için kafataslarını deliyor. Vikipedi'den okuduğum kadarıyla bu isimlerin neredeyse hepsi küçüklüklerinde ailesi veya çevrelerindeki diğer kişiler tarafından çeşitli yollarla istismar edilmiş. Siyah Kan bu konuyu ele alıyor diyebilirim. Gerilim ustası Christoph Grangé suçun nedenlerine inmeye çalışırken, son derece vahşi bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Christophe Grangé'in Siyah Kan'a kadar 6 kitabını okumuştum ve uzun zamandır da Grangé okumuyordum. Siyah Kan yazarın kitaplarına dönüş için iyi bir tercih olur diye düşündüm. Normalde katilin olayların başında belli olduğu kitapları fazla sevemiyorum, bu durum gizem ve heyecan düzeyini azaltıyor gibi geliyor, Siyah Kan'da da katil ilk bölümden itibaren belli ve yukarıda belirttiğim şeye rağmen bu, kitapta en beğendiğim noktalardan biri oldu diyebilirim.

Kamboçya ve Tayland'da işlediği düşünülen cinayetlerden sıyrılmayı bir şekilde başaran Jacques Reverdi Malezya'da tutuklanır. Bir kadın, Reverdi'nin evinde 27 yerinden bıçaklanmış halde bulunur ayrıca cinayette kullanılan bıçağın üzerinde Reverdi'nin parmak izleri bulunmuştur. Öte yandan Fransa'da bir gazete için çalışan Marc Dupeyrat, son yıllarda kendini cinayet dürtüsünü araştırmaya, katillerle iletişim kurup bu alanda çalışmalar yapmaya adamıştır. Son zamanlarda ise Marc Dupeyrat'ın dikkatini çeken ve zihnine girmeyi istediği tek bir suçlu vardır: Jacques Reverdi. Fransa'dan Malezye'ya uzanan insan avı ve dört bir yanınızı saracak gerilim,  cinayetler ve korkunç psikolojik durumlar.

Bir kişiyi cinayet gibi bir suça itebilecek nedenler nelerdir, katil cinayet sırasında ve sonrasında ne düşünür ya da işlediği cinayetler ile geçmişi arasında ne gibi bir bağ olabilir? Grangé Siyah Kan'da yaptığı psikolojik tahlillerle bu soruların cevabını bir nebze de olsa veriyor. Psikolojik tahlil kısmı sizi korkutmasın çünkü kesinlikle sıkıcı değil aksine dikkat çekici. Geçmişimizde yaşadığımız acı verici olaylar bir şekilde kişiliğimizi ve gelecekteki eylemlerimizi  etkiliyor. Bu kitap belki de, bunun ne şekilde olabileceğinin en güzel örneklerinden.

Başlarda biraz durağanlık olmasına ve olayların,  aksiyonun görece geç başlamış olmasına rağmen Siyah Kan etkileyeciliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Kitap son sayfalarda bile okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor. Yapılan coğrafi bölge tasvirleri, "sihirli sıvı" kan hakkındaki şaşırtıcı detaylar ve hastalıklı bir zihne derinlemesine bakış. Aksiyon, heyecan, ilgi çekicilik, şaşırtıcı bilgiler Siyah Kan'da bir polisiye-gerilim kitabından beklenebilecek her şey mevcut.

Birkaç yıllık aranın ardından Grangé okumaya yeniden başlarken, bu başlangıcın Siyah Kan gibi etkileyici bir kitapla olmasından son derece memnunum. Yakın zamanda yazarın bir diğer kitabı olan Koloni'yi de okumayı planlıyorum. Henüz Grangé ile tanışmamış iseniz bence en kısa zamanda tanışmalısınız. Son olarak yaşanan travmalar ve cinayet ilişkisinden bu kadar bahsetmişken incelememi kitaptan bir alıntıyla noktalamak istiyorum: "Hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz hattâ haklı gösteremezdi."
431 syf.
·9 günde·Puan vermedi
Kötülük, doğumla beraber mi gelir yoksa yaşananlarla kötülüğe mi meyil edilir? Kötüler katıksız kötü müdür yoksa iyilik de taşırlar mı? Peki onlar kötülük yaptığının farkında mı yoksa iyi ve kötü kavramlarına başka anlamlar yükledikleri için yaptıklarının meşru olduğunu mu düşünürler? Kötü birinin, mağdur ettiği kişiden farkı geçmişte daha talihsiz bir yaşam sürmesi midir?

Bir eyleme bir kişi ‘iyi’ derken diğeri ‘kötü’ diyebilir çünkü bu kavramların (iyi-kötü) altını insanlar dolduruyor. Bu yüzden hemen aklıma “gerçekten kötülüğün özü var mı?” sorusu geliyor. İşte bu kitabı merak etme sebebim buydu: bir katilde kötülüğün özünü aramak, görmek istedim.

Şanslıyım ki Marc da benimle aynı amaca sahipti. Reverdi adında bir katilin içindeki kötülüğün gizemini çözmeye çalışan kahramanımız Marc, Reverdi’nin mektupları rehberliğinde Güneydoğu Asya’ya bir yolculuğa çıkıyor. Kimin olduğunu hatırlayamadığım bir söz vardı: “Kötülük, aralayabileceğin bir kapı değildir ardına kadar açılır.” Marc attığı adımların sonuçlarını düşünmüş müydü? Hayır, Marc ateşle oynuyordu.

İlk 150 sayfası konuya duyduğum ilgi ve merak nedeniyle beni kitabın içinde tuttu ancak hareket seven okurların burada biraz sabretmesi gerekecek. Sabırdan sonra yaşanacak olaylar sizi de tatmin edecektir. Bir noktadan sonra uçmaya başlayan bir konu vardı. Kitap, düz bir aksiyonun aksine tatlı gerilimi ve macerasıyla beni memnun etti.

Ayrıca yazar bana dünya haritasını açtırmış; Kuala Lumpur, Bangkok, Kamboçya’nın tam yerlerine baktırmıştır. Kendisi gazeteci olduğu için yaptığı araştırmalar ve bilgi birikimi kitapta hissediliyor. Bilhassa “kan” ile ilgili verilen bilgiler okuyucularda bir hassasiyet oluşturuyor. Hayal gücüyle bilmediğimiz coğrafyaları, bilmediğimiz bölge kültürlerini, araştırmalarını harmanlayarak kitabın içeriğine dengeli bir şekilde yerleştiren Grange bize güzel bir eser sunmuş.
İyi okumalar.
432 syf.
·4 günde·10/10
Hayatımda daha önce hiç bu kadar iyi bir polisiye-gerilim okumadım! Ya Grange bir psikopat ya da ben; bir katili sevmenin başka bir açıklaması bence yok. Bence sınıfının en iyisi, tam bir başyapıt..
431 syf.
·7 günde·Beğendi·10/10
Bu nedir be kardeşim? Bu nasıl bir kitaptır? Yahu öyle yerleri var ki kalkıp birilerini öldüresim geldi.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ama çoktan başka kitaplarını da gözüme kestirdim.İyi ki bu kitabı okumuşum ve bu yazarı tanımışım.Sahiden usta bir yazar.Kitap size sayısız kere 'oha' dedirtiyor.
Profesyoneller profesyoneli bir katil ve onun gizemini ortaya çıkarmaya çalışan bir gazeteci.Hem kadın hemde erkek.Kitap da muhteşem bir ilişki var, okuyanı kitaba bağlayan cinsten.Herkesin okuyup beğeneceğine adım gibi eminim.
432 syf.
·8 günde·Beğendi·Puan vermedi
Gerilim yüklü bu kitapta mideme kramplar girdi okurkenyok böyle bir vahşet dedim.Ayni zamanda kurgudaki detayların güzelliği fazlasıyla etkileyici.Zekice yazılmış mektuplar ve normal bir zekaya sahip olmayan bu katillerin kendilerini anlatma yoluna şaşıp kalıyorum her defasında.
Her polisiye _gerilim adı altında okuduğum kitaplarda ayni histeriye kapılıyorum.Çok zekice,kırk yıl düşünsem aklıma gelmezdi diyecegim olaylar.Siyah Kan da bana bunları hissettirdi.Urpererek okumaya hazırsanız buyrun siz de okuyun .
432 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Merhaba arkadaşlar, güzel bir gün dilerim.
Bu sabah açıkçası türünü çok tercih etmediğim ama dönem dönem "kafa dağıtmak" için okumayı seçtiğim bir kitapla geldim size... Siyah Kan

İlk olarak konudan bahsetmem gerekirse yazarından, Grangé'den anlayacağınız gibi türü; gerilim-polisiye romanıdır.
Diğer birtakım gerilim romanlarından farklı yönleri de var elbette. Öncelikle katil başından itibaren belli, bu nedenle polisiye yönü oldukça zayıf. Polis lafının neredeyse hiç geçmediği gibi katil kim soruları, kanıt toplayıp katili bulma gibi durumlar da söz konusu değildir.
Kitapta asıl önem gösterilen ve gizemli olan ise; katili cinayetler işlemeye iten sebepler, dürtüler nedir ve bu katliamların kendine özgü yöntemleri dır. Tabi ki de birçok gerilim kitabında olduğu gibi burada da katil sıradan bir şekilde değil kendine özgü bir yöntemle bu cinayetleri işliyor, yaptığı katliamı cinayetten çok farklı bir ayinsel arınma olarak görüyor ve her şeyi de buna göre tasarlıyor.
Seri katilin yanı sıra kitapta hayatında tanık olduğu birtakım kanlı olaylardan sonra cinayete ve vahşete karşı aşırı merak geliştiren, anormal beyinlerin işleyişini çözmeye çalışan ikinci bir baş rol karakterimiz daha var, Bu, şöhreti yakalamak ve iyi bir kazanç elde edebilmek için katilin peşine düşen bir gazeteci olarak karşımıza çıkar. O, dönemin gerçek anlamda en kanlı ve ünlü katilini adım adım izler ve kitabı için inceleme konusu yapar.
Bu ikili yan karakterlerle birlikte çeşitli koşuşturmanın bol olduğu, sırların çözüldüğü, kanların döküldüğü sürükleyici bir romanda bir araya gelmiştir.
Oldukça akıcı ve sürükleyici bir dil ile yazılmış. Öyle ki karakterlerin psikolojisi tahlil edilirken ve ruh halleri anlatılırken bile sıkılmadığınızı fark ediyorsunuz.
Kitabın adından da kolayca tahmin edebileceğiniz gibi hikayede kanlı sahnelerden bolca var. Eminim ki kan ve gerilim sevenler, psikopatları okumaktan zevk duyanlar bu eseri seçtiklerinden hiç pişman olmayacaklar.
Bol kitaplı günler dilerim.
458 syf.
·8 günde·Beğendi·10/10
Spoiler

Neden bir insan cinayet işler, kana duyulan bu haz nedendir?

Grange bu romanında bir gazeteci olan Marc'ın Reverde'yi araştırmasın da, bu araştırma sırasında Marc, Reverde'nin zihnine girmek onun bu kurbanları öldürürken neler hissetiğini, yaptığı ilginç ritüelleri anlamaya çalışır. Yazarın bize bu roman da vermek istediği mesaj bence bir katilin, katil olmasında, öldürme dürtüsünde derinlerden gelen kimsenin bilmediği, bilmeden anlayamayacağı travmatik olaylar olduğuydu. Kim anlayabilir ki bambu ağaçlarının hışırtısının, Reverdi, annesinin dolabında saklanırken kıyafetlerirnin verdiği hissi yarattığını. Bu roman, insanların cinayet işlemesinin altında farklı dürtülerinin olduğunu, annenin ve babanın çocuklarının üzerinde ne kadar büyük bir etkisi olduğunu, çocuklarına nasıl rol model olmaları gerektiğini bir kez daha anlamamı sağladı. Reverde'nin işlediği bütün cinayetlerin arkasında sapkın annesinin olması, annesinin onda açtığı tramvatik yaralar... Okurken bir anne daha ne kadar düşebilir, bu kadar da olmaz dedim defalarca. Anne kutsaldır bize yürümemiz gereken yolu görterir ve işte bu gösterdiği yol çok önemlidir. Yaşadığımız her şey, yürüdüğümüz bu yolda başımıza gelir, bazen düşeriz annemizin verdiği güçle geri kalkarız (tabi nasıl kalktığımız da önemli) bu düşüşümüzden hangi dersleri çıkardığımız çok önemlidir. İşte Grange bize bu romanın da bir seri katil olan Reverdenin, duyduğu bu manyakça hazzın altında, bu cinayetleri işlemesine neyin sebep olduğunu bizlere gösteriyor.

Romanın diline gelicek olursam çok akıcı bir dili vardı, sayfaları nasıl çevirdiğimi nasıl ilerlediğimi anlamadım. "Soluk soluğa bir roman" sözünü tam anlamıyla hak ediyor. Roman da bulunan cinayet sahneleri çok detaylıydı, fazlaca tüylerimi ürpertti diyebilirim. Grange'nin insan anotomisine bu denli hakim olup anlatması da romanın havasına bir hayli hava katıyor. Katilin baştan belli olması ise bence çok daha iyi, katil kim diye aramaktansa daha derinlere girip katilin iç güdülerini, zihnini çözmeye çalışmak daha üst bir seviye gibi geliyor bana. Çok müthiş bir romandı, bolca gerilim dolu, okurken sayfaların hızlı hızlı akıp gideceği bir roman. Okuduğum bu tür romanlar arasında en iyisi diyebilirim. Okuduğum ilk Grange romanıydı ve diğer romanlarını da kesinlikle okuyacağım. Okumayı düşünüyorsanız kesinlikle bekletmeden okumanızı öneririm.
Herkese keyifli okumalar...
458 syf.
·14 günde·Beğendi·10/10·
"İnsanı katil etmeyin!"
Derler ya..
Etmişler..
Hemde ne katil.. Bazılarının korkulu rüyası, bazılarını sığınacak limanı, bazılarının ise içinde caniyi ortaya çıkaracak akıl hocası..
Enteresan bir hikaye, tam bitti derken yeniden başlayan cinayetler.. Hayat yolu, arınma odası, gerçeğin rengi...
SİYAH KAN



İyi okumalar..
432 syf.
·Beğendi·10/10
Hayatımda okuduğum en güzel kitaplardan biri.Konusu çok derin ve etkileyiciydi, okuyun ve keyif alın.Şiddetle tavsiye ediyorum.Grange zaten muhteşem bir yazar, bu da onun muhteşem eserlerinden birisi.
Yıkma, öldürme, yok etme hep oralarda bir yerlerdeydi, insan beyninin derinliklerinde. İnsanın genlerinde, ilkel benliğindeydi ve açığa çıkmak için fırsat kolluyordu.
Seri cinayetler işleyen katillerin tek ortak noktası travmatik bir çocukluk geçirmiş olmalarıydı. Aile içi şiddet, alkolizm, terk edilme, ensest...

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Siyah Kan
Baskı tarihi:
2015
Sayfa sayısı:
458
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914332
Orijinal adı:
La Ligne Noire
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Baskılar:
Siyah Kan
Siyah Kan
Güneydoğu Asya'da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır. Siyah kanla çizilmiş bir yol. Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
PARİS. İlk temas. KUALA LUMPUR. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. KAMBOÇYA. Bal ve Fresk. TAYLAND. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! BANGKOK. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi'dir! Ve PARİS. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
ÇABUK SAKLAN, BABA GELİYOR!

Kitabı okuyanlar 6.323 okur

  • Kübra Karaçalı
  • Deniz Deniz
  • Osman k
  • Melda
  • Derviş
  • Aykut pektaş
  • Navruz Erciyas
  • Berke Ünal
  • Şeyma Sert
  • ZeDe

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%17.6
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%28.5
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.4
Erkek
%33.5

Kitap istatistikleri (Bütün baskılar)

Bu baskının istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%40.8 (777)
9
%24.5 (467)
8
%19.5 (372)
7
%9.2 (176)
6
%2.6 (50)
5
%1.6 (31)
4
%0.3 (6)
3
%0.4 (8)
2
%0.4 (7)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları