Adı:
Siyah Kan
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914332
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Ligne Noire
Çeviri:
Şevket Deniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
Paris. İlk temas. Kuala Lumpur. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. Kamboçya. Bal ve Fresk. Tayland. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! Bangkok. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir!
Ve Paris. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
Çabuk saklan, Baba geliyor!
Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Elimden bırakmak istemedim. Sayfalar ilerledikçe adeta, "freni patlamış bir kamyonla yokuş aşağı uçuyormuşum" gibi hissetmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim, hafta içi çalışırken nasıl yapsam da bir boş zaman yaratıp kitabı okumaya devam etsem diye düşündüm. Hafta sonunun ilk günü olan bugün de aralıksız okuyarak kitabı bitirdim. Gerçekten de çok özlemişim bu tür kitapları.

Vakit geçirmeden, öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip G. ve "Farklı Türleri Keşfet Etkinliği"ne #28167510 teşekkür ederim. Bir de bu kitabı okumam için üzerimde büyük bir baskı kuran Roquentin'e teşekkür etmeliyim. Evet, teşekkür faslı bittiğine göre yazıma devam ediyorum.

Uzun süredir polisiye roman okumamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam en son Aklından Bir Sayı Tut isimli kitabı okumuştum ve o kitabı da beğenmiş olmama rağmen kendi kendime bir daha bu türden kitaplar okumamaya karar vermiştim. Çünkü bana göre insana olumlu bir değer katmıyor bu türden kitaplar. Ancak bu demek değildir ki, polisiye türü kitaplar gereksiz. Böyle bir kanıya varmak için ahmak olmak gerekir. Kaldı ki, insanların son dönemlerde çoğunlukla tercih ettiği ve en çok okunanlar listesine soktuğu kitaplar da bu türden kitaplar...

Kitabın konusu, hepinizin tahmin edeceği üzere: cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Boşuna ayrıntılı bilgi vermeyeceğim konuyla ilgili. Çünkü tam tahmin edeceğiniz gibi... Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın...

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Açıkçası beni bu konudaki yeteneği ile kendisine hayran bıraktı... Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim.

Kitapta çok beğendiğim bir başka konu ise, bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da azılı bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunuluyor.

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu ise, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde bayılıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanızdır. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Bir de ayrıntılı anlatılan seks sahneleri var. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum.

Küçük yaşlarda okuduğum Jules Verne'in macera kitaplarını saymazsam son zamanlarda bu kadar sürükleyici bir kitap daha okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar resmen kendisini okutuyor ve okuru bir sayfadan diğer sayfaya soluksuz bir şekilde sürüklüyor. Bu türe bu kadar uzak kaldığıma üzüldüm. Tekrar yollarımızın kesişmesi dileğiyle sevgili Jean-Christophe Grangé
Ed Gein, Richard Chase, Jeffrey Dahmer, Ed Kemper vb. vb. vb. İncelememin başında belki de tarihteki en vahşi, en hastalıklı seri katillerden birkaçının ismini okudunuz. Biri kurbanlarının kanını içiyor, biri kurbanlarının derisinden maske yapıyor, bir diğeri kurbanlarının bedenini asitle doldurmak için kafataslarını deliyor. Vikipedi'den okuduğum kadarıyla bu isimlerin neredeyse hepsi küçüklüklerinde ailesi veya çevrelerindeki diğer kişiler tarafından çeşitli yollarla istismar edilmiş. Siyah Kan bu konuyu ele alıyor diyebilirim. Gerilim ustası Christoph Grangé suçun nedenlerine inmeye çalışırken, son derece vahşi bir dünyanın kapılarını aralıyor.

Christophe Grangé'in Siyah Kan'a kadar 6 kitabını okumuştum ve uzun zamandır da Grangé okumuyordum. Siyah Kan yazarın kitaplarına dönüş için iyi bir tercih olur diye düşündüm. Normalde katilin olayların başında belli olduğu kitapları fazla sevemiyorum, bu durum gizem ve heyecan düzeyini azaltıyor gibi geliyor, Siyah Kan'da da katil ilk bölümden itibaren belli ve yukarıda belirttiğim şeye rağmen bu, kitapta en beğendiğim noktalardan biri oldu diyebilirim.

Kamboçya ve Tayland'da işlediği düşünülen cinayetlerden sıyrılmayı bir şekilde başaran Jacques Reverdi Malezya'da tutuklanır. Bir kadın, Reverdi'nin evinde 27 yerinden bıçaklanmış halde bulunur ayrıca cinayette kullanılan bıçağın üzerinde Reverdi'nin parmak izleri bulunmuştur. Öte yandan Fransa'da bir gazete için çalışan Marc Dupeyrat, son yıllarda kendini cinayet dürtüsünü araştırmaya, katillerle iletişim kurup bu alanda çalışmalar yapmaya adamıştır. Son zamanlarda ise Marc Dupeyrat'ın dikkatini çeken ve zihnine girmeyi istediği tek bir suçlu vardır: Jacques Reverdi. Fransa'dan Malezye'ya uzanan insan avı ve dört bir yanınızı saracak gerilim,  cinayetler ve korkunç psikolojik durumlar.

Bir kişiyi cinayet gibi bir suça itebilecek nedenler nelerdir, katil cinayet sırasında ve sonrasında ne düşünür ya da işlediği cinayetler ile geçmişi arasında ne gibi bir bağ olabilir? Grangé Siyah Kan'da yaptığı psikolojik tahlillerle bu soruların cevabını bir nebze de olsa veriyor. Psikolojik tahlil kısmı sizi korkutmasın çünkü kesinlikle sıkıcı değil aksine dikkat çekici. Geçmişimizde yaşadığımız acı verici olaylar bir şekilde kişiliğimizi ve gelecekteki eylemlerimizi  etkiliyor. Bu kitap belki de, bunun ne şekilde olabileceğinin en güzel örneklerinden.

Başlarda biraz durağanlık olmasına ve olayların,  aksiyonun görece geç başlamış olmasına rağmen Siyah Kan etkileyeciliğinden hiçbir şey kaybetmiyor. Kitap son sayfalarda bile okuyucuyu şaşırtmayı başarıyor. Yapılan coğrafi bölge tasvirleri, "sihirli sıvı" kan hakkındaki şaşırtıcı detaylar ve hastalıklı bir zihne derinlemesine bakış. Aksiyon, heyecan, ilgi çekicilik, şaşırtıcı bilgiler Siyah Kan'da bir polisiye-gerilim kitabından beklenebilecek her şey mevcut.

Birkaç yıllık aranın ardından Grangé okumaya yeniden başlarken, bu başlangıcın Siyah Kan gibi etkileyici bir kitapla olmasından son derece memnunum. Yakın zamanda yazarın bir diğer kitabı olan Koloni'yi de okumayı planlıyorum. Henüz Grangé ile tanışmamış iseniz bence en kısa zamanda tanışmalısınız. Son olarak yaşanan travmalar ve cinayet ilişkisinden bu kadar bahsetmişken incelememi kitaptan bir alıntıyla noktalamak istiyorum: "Hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz hattâ haklı gösteremezdi."
Kötülük, doğumla beraber mi gelir yoksa yaşananlarla kötülüğe mi meyil edilir? Kötüler katıksız kötü müdür yoksa iyilik de taşırlar mı? Peki onlar kötülük yaptığının farkında mı yoksa iyi ve kötü kavramlarına başka anlamlar yükledikleri için yaptıklarının meşru olduğunu mu düşünürler? Kötü birinin, mağdur ettiği kişiden farkı geçmişte daha talihsiz bir yaşam sürmesi midir?

Bir eyleme bir kişi ‘iyi’ derken diğeri ‘kötü’ diyebilir çünkü bu kavramların (iyi-kötü) altını insanlar dolduruyor. Bu yüzden hemen aklıma “gerçekten kötülüğün özü var mı?” sorusu geliyor. İşte bu kitabı merak etme sebebim buydu: bir katilde kötülüğün özünü aramak, görmek istedim.

Şanslıyım ki Marc da benimle aynı amaca sahipti. Reverdi adında bir katilin içindeki kötülüğün gizemini çözmeye çalışan kahramanımız Marc, Reverdi’nin mektupları rehberliğinde Güneydoğu Asya’ya bir yolculuğa çıkıyor. Kimin olduğunu hatırlayamadığım bir söz vardı: “Kötülük, aralayabileceğin bir kapı değildir ardına kadar açılır.” Marc attığı adımların sonuçlarını düşünmüş müydü? Hayır, Marc ateşle oynuyordu.

İlk 150 sayfası konuya duyduğum ilgi ve merak nedeniyle beni kitabın içinde tuttu ancak hareket seven okurların burada biraz sabretmesi gerekecek. Sabırdan sonra yaşanacak olaylar sizi de tatmin edecektir. Bir noktadan sonra uçmaya başlayan bir konu vardı. Kitap, düz bir aksiyonun aksine tatlı gerilimi ve macerasıyla beni memnun etti.

Ayrıca yazar bana dünya haritasını açtırmış; Kuala Lumpur, Bangkok, Kamboçya’nın tam yerlerine baktırmıştır. Kendisi gazeteci olduğu için yaptığı araştırmalar ve bilgi birikimi kitapta hissediliyor. Bilhassa “kan” ile ilgili verilen bilgiler okuyucularda bir hassasiyet oluşturuyor. Hayal gücüyle bilmediğimiz coğrafyaları, bilmediğimiz bölge kültürlerini, araştırmalarını harmanlayarak kitabın içeriğine dengeli bir şekilde yerleştiren Grange bize güzel bir eser sunmuş.
İyi okumalar.
“Çabuk saklan, baban geliyor!”

Şu sıralar gerek okuduğum kitaplarda gerek izlediğim dizi veya filmlerde en çok duyduğum kelime ‘kan’. Siyah Kan’da da ‘kan’ resmen ilahlaştırılıyor. Çeşitli durumlarda akan durumlardaki kanın özellikleri, oksijen miktarına göre kanın rengi gibi şeyler ayrıntılarıyla anlatılıyor. Sadece kanla ilgili bilgiler vermekle kalmıyor; suçlu psikolojisi, ülkelerin kültürlerine ait bilgiler veriliyor.

“Yıkma, öldürme, yok etme hep oralarda bir yerdeydi, insan beyninin derinliklerinde. İnsanın genlerinde, ilkel beyindeydi ve açığa çıkmak için fırsat kolluyordu.” Bu söz bana göre insanın içindeki gizil güçleri tanımlayan en iyi aforizmadır. İnsan sadece fiziksel olarak yok etmiyor, duygusal olarak kendi içinde ya da başka bir kişide bir şeyleri yok ediyor, yıpratıyor, öldürüyor.

“Çabuk saklan, baban geliyor!"

Seri katiller, sabah uyanıp işine giden, akşam işten çıkıp evine dönen, faturalarını yatıran, sportif aktiviteler yapan kısaca normal bir insanın yaşadığı hayatı yaşayan kişilerdir. Peki, normal insan gibi yaşayan bu kişilerin insan hayatına kıymalarının sebepleri neler? Vahşi içgüdü yani ilkel beyne söz geçirememe, dağıtılmış yuva, yıkılmış evlilikler, anne veya babanın erken yaşta ölmesi ya da intihar etmesi, küçükken psikolojik ya da cinsel tacize uğrama, fizyolojik sebepler, kafa yaralanmaları, hormon dengesizliği, genetik bozukluklar, sosyolojik sebepler, mensup olunan sınıftan kaynaklanan öfke gibi sebepler insanın içindeki seri katili ortaya çıkarıyor.

Seri katillerin zekâ düzeyleri her zaman şaşırtmıştır beni. Yapılan bir araştırmaya göre seri katilerin hepsinin ortalama zekâ düzeyinin üstünde oldukları saptanmıştır. Kurbanları seçiş biçimleri, kusursuz cinayet planları ve arkalarında hiçbir ipucu bırakmama konusundaki özenleri onların zekâ düzeyini ortaya koymuştur.

“Çabuk saklan, baban geliyor!”

Seri katillerin özelliklerinden kısaca bahsettik. Şimdi biz de polisiye romana örnek olacak bir katil profili oluşturabiliriz. Neyle ilgilendiğini seçelim önce. Katilimiz serbest dalış ile ilgilenen kendini geliştirerek serbest dalış dünya rekortmeni olmuş bir Fransız asıllı bir erkek olsun. Adı da Jacques Reverdi olsun. Şimdi de genel özelliklerinden bahsedelim. Uzun boylu, kalıplı, nefesini uzunca tutabilen, ortalamanın üstünde bir zekâya sahip. Suç işlediğini düşündürecek ne yaşamış olmalı ki bizim ilgimizi çeksin? Jacques’in annesi bileklerini keserek intihar etmiş. Bu tek başına suç işlemeye sebep gibi durmuyor. Suçlumuzun profilini oluşturturduk ama maalesef Grange bizden önce davranmış Siyah Kan’ın konusunu böyle oluşturmuştur. Araya inanılmaz ayrıntıları serpiştirmiş, bahsi geçen suçları araştırmak ve ortaya çıkarmak için araştırmacı yönünü iyi kullanan Marc Dupeyrat’ı görevlendirmiştir. Geniş psikolojik tahlillere ve cinayet psikopatolojisine ait önemli bilgilere de yer vermiştir. Ve sonunu muhteşem kurgulamış. Bambaşka bir sonla karşı karşıya kalacaksınız. Sanırım Grange bu yüzden bizden daha iyi suçlu profili çıkarıp, olayları kurguluyor.

“Çabuk saklan, baban geliyor!” Bu cümle tıpkı “Kaar neden yağar, kaarr?” cümlesi gibi kitap boyunca kulaklarımda çınladı. Halen de çınlıyor. Siyah Kan okuduğum ikinci Grange kitabı oldu. Gerek yaşattığı duygularla gerek verdiği bilgilerle en sevdiğim kitaplar arasına girmeyi başardı. Etkisinden uzun süre çıkamayacağım. Size de kesinlikle öneriyorum. İyi okumalar.
Hayatımda daha önce hiç bu kadar iyi bir polisiye-gerilim okumadım! Ya Grange bir psikopat ya da ben; bir katili sevmenin başka bir açıklaması bence yok. Bence sınıfının en iyisi, tam bir başyapıt..
Bu nedir be kardeşim? Bu nasıl bir kitaptır? Yahu öyle yerleri var ki kalkıp birilerini öldüresim geldi.
Yazarın okuduğum ilk kitabıydı, ama çoktan başka kitaplarını da gözüme kestirdim.İyi ki bu kitabı okumuşum ve bu yazarı tanımışım.Sahiden usta bir yazar.Kitap size sayısız kere 'oha' dedirtiyor.
Profesyoneller profesyoneli bir katil ve onun gizemini ortaya çıkarmaya çalışan bir gazeteci.Hem kadın hemde erkek.Kitap da muhteşem bir ilişki var, okuyanı kitaba bağlayan cinsten.Herkesin okuyup beğeneceğine adım gibi eminim.
Polisiye roman denilince akla ilk gelen yazarın Grange olması hiç de tesadüf değil. Korku ve gerilimi çok başarılı bir şekilde okuyucuya hissettiriyor. Bu sefer Kamboçya ya yağmur ormanlarının derinliklerine götürüyor okuyucuyu. Rüzgarın yapraklarda çıkardığı hışırtıyı duyabiliyorsunuz. Psikopat bir seri katile mektupla ulaşma çabası ve ona duyulan sempati başına türlü belalar açıyor. Kamboçya, Kuala Lumpur, Bangkok ve Paris'te geçen muhteşem gerilim. Arınma odası, kanın elli tonuna şahit olacaksınız.
Kitap öncelikle yazarın okuduğum üçüncü kitabıydı ,bu yazar kesinlikle her kitabını okurum dediğim nadide yazarlardan birisi her kitabında gerilim yazmada çok usta olduğunu gösteriyo. Bu kitabında anlatılan konu katil cinayetler ,cinayetlerin işlenişi çok orijinal yaratıcıydı ve nasıl bi hayal gücü demekten kendimi alamadım.
Kitabın baş karakteriyle ilgili yazarın verdiği geçmişle ilgili ufak ipuculardan sonunda ne çıkacağını tahmin ettim ama kitap genel olarak hep bi merakla nolacak nolacak diye okudum
Kitabın bende tek eksiği ilk defa bu kitapta akıcı bi şekil okuyamayışımdı,betimlemeler mekan betimlemeleri çok fazlaydı ve bu sıkılmama sebep oldu ve hızlı okuyamadım onun dışında yazarın yine beğendiğim bi kitabıydı gerilim cinayet aşırı aşırı vahşet sahnelerden etkilenmeyen bu tarz gerilim roman sevenlere bu yazarı kesinlikle tavsiye ediyorum mutlaka okuyun
Grange artık en fazla okuduğum 2. Yazar oldu bu kitabın bitmesiyle. Yine tam bir gerilim şaheseri, maceralar ard ardına… Klasikleşmiş bir Grange tarzı. Sizi diyar diyar gezdirecek yazar. Paris’te başlayan macera Kamboçya, Kuala Lumpur derken uzak doğunun coğrafyasının içine gireceksiniz.

Eşini çok büyük bir cinayetle kaybeden Marc ilerleyen zamanlarda başka işler yapar. Cinayetleri araştırmak için gazeteci olur. Her şey bununla başlıyor. Reverdi isimli kadınlara karşı büyük bir şiddetle, onların kanının son damlasına kadar alan, oksijensiz bırakan katille mücadele başlıyor.

Sars virüsünden, Irak Savaş’ına; uzak doğu ülkelerinde cezaevlerinde kalanların zorluklarına, ırkçılığa değiniyor. Müzik, fotoğrafçılık, dalgıçlık, kadın doğum uzmanlığı,mankenlik, böcekçilik hepsini ayrı ayrı tattırıyor. “Her insanda birçok kişilik vardır, içlerinden biri, az veya çok, daha baskındır.” Diyor bir insanda kötülük de iyilik de içindedir ama hangisinin baskın olacağına kendisi karar verir. Ama bir satırda da şu cümleyi kullanıyor. “Gizlenen bir yara insanı güçsüz kılar. “ içinize atmayın diyor yoksa sizi bu attıklarınız yaralar.

Katile karşı duyulan merak ve katili sevmek. Katile dönüşmek. İnsan kötüyü öğrenmek adına da olsa sevebilir ve ona benzeyebilir mi ? Gerçekten suç ve suçluluk psikolojisinin derinden işlendiği, “Hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz, hatta haklı gösteremezdi. “ öldürmenin hiçbir haklı yanının bulunmadığını içeren bir eser.

Hukuksuzluk ve aile içi şiddetin etkisini de bu kitapta yeterince alıyorsunuz. Son bölümlerin benim için sürpriz olmadığını itiraf etmeliyim. Gerçekten çok iyi Grange bu sene tamamlamayı düşünüyorum Grange’yı. Gerilim, Macera dalında bir kitap okuyacağım diyorsanız bu ismi ve bu kitabı seçin derim. Soluksuz bir gerilim şaheseri.
Polisiye/gerilim romanları çoğunlukla seri katillerin bu cinayetleri "nasıl" işlediğinden ziyade "neden" işlediğine odaklanır. "Neden" sorusunun cevabı ile katile -az, çok ya da hiç- sempati duyup duymayacağımız belli olur. "Neden?" sorusu kilit bir sorudur yani.

İşte bu kitap öyle bir kitap değil. Grangé "neden" sorusuna odaklanan kitaplar da yazdı ancak bu kitapta bir katilin, cinayetleri nasıl işlediğine öyle bir eğilmiş ki, eğiliş o eğiliş. Katile karşı yaklaşımınıza elbette bu işe kalkışmasına sebep olan motivasyonunun kaynağı etki edecek ama emin olun ritüeli için neler yaptığı da bu kararınızda etkili olacaktır.
Usta yazardan son derece güzel bir polisiye roman daha. Marc Dupeyrat, çocukluk arkadaşı ve eşinin öldürülmesinden sonra yaşadığı travmalar yüzünden müzisyenliği ve gazeteciliği bırakıp önce paparazzi, sonra da ölüm gazetecisi olmuş biridir. Jacques Reverdi ise eski bit dünya serbest dalış şampiyonu ve kadınları öldüren bir katildir. Malezya'da yakalanan Reverdi kimse ile görüşmemektedir ancak Marc, sahte bir kimlik ve arkadaşının yanında çalışan Hatica adlı bir mankenin fotoğrafı ile ilişki kurar ve Reverdi'nin verdiği ipuçları ile hikayenin büyük kısmını çözer. Ülkesine kaçar ve Siyah Kan adında bir kitap yazar, bu arada Hatica da meşhur olmuştur. Ancak Reverdi ihaneti affetmeyecek biridir ve peşine düşmüştür. Bir saldırıyı atlatırlar ve Marc tekrar komaya girer. Acaba Reverdi ölmüş müdür? Marc zannedildiği gibi masum biri midir? Marc ve Hatica bu işten sağ salim kurtulabilecek midir? Soluksuz okunan bir roman.
Uzak doğuda, yağmur ormanlarındaki bambuların fısıltısı hala kulaklarımda...

Yıllar önce okumuştum bu kitabı ve biter bitmez yazarın dört tane daha kitabını okumuştum...

Müthiş bir gerilim, soluk soluğa okunan bir polisiye. Kalbiniz dayanırsa mutlaka okuyun.
Her insanda birçok kişilik vardır. İçlerinden biri, az veya çok daha baskındır.
Hiçbir ruh hali, öldürme eylemini açıklayamaz, hattâ haklı gösteremezdi.
Jean-Christophe Grangé
Sayfa 39 - Doğan Kitap

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Siyah Kan
Baskı tarihi:
2011
Sayfa sayısı:
432
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789759914332
Kitabın türü:
Orijinal adı:
La Ligne Noire
Çeviri:
Şevket Deniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Güneydoğu Asya’da, Yengeç Dönencesi ile Ekvator çizgisi arasında bir yerlerde bir yol vardır.
Siyah kanla çizilmiş bir yol.
Korkunun ve ölümün hakim olduğu bir yol.
Paris. İlk temas. Kuala Lumpur. Hayat Yolu. Uçuşan ve Çoğalan. Sonsuzluğun İşaretleri. Kamboçya. Bal ve Fresk. Tayland. Arınma Odası. Dünyadan soyutlanmış bu mekanda neler olduğunu anlayacaksınız! Bangkok. Gerçeğin Rengi aynı zamanda Yalanın da Rengi’dir!
Ve Paris. Her şey sona ermedi, yeni başlıyor.
Çabuk saklan, Baba geliyor!

Kitabı okuyanlar 2.557 okur

  • Ender M
  • Albina Yilmaz
  • Kumru
  • Hazal POLATDEMİR
  • Siçil
  • Gülçin Aşkın
  • Beyzanur
  • Caner Aydogdu
  • Esra Demir
  • Ruken Oğuz

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%5
14-17 Yaş
%2.8
18-24 Yaş
%17.6
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%28.5
45-54 Yaş
%8.6
55-64 Yaş
%0.8
65+ Yaş
%1.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%66.4
Erkek
%33.5

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%44.1 (376)
9
%23.7 (202)
8
%17.8 (152)
7
%8.6 (73)
6
%2.7 (23)
5
%2 (17)
4
%0.2 (2)
3
%0.2 (2)
2
%0.6 (5)
1
%0.1 (1)

Kitabın sıralamaları