Jean-Christophe Grangé

Jean-Christophe Grangé

Yazar
8.4/10
18,8bin Kişi
·
66,5bin
Okunma
·
3.690
Beğeni
·
61bin
Gösterim
Adı:
Jean-Christophe Grangé
Unvan:
Fransız Gazeteci, Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 15 Temmuz 1961
Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 15 Temmuz 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.

Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994'te yayımlandı. Bu kitap Fransa'da 450.000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.

Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001'de yapan ve 20 dile çevrilen Kızıl Nehirler'di. Roman beyazperdeye taşındığında yönetmen koltuğunda Mathieu Kassovitz, başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.

Grangé'ın üçüncü romanı Taş Meclisi, Eylül 2000'de piyasaya çıktı ve Fransa'da kısa sürede 150.000 adet sattı.

Türkiye'de Ağustos 2001'de yayımlandı. 2006 yılında Stéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Monica Bellucci, Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Sami Bouajila, Elsa Zylberstein, Nicolas Thau, Tubtchine Bayaertu, Laurent Grévillgibi güçlü isimler yer aldı.

2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.

2003 yılında Kurtlar İmparatorluğu'nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan'ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu'nda Jean Reno'nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003'te yapıldı.

Grangé'ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Siyah Kan ise Mayıs 2005'te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.

Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Şeytan Yemini Türkiye'de ilk baskısını Ağustos 2007'de yaptı.

Sonraki kitabı Koloni, Ağustos 2009'da Türkiye'de satışa çıktı.

Bir sonraki kitabı Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.

Yazarın 2011 yılında çıkan ve Türkiye'de de 2012 yazında satışa çıkmış olan romanı Le Passager (Sisle Gelen Yolcu) isimli eseridir.

Bunların yanı sıra yazarın Kaiken, Lontano, Ölüler Diyarı, Son Av, Kongo'ya Ağıt gibi romanları ve Zener'in Laneti isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.
432 syf.
·10 günde·Beğendi
Erkekten fahişe olur mu?

Fahişe, nedir bu fahişe kavramı?

Biliyor musunuz, fahişe kavramından nefret ederim. Çünkü sizin fahişe algılayışınız, kendini satan, para için türlü şekillere giren kadınlara denildiğini biliyorum. Ama bunu yapmayın, en azından geçmişinde üvey babası tarafından tecavüz edilmiş, evde kaçmak zorunda kalmış, tuzaklarla ağına düşürülmüş ya da türlü yollarla bu işe sürüklenmiş, sürüklenmek zorunda kalmış kişilere... Birçoğunuz Suç Ve Ceza kitabını okumuştur. Sonya, güzelim, narin, doğallık ve masumiyet abidesi Sonya ailesi için kendini satmadı mı? Evet, işte böylelerini de tanımlarken malesef 'fahişe' tanımına koyabiliyoruz. Peki erkeğin fahişesi nasıl olur? Aslında hiçbir fark yok. 10 dakikalık zevk, et parçası peşinde koşan ve onu sadece anlık haz için arzulayan bir erkeğin de bir fahişeden farkı yoktur. Aslında kadın pazarlayanlar da, onları türlü yollarla işkencelere tabi tutanlar da ve yararlananlar da birer fahişedir. Kısacası tanım aynı, kişiler aynı, şekil aynı ama cinsiyet farklı.

Kitap hakkında yorumlara gelelim.

Jean'a ait okuduğum ilk kitap. Ve adım gibi eminim, ilk ve son olmayacak.

Ve şimdi bir fahişe tanımı yapacağız, kitabın konusundan ayrılmayarak.

Kitapta, çocukluğunda annesinin bir erkek avıcısı, evet yanlış duymadınız, erkek avcısı bir annenin ve bu manzarayı, inlemelerini, çığlıklarını duyması için hemen o odada bulunan bir dolaba oğlunu(Reverdi) her akşam koyup izlettirerek zevk almasını sağlayan bir fahişenin etkileri altında kalmış bir seri katili anlatmaktadır. Reverdi, çocukluğunda annesinin bu izlenimleri yüzünden şizofreni boyutuna erişmiştir. Çünkü Reverdi, babasının kim olduğunu bilmemektedir. Fahişe, 'Kaç, baban geliyor.' Söylemi aslında her gün dışarıdan farklı erkekleri içine alıp Reverdi'ye seyretmesiyle başlıyor. ''İyi de babam hangisi?'' Reverdi bu fahişe annesi ile 14 yaşına gelinceye kadar sürekli bu anı yaşamaya zorlanıyor. 14 Yaşında kartlaşmış annesi öz oğluna sulanıyor ama Reverdi buna izin vermeyerek ilk deneyimini büyük bir zevkle yaşamaya başlıyor.

Kısaca seri katillere değinelim. Seri katillerin yani yakalanmamış, akıbeti hakkında pek bilgisi olmayanların çoğu, geçmişte, çocuklukta yaşamış olduğu tahribat ve hafızadan silinmeyen görüntülere borçludur. Bu yüzden içlerinde bir iblisle yaşar ve öldürmek onlar için bir gereksinim haline gelmiştir. Onları yadırgayabilir misiniz? Ne yani, sırf öldürdüğü için mi? Daha, daha derine inin...

Seri katillerin bir noktasını daha vermek istiyorum. Korkunç olan cinayet sayıları değil; korkunç olan hayal bile edemeyeceğiniz, görüntü sonrası haftalarca kendinize gelemeyeceğiniz türden işkence ve hazza ulaşmalarıdır. Bütün mesele bu:
#38554895

Son olarak uzatmadan kısa sürede, en kısa sürede demeyeceğim. Zaten nasıl bir kitap olduğunu idrak etmişsinizdir. Alıp okuyun. En azından Tess gibi şişirilmiş(tıbbi terimlerle), abartı konusunda zirvanaya ulaşmış, kurgu ve akışın 0 olduğu bir kitap görmeyeceksiniz.

Yukarıda belirttiğim gibi. Seri katilleri herkes gibi vahşi, cani, iblis, insanlık düşmanı olarak tanımlamadan önce bir profesyonel gibi geçmişine inmek gerek.

''Seri cinayetler işleyen katillerin tek ortak noktası travmatik bir çocukluk geçirmiş olmalarıydı. Aile içi şiddet, alkolizm, terk edilme, ensest...(44)''

Keyifli okumalar.
280 syf.
·4 günde
Pierre Niémans ve Ivana Bogdanovitch yazarın Son Av kitabındaki görevlerine devam etmektedir. Görevleri taşrada Jandarma yetki alanında, Jandarmaya yardımcı olmak. Gerçi daha çok Jandarma yardımcı oluyormuş gibi bir tablo var ama görevimiz bu.

Fransa' nın Alsace bölgesinde modern toplumdan izole hayat süren, Tebliğciler olarak adlandırılan, Amerikan Amişlerine benzer ortaçağ yaşamı süren bu toplulukla tanışıyoruz. Tebliğciler, mülkiyeti kendilerinde bulunan bir şapeli restore etmek isterler. Restorasyon için şapel içerisine kurulan iskele, şapelin din görevlisinin üzerine çöker. Peki bu bir kaza mıdır? Yoksa bu esrarengiz topluluk içerisinde bir katil mi dolaşmaktadır. İşte hikayemiz bu noktada başlıyor. Kural tanımaz, başarılı dedektif Niémans olayı dışarıdan, onun küçük Slavı Ivana ise olayı topluluğa sızarak araştırmaya koyulur. Tabi böylesine kapalı bir topluluk, bu soruşturmayı istemez. Geçim kaynağı olarak görülen bağ bozumunu bahane ederek soruşturmayı geçiştirmek isterler. Bakalım Niémans ve Ivana adli otopsisi dahil tam bir fiyasko olan bu olayı nasıl çözecekler. Daha fazla spoiler vermeyeyim artık.

Ben yazarın performansının bir önceki kitapta da önceki eserlerine göre düşüş gösterdiğini Son Av incelememde belirtmiştim. Bu performans düşüşü bu eserde de devam ediyor malesef. Belki yazar kendine yeni bir tarz arayışı içerisindedir bilemiyorum ancak eski eserlerindeki heyecan, gizem ve aksiyon bu eserde yok. En başından beri eğer dikkatli bir okuyucuysanız katilin kimliğini anlamanız da mümkün. Sadece sebebi biraz merak uyandırıyor ama o da konunun ilerleyişinden ihtimaller dahilinde sezilebiliyor. Özellikle İvana bu eserde çok pasif ve şarp tankı sahnesi bana göre tam bir fiyasko. Ya o kadar iddialı olmamalı, ya da o kadar basit sonuçlanmamalıydı.

Kitabın dili akıcı ve anlaşılır. Ama hep dediğim gibi bu konuda yazar kadar çevirmende tebrik edilmeli. Temposu biraz düşük olsa da ben beğendim. Kitap için çok güzel ve kapsamlı araştırmalar yapıldığı bir gerçek. Okumanızı tavsiye ederim.
464 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10 puan
Önden kısa bir serzeniş; kitabı okumadan puan veren herkesi kınıyorum. Okumadığınız kitapları puanlamayınız, kapağına yazara yayınevine puan vermeyiniz. Okuyunuz ve sonra beğeninizi puanlayınız!

Okuduuuum okudum! Bir çırpıda okumadım, sindire sindire okudum. Yarın yokmuşçasına bitirebilirdim fakat beklediğim bir yılı düşünüp kendimi dizginleyerek okudum! Ama ne güzel okudum, dikkatle özenle ve sürpriz olacağını bekleyerek okudum. Çünkü karşımdaki gerilimin ustasıydı, çünkü sürpriz beklememek olmazdı, çünkü O yazıyorsa kesinlikle bir ters köşe vardı! Sahi var mıydı?

2018'de yeni kitap çıktığını görünce ah dedim, ah biz yine çeviri bekleyeceğiz. Bu bekleyişi sevmesek de mecburuz tabi. (Grangé kitapları duyurulma sürecine kadar sancılı bir dönem oluyor bilenler bilir.) Ama yine müthiş bir çeviriydi, beklediğimize değdi. Hayal kırıklığı yaratmadı, memnun etti Tankut Gökçe... Kapakla ilgili de birkaç şey söyleyip geçeyim konuya. Orjinal kapak linki; https://i.hizliresim.com/MVREMa.jpg
Biz nedense biraz çekimser kalmışız kapak konusunda. Orjinalin Grangé kitaplarının tarzına daha uygun olduğunu düşünüyorum. Keşke onu kullansaydı Doğan Kitap. Bizimki, alışılmışın dışında bir kapak Grangé düşünülünce.

Gelelim kitabın konusuna, tabi ki spoiler yok! Sürpriz bozacak, keyif kaçıracak her şeye HAYIR!
Cinayet Büro Amiri Corso ve ekibi, striptizci cinayetlerini araştırma görevini üstlenir. Katil, bir striptiz kulübünde çalışanları hedef almış ve alışılmadık yöntemler kullanarak canice öldürmüştür kurbanlarını. Corso'nun araştırmaları bir sonuç verir ve karşısına eski mahkum, yeni ressam (!) Sobieski çıkar. Sobieski'nin sözde resimleri, ünlü ressam Francisco Goya'nın tarzını çağrıştırır. Hem de ne çağrışım! Öldürülen kızların, ressamla olan bağlantısı nedir?
Corso, ressamla düellosunda başarılı olabilecek midir?
Gerçek, saf kötülükle karşılaşan kurbanların sırrı çözülecek midir?

Kitap üç bölümden oluşuyor. Ilk bölümde cinayetleri ayrıntılı bir şekilde anlatıyor yazar. Cinayetlerin işleniş tarzını okuyor ve nereye varacağını merak ediyoruz. Ikinci bölüm, kötülükle ve Goya ile tanıştığımız bölüm oluyor. Okurken, bir yandan da tabloları araştırma ihtiyacı duydum ben. Üçüncü bölüm ise yine ters köşe yaşadığımız, birçok sonuca ulaştığımız tipik Grangé romanı hazzı yaşatıyor bize.

Bir de kitapta benim dikkatimi çeken benzerlikten söz etmek istiyorum. Yazarın, Karındeşen Jack cinayetlerinin şüphelisi ressam Walter Richard Sickert'ın hikâyesinden etkilendiğini düşünüyorum. Tablolar, araştırmalar nedense bende bu hissi uyandırdı. İşlenen fahişe cinayetleri, burada da karşımıza striptizci cinayetleri olarak çıkıyor. Bilmiyorum ben okurken, aklıma ilk olarak Sickert geldi...

Her bölümü heyecanla, merakla okuduğum bir Grangé romanı vardı yine elimde. Şaşırdım, hayretle çevirdim sayfaları. Bir an durgunlaştı ama biliyordum yine hareketleneceğini Ölüler Diyarı'nın! Şüphe hiç bitmedi, kanın ve ölümün sonu yoktu. Ama kitabın sonu vardı, hem de ne son! Grangé seven tüm dostlarım, keyifle okuyacaksınız keyifle!
432 syf.
·6 günde·10/10 puan
Tek kelimeyle muhteşem bir kitaptı. Elimden bırakmak istemedim. Sayfalar ilerledikçe adeta, "freni patlamış bir kamyonla yokuş aşağı uçuyormuşum" gibi hissetmeye başladım. Hatta itiraf etmeliyim, hafta içi çalışırken nasıl yapsam da bir boş zaman yaratıp kitabı okumaya devam etsem diye düşündüm. Hafta sonunun ilk günü olan bugün de aralıksız okuyarak kitabı bitirdim. Gerçekten de çok özlemişim bu tür kitapları.

Vakit geçirmeden, öncelikle bu kitabı okumama vesile olan Necip G./Duvar/ ve "Farklı Türleri Keşfet Etkinliği"ne #28167510 teşekkür ederim. Bir de bu kitabı okumam için üzerimde büyük bir baskı kuran Roquentin/Duvar/'e teşekkür etmeliyim. Evet, teşekkür faslı bittiğine göre yazıma devam ediyorum.

Uzun süredir polisiye roman okumamıştım. Yanlış hatırlamıyorsam en son Aklından Bir Sayı Tut isimli kitabı okumuştum ve o kitabı da beğenmiş olmama rağmen kendi kendime bir daha bu türden kitaplar okumamaya karar vermiştim. Çünkü bana göre insana olumlu bir değer katmıyor bu türden kitaplar. Ancak bu demek değildir ki, polisiye türü kitaplar gereksiz. Böyle bir kanıya varmak için ahmak olmak gerekir. Kaldı ki, insanların son dönemlerde çoğunlukla tercih ettiği ve en çok okunanlar listesine soktuğu kitaplar da bu türden kitaplar...

Kitabın konusu, hepinizin tahmin edeceği üzere: cinayet. Zaten ismi de Siyah Kan. Boşuna ayrıntılı bilgi vermeyeceğim konuyla ilgili. Çünkü tam tahmin edeceğiniz gibi... Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi kitapta bir katil var. Klasik polisiye romanlarında olduğu gibi katilin işlediği cinayetleri nasıl ve neden işlediği araştırılıyor. Yine klasik polisiye romanlarında olduğu gibi bu araştırmayı yapan kişi bir gazeteci. Ve son klasik de kurbanlar kadın...

Bakmayın bu kadar "klasik" konunun birleştiği bir kitap olduğuna. Yazar resmen bu kadar klasik konuyu bir arada toplayıp böyle bir şaheser ortaya koyarak "Polisiye roman dediğin böyle olur" diyor. Açıkçası beni bu konudaki yeteneği ile kendisine hayran bıraktı... Ayrıca polisiye türü kitaplarda her okur doğal olarak kitabın sonunu tahmin etme ihtiyacı hissediyor. Yazardan daha zeki olduğunu ispatlamak için "Sonunu tahmin ettim" demek istiyor. Fakat yazar da bu noktada çok ustaca bir şey yapıyor ve "Siz böyle böyle olsun bekliyorsunuz anlıyorum; ama öyle olmayacak" diyerek okurla adeta dalga geçiyor. Kitabın sonunu asla tahmin edemiyorsunuz. Bunu doğal olarak beğendim.

Kitapta çok beğendiğim bir başka konu ise, bir insanın nasıl olup da bir katile dönüşeceğini gerçekçi bir şekilde önüme sunmasıydı. Gerçekten de hiçbir insan doğarken katil olarak doğmaz. Her katil, tıpkı bizim gibi masum bir çocukluk dönemi geçirmiştir. Burada asıl önemli olan soru, bir insanın, daha doğrusu masum bir çocuğun, zamanla nasıl olur da azılı bir katile dönüşebileceğidir. Gerçi son zamanlarda yapılan birçok araştırmada, bu tür dürtülerin genetik yoluyla geçtiği bilimsel olarak ispatlanmış durumda. Fakat genlerimiz tek başına yeterli bir sebep olarak kabul edilemez. Mutlaka bir insanı suç işlemeye veya cinayet işlemeye sürükleyen çevresel etkenler ve sebepler vardır. İşte bu kitapta bu sebepler ve etkenler çok gerçekçi bir şekilde okurun önüne sunuluyor.

Kitapla ilgili değinmem gereken bir başka önemli konu ise, eğer midenize güvenmiyorsanız veya kan gördüğünüzde bayılıyorsanız bu kitabı hiç elinize almamanızdır. İçerisinde bolca kan ve kan üzerine yapılan derinlemesine tahliller var. Bir de ayrıntılı anlatılan seks sahneleri var. Bu konuda hassas olan okurları şimdiden uyarmakta fayda görüyorum.

Küçük yaşlarda okuduğum Jules Verne'in macera kitaplarını saymazsam son zamanlarda bu kadar sürükleyici bir kitap daha okuduğumu hatırlamıyorum. Yazar resmen kendisini okutuyor ve okuru bir sayfadan diğer sayfaya soluksuz bir şekilde sürüklüyor. Bu türe bu kadar uzak kaldığıma üzüldüm. Tekrar yollarımızın kesişmesi dileğiyle sevgili https://1000kitap.com/...ean-Christophe-Grang
280 syf.
·2 günde·7/10 puan
Birkaç gün önce satışa sunulan Küllerin Günü kısa süre içerisinde bitti. İlk okuyanlardan olmak büyük bir zevk ama okumak için sabırsızlanıp beklentiyi karşılamayan bir kitap ile buluşunca hayal kırıklığına uğradım diyebilirim.

İnceleme yazmadan önce bir inceleme okudum ve tam olarak hislerime tercüman olan bir incelemeydi. #112142304

Okuduğum 4 Jean-Christophe Grangé romanı arasından diğerlerine nazaran sakin ve sıkıcı denilebilecek bir tempoyla ilerledi kitap. Toplam 280 sayfa olmasına rağmen heyecan veren bölüm çok kısaydı. Bir cinayet romanında okur ile kitap arasındaki bağlantıyı kuran, katili bulmak için verilen çaba bu kitapta oldukça azdı. Bu nedenle kitabın teknik açıdan zayıf olduğunu söyleyebilirim.

Konu hakkında bilgi vermek gerekirse Niemans ve Ivana adlı iki polis kahramanlığında, Tebliğcilerin yaşadığı bir bölgede işlenen bir cinayet konu alınıyor. Ivana’nın bu bölgeye bağbozumu için mevsimlik işçi kılığında girmesi ile araştırmalar başlıyor.
549 syf.
·9/10 puan
Spoiler İçermektedir
Merhabalar kitaplarını beğenerek okuduğum Jean Cristophe Grange’nin Ölü Ruhlar Ormanı ablasını kaybettikten sonra Jaenne kendini adalet adamaya adar.Jaenne sorgu yargıcıdır ve bir gün çok ilginç bir vaka ile karşılaşır.Midenizi bulandıracak ve çok şaşıracağınız bir vaka yani tam olarak bir yamyam cinayetiydi çünkü cani kurbanlarının boğazından ayaklarına kadar kesip kanını içen ve kafatasını parçalayan birisidir.Olay ilk Paris’te patlak verir ancak Arjantin’e kadar uzanır.Olaylar şehirler arasında çok çarpıcı bir üslupla kaleme alınmıştır.Macera ve gerilim severlerin okuması gereken bir eserdir.Kitabın sonunda caninin kim olduğunu tahmin edemediğiniz biridir.Diğer eserlerinden olan Kızıl Nehirler, Taş Meclisi,Kurtlar İmparatorluğu kadar iyi bir eserdi.Dolaylı yoldan olsa bile yazar Güney Amerika’daki darbe vb olaylarla da bağlantılıdır.Kitapta en beğendiğim özelliği yazarın tarih öncesi ve günümüz ile kurduğu bağlantılar ve o bölgeye iyi bir şekilde uyarlamasıydı.
Keyifli Okumalar Dilerim
459 syf.
·9 günde·Beğendi
ACHERONTA MOVEBO
Üç kadın
Bir sorgu yargıcı
Bir yamyam

Jean Chrıstophe Grange
Grange; 15 Temmuz 1961 Fransa doğumlu.
Yazar, gazeteci, senarist. Paris-Magazin için Bilimsel röportajlar hazırlamış. Edebiyat yüksek lisansını ise Sorbonne'da tamamlamıştır. Yazdığı kitaplar milyonlara yakın satmış ve gördüğü ilgi sayesinde de kitapları filmlere çevrilmiştir. Asla ticari kaygısı yok. Kitapları resmen el yakıyor.
Benim yazarla tanışmam Lontano ve Kongo'ya Ağıt serisi ile olmuştu ve ordaki kurgudan o kadar rahatsız oldum ki, bir daha asla bu yazarı okumam deyip kitapları da müptelası olan yeğenime vermiştim. Ve tabii ki, asla yapmam dediğim her şeyi yaptığım gibi bu sözümü de tutamadım. O seriden sonra hangi kitabını okuduğumu hatırlayamıyorum ama iyi ki okumuşum diyorum şimdi kendi kendime.
Grange kesinlikle çok zeki bir yazar. Ben Grange okumaya devam ettiğimden beri çok sevdiğim yazarlar olan Tess Gerrıtsen ve John Verdon beni deyim yerindeyse kesmemeye başladı. Öyle ki, kitaplarında sadece kurgu yok. Tarih, Coğrafya, Sanat, Andropoloji, Tıp, Genetik her şeyi bulabilirsiniz. Özellikle bu konuda Kaiken kitabına bayılmıştım. Kurgunun içine bilgiyi o kadar güzel yayıyor ki, asla boş çıkmıyorsunuz maceradan. Tek kötü yanı ise; vahşet çok, hem de öyle böyle değil. Aklınız almaz. Midenizin çokca sağlam olması lazım. Sonra demedi demeyin. Katili de tahmin etmeye çalışmayın zira asla kafanızdaki çıkmıyor. Şayet tahmin eden varsa saygı duyarım.Benim size tavsiyem ise Ölüler Diyarı kitabıdır. Mutlaka okuyun. Okuduklarımın arasında şimdiye kadar en iyisiydi. Hassas olanlara tavsiye edemiyorum. Çünkü benim dâhi zorlandığım dişlerimi sıkıp tırnaklarımı yediğim zamanlar oldu yalan yok.

Ölü Ruhlar Ormanı

Katil ya Ormanın içinde değil de Orman katilin içindeyse??

Jeanne, Fransa'da yaşayan bir sorgu yargıcı. Ablası o küçükken öldürülmüş, annesi tımarhanede. Kendini işine vermiş güzel, genç alımlı bir kadın.
Önüne gelen dosya biraz farklı. Çünkü katil farklı. Katil de değil esasen yamyam. Kurbanlarını önce kasap gibi güzelce kesip
iç organlarını ve iliklerini yiyor üstüne de kanlarını içiyor. Üç etine dolgun zeki kadın seçmiş. Jeanne olayların peşine düşüyor ayağındaki stilettolarla.
O stilettolar mezarın içine giriyor günlük çalıyor, Amazondan beter ormanda ava çıkıyor ve yamyamı bulana kadar kan revan içinde kalıyor. Zira katili bulana kadar ölen ölene..
İncelemeyi özellikle yavan tutuyorum okuyun diye.
Acheronta Movebo yani Cehennemi karıştıracağım.
Beni seven arkamdan gelsin.
Keyifli okumalar...
328 syf.
·9 günde·10/10 puan
Bir polisiye gerilimden beklenilen her şey; merak, vahşet, heyecan, aksiyon, zekice bir kurgu ve detaylar. Detaylar belki de Grange' ı Grange yapan en önemli unsurların başında geliyor. Yazarın, insan anatomisi ve cesetler konusundaki hakimiyeti Leyleklerin Uçuşu’ndaki gibi olağanüstü, hatta bir adım ileri götürerek tavan yapıyor Kızıl Nehirlerle. İlk yüz sayfadaki ayrıntılar ne kadar sıkıcı olsa da, bunun hikayenin temelini oluşturduğunu unutmamak lazım. Yani olayın bütününü anlamak-belki de-kitabı yarılamaktan geçiyor. Sanırım diğer eserleri için de geçerli bu. Kızıl Nehirler, okuduğum 2’nci Grange kitabı oldu ve yine tek kelimeyle ‘muazzam’ diyeceğim.

Pierre Niemans. Mesleğinde kendi sınırlarını aşmış, herkese adını duyurmuş yetenekli bir polistir. Çok agresif ve tecrübeli bir polis olan Neimans, bazı olaylarda sert olduğu için Guerneon kasabasına, ortağı Karim ile bu cinayetleri aydınlatması için görevlendirilir. Karim Abdouf, Arap ve görünüşü ilginç olan bir polistir. Küçükken yaşadığı ortamlardan dolayı sokakları avucunun içi gibi bilir ve bu birçok olayda işine yaramıştır. Ayrı ayrı başlayan iki soruşturma Karim’in Guernon’a gelmesiyle tek bir soruşturmaya döner.

Guernon kasabası içine kapanık sessiz bir kent; Kasabanın üniversitesi ise ilginç bir özelliğe sahip: Kasabada herkes birbiriyle evlenmekle birlikte, Üniversitede çalışanlar yine aralarında evlenmektedirler. Yalnız diğer bir özellik ise üniversite öğrencileri de hep seçilmiş ve her türlü organizasyonda birinciliğe oynamaktadırlar. Sayılarının az olması da sanki öğrencilerin bilim adına yetiştirildiğini göstermektedir. Üniversite kütüphanecisi Remy Caillois yapmış olduğu tezinde, Üstün zekalı kentli, güçlü dağcı birleşmesinden doğan, ‘Üstün İnsan Profili’ düşüncesi, beden ve aklın üstün olduğu bir ırk yaratma tezi Niemans ve Arap teğmen Karim için hangi sırları perdeden kaldıracaktır? öte yandan Caillois'un evinde duvara yazılmış olan şu söz dikkat çekici bir ipucudur;

"Biz efendileriz, biz köleleriz. Biz her yerdeyiz hem de hiç bir yerde. Biz karar verenleriz. Kızıl Nehirlerin hakimiyiz."

Üniversite'nin kütüphane sorumlusu -Caillois- dağlık bir alanda ölü bulunur, bir kayalık alanın içerisine bırakılmıştır. Ayrıca cesedin gözleri büyük bir titizlikle alınmış, bazı uzuvları kesilerek ceset üzerinde işkence yapılmıştır. Cesedi dağlık alanda spor yapan jeoloji dalında öğretim görevlisi -Fanny- bulmuştur. Daha sonra buna benzer cinayetlerde işlenmeye başlayınca konu ciddileşmiştir. Komiser Niemans ve Teğmen Abdouf açısından işlenen yeni cinayetler, yeni ipuçlarını da beraberinde getirmektedir. Öldürülen üç kurban da üniversite bünyesinde çalışmaktadır. Niemans ve Teğmen, üniversite hakkında çok çarpıcı gerçekleri öğrenecekler ve kurbanların o kadar da masum olmadıklarını anlayacaklardır.

Özellikle Karim’in Guernon’a kadar olan macerasında yaşadıklarını okurken tüylerinizin ürpermemesi mümkün değil. Jean Christophe Grangé burada anlatımını konuşturmuş diyebiliriz. Yer yer bu tip kitaplarda gördüğümüz klişeleri de görmek mümkün. Ancak kitabın kurgusu ve anlatımı bir arada muhteşem bir sonuç veriyor tabii ki.

Kitapta kötü olarak eleştirebileceğim tek yer son kısmı. Katilin kim olduğu ile ilgili değil, katilin ortaya çıkarılış biçimi. Olayların nasıl döndüğünü anlamaya çalıştığım sırada, olmaması gereken bir biçimde, kitap bir anda son buluyor. tek negatif bulduğum nokta burası.

Bu arada Kitabın filmini de izledim, kitapla çok alakası olmasa da geçer not aldı benden. Kitabı bitirdikten sonra aynı gözümde canlandırdığım gibi Niemans ve Karim'le karşılaştım, bu yönden hoşuma gittiğini söyleyebilirim. Filmi, kitaptan sonra izlemek daha uygun olacaktır.

Grange, yaşayan bir efsane. Heyecanı, şaşırtmayı ve gerçekçiliğini çok çok iyi konuşturuyor. Polisiye türünde çok fazla okuduğum söylenemez ama daha iyisiyle karşılaşır mıyım, "Kuzuların Sessizliği'nden sonra gelen en iyi Polisiye roman" sözünden sonra daha iyi göreceğim sanırım.
İyi okumalar...
302 syf.
·10 günde·9/10 puan
Kitap bitirildiğinde şunları dememek olanaksız: Muazzam bir kurgu ve aksiyon. Mükemmelik. Yüksek gerilim. Şaşırtıcı, gerilim dolu son sayfalar, Hayal gücünü zirveye çıkaran olağanüstü betimlemeler ve daha fazlası. Grangé bir polisiye romanında olması gereken hatta daha fazlasını satır satır işlemiş Leyleklerin Uçuşunda.
Yolculuk. Bir gazeteci olan Louis Antioche Leylekler ile ilgili araştırma yapmak için Max Böhm'le tanışır. Leyleklerin Gizemli dünyası Louis'in monotonlaşan hayatında yeni seyahatler ve yolculuklar için sebep olacaktır. Kayıp Leyleklerin güzergahını takip edip sırrını çözmek için çıktığı arayışları onu, Bulgaristan'ın çingene mahallelerinden, Lozan'a, Viyana'ya, işgal altındaki Filistin gibi topraklara, Orta Afrika Cumhuriyeti'nin balta girmemiş ormanlarından, Suriye'ye, Paris'e, İsrail'e, hatta İstanbul'a kadar uzanan korkutucu yolculuklara götürecek, gerilimi tırmandıracaktır.

Elmaslar ve Leylekler. Grangé, siyahilerin yaşam sürdüğü Orta Afrika'daki Kapitalizmi elmas kaçakçıları Max Böhm, Otto Kiefer ve Van Dötten üzerinden aktarmış. Elmas Madenlerine giren işçiler şüpheye yer bırakmamak için çıplak olarak çalışma emrini yine bu sömürü izin vermiştir. Köleliğin sadece efendiye itaat olamadığını; sömürünün de insanları "beyaz"ların kölesi yaptığı, acı, önünde durulamaz gerçeklerden. Grangé bunu anlatıyor.

Max Böhm kısa sürede ölü bulunur. Cesedini "Leylekler" yemiştir. Olayın soruşturmasını Müfettiş Dumaz inceler. Louis Antioche, Max'ın evinde çarpıcı, bir o kadar ilginç bulgulara rastlar. Max Böhm'ün kalbi nakildir ve evindeki dosyalarda kalp filmleri, kanlı zarflar ve organlar bulunur. Spoilerin içine daha fazla girmeden Max'ın ortağı Otto Kiefer'in bir vahşi olduğunu söyleyelim. Rayko Nikoliç ve Gamounlu genç kızın kalplerinin çalınarak öldürülmesi, olayların daha çok karışmasına yol açar. Çingenelerin çok sevdiği cüce doktor Milan Çuriç, Rayko cinayetini incelemeye başlar...

Elmas kaçakçılığı, Leyleklerin gizemi, "bir kalp" yüzünden canlı canlı öldürülüp kalbi alınan insanlar... Anlaşılan o ki "Kimse görüldüğü gibi değil." Verilen birçok mesajdan bir tanesi. Kabul edilmesi gereken bir gerçek. Gerilimi tırmandıran sahneler... bağlantılı olaylar söz konusu olunca, merak ve heyecan kesintisiz oluyor. Yazarın ne kadar zeki olduğuna bakmak için kurguyu fark etmek yeterli sanırım. Ve şunun da altını çizmek gerekir ki, sadece aksiyonla sınırlı değil, Louis birçok yeri dolaştığı için bilgiler de ediniyorsunuz.
Yazarın ilk kitabını okudum ve bir sonraki kitabı (Kızıl Nehirler) okumak için sabırsızlanıyorum.
1 puanı nereden kırdığıma gelince, doğrudan yaşamıma etki eden bir kitaba tam puan veriyorum. Belki ileride değiştirip 10 yaparım.
Efsane bir kitap, fazla bekletmeyin,
Keyifli okumalar.
608 syf.
·2 günde·Beğendi·10/10 puan
Sevgili 1000Kitap üyeleri inceleme uzun ama bir yıl bekleyip iki günde bir çırpıda biten bu güzel kitabı incelemeyeyim de ne yapayım değil mi :D

Paris'te 2016'da basımı ve dağıtımı yapılan Congo Requiem okuyabilmek için tam bir yıl bekledik! Yıl boyunca sanıyorum iki haftada bir Doğan Kitap'a mail atıp Tankut Gökçe'nin çeviriye başlayıp başlamadığını sordum :D

Tam ümidimi yitirmişken bir reklam ile karşılaştım; "Kongo'ya Ağıt 23 Haziran'da ön siparişle tüm kitapçılarda!"

Kitabı elime alınca ilk hissim yine heyecan oldu. Çünkü Grangé okuyanlar bilirler ki; her seferinde şaşırtan ve kurgusuna hayran bırakan bir kitap vardır elinizde..
Üçleme olarak yazılan bir seri olacağının haberini okumuştum Grangé röportajında ancak sanırım bu son macerasıydı Morvan ailesinin..

Biraz da kitaptan bahsedelim;
2016'da Lontano ile başlayan yolculuk, Kongo'ya Ağıt ile devam ediyor.
Erwan bu kez Catherine Fontana'nın (7. kurban) katilinin Çivi Adam olup olmadığını araştırıyor ve karşısına Coltano hissedarları, ticaret yapanlar, rahibeler, eski tanıklar, psikiyatrlar ve en önemlisi de babası Morvan çıkıyor. Yıllar önce gerçekleşen bu cinayeti, yıllar sonra kendi imkanları ile aydınlatmaya çalışan Erwan, babası tarafından engellendiğini bilmeden her ayrıntıyı öğrenebilmek için 'yeşil şehir' Lontano'ya yolculuğa çıkıyor!

Koltan madenleri, gizli gerçekler ve Morvan'ın sırları ile dolu olan bu yolun sonunda Erwan'ı bekleyen Çivi Adam mı yoksa her şey büyük bir komplo mu?
Ayrıca Morvan ailesi için Floransa'da da kabuslar devam ediyor. Hem Gaëlle hem de Loïc, Floransa'da Çivi Adam'ın yankıları ile uğraşıyor...

Üç ana bölümden oluşan kitapta; ilk bölümde karşımıza birçok yeni isim çıkıyor. Hafızada tutmaya çalışmadan okumaya devam ederek sayfalar ilerledikçe isimleri benimsemiş oluyoruz. (Bir Grangé ilüzyonu daha!)
İkinci bölümde araştırmalarından elde ettikleri ile yola devam ediyor Erwan. Elinde şüpheli isimler ve ailesinde devam eden sorunlarla boğuşuyor.
Her zaman olduğu gibi son bölüm çok iyiydi. Artık şüpheli sayısı azalmıştı ve emin adımlarla katile yaklaşıyordu Morvanlar!

Birçok yeni terimle karşılaştığım Lontano sonrası, Kongo'ya Ağıt ile de yeni kelimeler ve terimler öğrendim. Özellikle koltan, madenler ve Afrika hakkındaki detaylı bilgileri dikkatle okudum.

Yine bir Grangé klasiğiydi tabi ki. Önce; Lontano'yu okumayanların da okuyabilmesi için karakter tanıtımı ve olaylara değiniyor, sonra yavaş yavaş asıl meseleye girip sizi içine çekiyordu Grangé.
Okurken bir sonraki sayfaya bakmamak için kendimi zor tuttum. O kadar heyecanlandım ki, yüz şeklimin değiştiğini bile farkettim.

Başlarda bana fazla isim ve aşırı ayrıntı izlenimi verse de ikinci bölümün ortalarında öyle şeyler okudum ki helal olsun yine yapacağını yaptın dedim kendi kendime :D

Katili tahmin etmeyi denedim, aslında sonradan vazgeçmeseydim bulmuştum da! Ama olsundu, yine de denemişti dersiniz arkamdan :D
Bir daha ne zaman yazacağını bilmiyor olmak kadar kötüsü yok ama bazen beklemek de güzeldir eğer sonunda mutlu olacaksak diyor ve bitiriyorum artık :D

Yazarın biyografisi

Adı:
Jean-Christophe Grangé
Unvan:
Fransız Gazeteci, Yazar
Doğum:
Paris, Fransa, 15 Temmuz 1961
Fransız yazar Jean-Christophe Grangé 15 Temmuz 1961’de Paris’te doğdu. Serbest gazeteci olarak çeşitli haber ajansları ve gazeteler için çalıştı.

Leyleklerin Uçuşu adlı ilk romanı 1994'te yayımlandı. Bu kitap Fransa'da 450.000 adet sattı ve sekiz bölümlük bir TV dizisi haline getirildi.

Yazarın ikinci eseri Türkiye baskısını Şubat 2001'de yapan ve 20 dile çevrilen Kızıl Nehirler'di. Roman beyazperdeye taşındığında yönetmen koltuğunda Mathieu Kassovitz, başrollerde ise Jean Reno ve Vincent Cassel yer aldı.

Grangé'ın üçüncü romanı Taş Meclisi, Eylül 2000'de piyasaya çıktı ve Fransa'da kısa sürede 150.000 adet sattı.

Türkiye'de Ağustos 2001'de yayımlandı. 2006 yılında Stéphane Cabel ve Guillaume Nicloux tarafından senaryolaştırılan kitap, Guillaume Nicloux yönetiminde sinemaya uyarlandı. Filmin oyuncu kadrosunda Monica Bellucci, Catherine Deneuve, Moritz Bleibtreu, Sami Bouajila, Elsa Zylberstein, Nicolas Thau, Tubtchine Bayaertu, Laurent Grévillgibi güçlü isimler yer aldı.

2001 yılında vizyonda yer bulan Vidocq filminin senaryosunu Pitof ile birlikte yazdı.

2003 yılında Kurtlar İmparatorluğu'nu yayımladı. Eser 2005 yılında Chris Nohan'ın yönetmenliğinde beyazperdeye aktarıldı. Kurtlar İmparatorluğu'nda Jean Reno'nun yanı sıra Emre Kınay da yer aldı. Kitabın Türkiye baskısı Temmuz 2003'te yapıldı.

Grangé'ın bir yıl gibi kısa bir sürede kaleme aldığı Siyah Kan ise Mayıs 2005'te yaptığı ilk baskısı ile raflardaki yerini aldı.

Yazarın 2007 yılında yayımlanan eseri Şeytan Yemini Türkiye'de ilk baskısını Ağustos 2007'de yaptı.

Sonraki kitabı Koloni, Ağustos 2009'da Türkiye'de satışa çıktı.

Bir sonraki kitabı Ölü Ruhlar Ormanı, 2010 yılında Türk okuyucularıyla buluştu.

Yazarın 2011 yılında çıkan ve Türkiye'de de 2012 yazında satışa çıkmış olan romanı Le Passager (Sisle Gelen Yolcu) isimli eseridir.

Bunların yanı sıra yazarın Kaiken, Lontano, Ölüler Diyarı, Son Av, Kongo'ya Ağıt gibi romanları ve Zener'in Laneti isimli bir çizgi roman çalışması da bulunmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 3.690 okur beğendi.
  • 66,5bin okur okudu.
  • 868 okur okuyor.
  • 17,3bin okur okuyacak.
  • 771 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları