Adı:
Şeytan Yemini
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9759913687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Serment Des Limbes
Çeviri:
Şevket Deniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.
Isparta denilince nasıl gül akla gelirse benim aklıma da gerilim-polisiye dendiği an Grange geliyor. Grange macerasına Kızıl Nehirler ile başladım ve şu an 8. Kitabını bitirmiş oldum. Her kitabında öylesine hayran kalıyorum ki nasıl anlatayım bilemiyorum.

Adam gerçekten çok iyi bir araştırmacı ve bilgin birisi. Niye derseniz o kadar çok konu hakkında detaylıca bir bilgisi var ki muazzam. Öylesine bir kurguyla; olayları birleştiriyor ki siz farkına kitap bittiğinde varıyorsunuz. Her kitabında sizi öyle bir gezdiriyor ki dünyayı size tanıtıyor. Bunları yaparken size çok ama çok farklı konularda bilgilendirme de yapıyor.

Bu kitabında da yine İtalya, Fransa, İsviçre arasında TGV’ye bindik hop uçakla uçtuk, BMW ile gezdik…

Bu seferki eserinde Satanizmi konu almış Grange ve içten içten zıtlıkları anlatarak Vatikan’ı resmen ezmiş büzmüş. Din konusunda sizi öylesine çelişkilerde bırakıyor ki; gerçekten düşünmeye başlıyorsunuz. E yani daha ne olsun düşündürüyor adam polisiyede :) Yine bir cinayet ile başlıyor roman ve şeytana tapan bir katil aramakla başlanıyor.

Din, Hristiyanlık ve Hristiyanlık mezhepleri ile çok sağlam bilgileri var. Adam hiç girilmeyen Vatikan odasını hayal edip burada bizi gezdiriyor. İyilik ve kötülük arasındaki zıtlığı işlemiş yazar. Negatiflik, kötülük, intihar sayesinde şeytanla görüşmeye ve farklı bir inanç yaratılmasıyla devam ediyor. Kötülüğün kol gezdiği, soykırım yapılan Yugoslavya’yı Sudan’ı unutmamış ve bunları aktarmış. Yanlış gördüğü yerlerin altını çiziyor. İlk bölümünde bir tanıtım var sonraki bölümler ise karakterlerden yola çıkarak ayırmış kitabını Grange.

Gerçekten kitapta gerilmemek elde değil. Ben bile bazı bölümlerde ürpermedim desem yalan olur. Ölümden sonra o ışığın kırmızı ise şeytan negatiflik beyaz ise iyilik pozitiflik olarak bir anlatmış ki hani ölümden sonra da yaşayacağına, böyle bir inanış olduğuna kanaat getirtiyor. Merak uyandırıcı öylesine güzel konular var ki aralara nasıl diyeyim harika bir serpiştirme var. Kurgu güzel, konu güzel, olaylar akıcı, devamlı bir heyecan var ve bilgileniyorsun. Betimlemeleri de ayrıca sağlam sizi baya gezdiriyor.

İki uçlar teoremi çok güzel ve dikkat çekici. Tıp bilimi ve reanimasyon konusu hakkında resmen bir tarihe geçecek kitap. Asıl hoşuma giden şeylerden biri kişinin ölüp daha sonra hastanede yada belli süreden sonra tekrar hayata dönmesini Vatikan ile Doktorların farklı açılardan görmeleri gerçekten din ile tıp dünyasının bakış açılarını bize gösteriyor. Kitabın uyuşturucu ve sigaraya karşı tutumu mükemmeldi minnetle okudum.

Grange’ın kitaplarında genellikle de nedense bir erotizm oluyor. Minik hatta çok minik bir bölüm ama onu anlatmadan geçmiyor. Kesinlikle bir ilişkiye girilecek ve aşk olacak. Sonunda tabi ki aşka bağlanıyor olay ama ortada bir vahşet var. Eleştirdiğim yerler de olmadı değil. Bazı yerleri ben çözmüşken o kadar zeki polisin çok geç anlaması ve Kurtlar Vadisi’nde Polat Alemdar gibi bir çok öldürücü tehlikeden bir çizik dahi almaması da biraz saçma olmuş :)

Son olarak bir mağara ile ilişkilendirmesi ve genellikle bir anda biten polisiyelerin nasıl bitirileceğini kanıtlaması da harika. Tek tek, sırayla mükemmel bir final oldu.
Tarih, vahşet, bilgi ne ararsanız var. Benim polisiyede, gerilim de tek geçeceğim isim açık arayla her zaman Grange olacaktır. Herkese bu kitabı şiddetle tavsiye ederim. Hele birde saat 02.00/ 05.00 arasında okunursa adrenalinin kanınızda aktığını hissedeceksiniz.
Her zaman ki gibi , türünün bir numarası. Grange ve kitapları insanı bambaşka bir dünyaya götürüyor. Akıcı dili ve konuların inanılmaz bağlantıları her zaman şaşırtıyor. Mutlaka okunmalı :) Sevgiyle kalın.
Okurken gerçekten de tüylerimin diken diken olduğu, korkudan ziyade bir şekilde insanı geren bana göre Grange'nin en iyi romanı diyebilirim. Roman sonrasında ölüp dirilen insanlar hakkında haber araştırma gereği duymuş hatta romandaki şekillere birebir uyan haberler karşısında romandan daha da bir ürpermiş daha da bir etkilenmiştim. Kesinlikle okunması gereken iyi bir roman.
Yazarla "Leyleklerin Uçuşu" adlı kitabı ile tanışmıştım. Bu kitabı okurken yine yazarın zekasına ve hayal gücüne hayran kaldım. Bilim, sosyoloji ,şehirler... İyi bir kurguya sahip polisiye roman.
Grange'ın kitaplarını beğenmemek haddime değil ama cinayet-polisiye-gerilim türünde beklentilerimi o kadar yukarı çıkardı ki bambaşka şeyler bekliyorum artık kendisinden. Hep daha fazlasını. Alıştım galiba ama yine de mükemmele yakın bir kitap daha okudum diyebilirim.

Ceset tasvirleri yine inanılmazdı. Katilin sanatçı gibi yaptığı ince işler yine hayallerımize damga vurdu. Kitabı okuduktan sonra yine gece karanlıkta boşluğa bakamaz olduk. Bilinçaltımıza işledi işledi durdu işlenen cinayetleri ve sanat eseri gibi anlattığı cesetleri.

Bilimsel açıklamaları, her soruya mantıklı bir cevabı olması ve bunu o konunun uzmanıymış gibi yapması yine hayranlığımızı arttırdı kendisine.

Yalnız o kadar çok cinayet romanı okuyorum ki katili merak edemiyorum artık. Bir yerlerde bir şekilde çözer oluyorum gerçekleri. Kitapta da bazı karakterlerin dediği gibi gördüğüm en salak polislerden biri olan Mat bazı gerçekleri diğer romanlardaki ana karakterlere göre biraz geç keşfediyor. Biz bazı gerçekleri ondan önce öğrendik resmen. Bu da biraz diğer romanlarına göre seviyeyi bir basamak daha aşağı çekti ama 9 puanı da haketti.

Son olarak da bir eleştiri de kendime. Bu kitabı bu kadar geç okumak ve uzun sürede bitirmek kendime kızmama neden oldu. Grange'ı tamamlamak gerek. Sırada Lontano ve Kongo'ya Ağıt var.
Yazardan son derece güzel bir roman daha. Luc Soubeyras ve Mathieu Durey okul zamanlarından beri yakın olan iki arkadaştır. Zamanında rahip olmak için okuyan bu iki adam polis olmuştur ve biri Ahlak Masasına diğeri de Cinayet Masasına bakmaktadır. Bir gün Luc'un intihar ettiği haberi gelir. Komadadır. Mathieu intihar ettiğine inanmaz ve en son çalıştığı işi araştırmaya başlar. Bu bir cinayettir ve oldukça garip bir cinayettir. Buna benzer cinayetler Estobya ve İtalya'da da işlenmiştir. Ölüme yakın negatif deneyim geçiren insanların şeytanı gördüğü ve artık ondan sonra suçlar işlemeye başladığı şeklinde bir görüş vardır. Bu insanlara Işıksız denmektedir. Ancak şeytana tapan Köleler adlı bir örgüt bunları aramaktadır. Acaba bu üç cinayet şeytanın eseri midir yoksa gerçek bir insanın mı? Herkes işin içinde bir şeytani düzenek olduğunu düşünür. Katil gerçekten şeytani biridir ve hiç beklenmeyen bir isimdir? Acaba Mathieu hayatta kalabilip katili yakalayabilecek midir? Soluksuz okunan bir roman.
Tek kelime ile benim için “Mükemmel” bir romandı. Bugüne kadar okuduğum;
Leyleklerin uçuşu
Kurtlar İmp.
Kızıl N.
Taş Meclisi
Siyah Kan
Ve Koloni’den sonra 7. Grange kitabı idi. İstisnasız ilk sıraya hemen koyabileceğim “Şeytan Yemini”, son derece sürükleyici ve kusursuz bir kurguyla , dolu dolu ilerliyor. Polisiye/Gerilim severlere şiddetle tavsiye ediyorum.
Şeytan Yemini gerilim ve polisiyenin, doruk noktasında yaşandığı çok güzel bir roman.
Büyük bir iştahla okuyup bitirdiğim bu roman, Jean Christophe Grange'n en beğendiğim yapıtlarından biri oldu.
Olay örgüsünü çok iyi kurgulamış ve sonuda Grange'e yakışır olmuş.
Şeytan Yemini'ni okurken, bir noktadan sonra gerçekten de şeytanı hissedip, onunla karşılaşıyorsunuz.
Bu insanda inanılmaz bir addranalin ve heyecan uyandırıyor.
Eğer siz de bu tarz romanlardan hoşlanıyorsanız, mutlaka okuyun derim.
En sevdiğim yazar! Her yazdığını büyük bir heyecanla okurum ama benim birincim her zaman Şeytan Yemini! Baştan sona bir muamma ve katili hiç tahmin edemiyorsunuz. Mathieu Durey ardarda işlenen, satanik semboller taşıyan cinayetlerin sırrını çözmeye çalışıyor ve her yol Şeytan'a çıkıyor. Durey, hem Şeytan'ın varlığını sorgulayacak hem de en yakın arkadaşına neler olduğunu bulmaya çalışacaktır. Soluksuz okuyacağınız Grange romanlarından biri daha!
Bak işte polisiye dediysen, gerilim dediysen budur.. Korkarak okudum resmen.. Kesinlikle okuyun.. Çok süper kurgulanmış.. Şu malum beyaz ışığı gördünüz mü?! Peki ya kırmızı?! Hayata ikinci şansınız olsaydı yaşamak için, ne yapardınız?! Bir insan neden kötüdür?! Birçok soru var ve okuyun demekten başka bir şey diyemeyeceğim.. Oku ve öğren..
Günceleme gereği duydum çünkü bulaşık yıkarken kitapta aklıma takılan bir yer vardı ve inceleme yapmanın sadece kitabı iyi kötü yönde az öz fikir vermek olmadığını anladım.. Ne yazık ki kitabın incelemesini yapmamıştım şimdi incelemeye geldim..
Önceden okuduğum için isimler konusunda hafızamı dahi zorlamama gerek yok, tüm isimleri unuttum ve internetten baksam dahi çıkartamam..
Şu, polisin aşık olduğu kız, hani adamın, kötü olduğuna inanmadığı fakat rüyasında o kötülerin söylediği şarkıyı mırıldanan..
İşte aklıma tam da bu geldi bulaşık yıkarken.. Kız iyi miydi kötü müydü?!
Aslında kızın annesi kızını boğmaya çalışmış olması veyahut onu başka bir ülkeye göndermiş olmasının sebepleri altında kızının uçarı kaçarı, sadisizm ve eroitzm dolu davranışları var ve kız henüz çok küçük.. Civcivlerin boynuna yüzük geçirip, onlar büyüyünce boğulup ölmelerini sağlıyor, komşularının yanında +18 davranışlarda bulunuyor ve o boğulma sonrası kızın gördüğü malum ışığın beyaz olduğu kanaatindeyim..
Neden derseniz belirteyim..
Bundan önce çocukken Hac'a gitmiş yahudi bir kız vardı (emin olamadım ama kanımca yahudiydi) o da küçüktü henüz ve ölümü bekleniyordu.. Sonra bir şekilde ölümden döndü ve kız baya baya kötü bir şey oldu ve o kızın gördüğü kırmızı ışıktı.. Bu kız öncesinde oldukça minnoş bir insanken bu hale gelme sebebi şu malum ölüm ışığının rengi.. Diğer taraftan diğer kızın geçmişinin kötülüğü ve şimdiki halindeki olumlu gelişme.. Tek kusuru o şarkıyı, andı mırıldaması.. Belki de köleleri bir işidir bilemem ama sanırım kitapta bu yönde tezatlık var.. İyi olan kötü, kötü olan iyi oluyor.. Bu da kızın aslen ne olursa olsun iyi olduğunu gösteriyor.. Polis anlamadan dinlemeden, benim gibi bulaşık yıkarken bunu düşünemediği için haksızlık yaptı..
Spoiler Geliyor !!
Hikayemiz Luc Soubeyras adlı polisin intiharı ile başlıyor. Polisimiz ölüp geri diriliyor desek yeridir. Laure, Luc'un eşi ve onu da ekleme ihtiyacı hissettim. Bu arada Mathieu Durey, hikayeyi bize aktaran adamın ismi. Ki başlangıçlar oldukça eğlenceli geliyor. Katedraller, anılar, cesetler, ölümler, hepsi bir arada ve siz gelecek bölümlerde bunları çözmeye çalışırken bir bakıyorsunuz ki kitap bitmiş.
Rahiplikten Polisliğe... Koprofili, Ondinizm, Zoofili, Nekrofili ile İtaat, Yoksulluk, Dürüstlük ve Yalnızlık. 1. Bölüm ‘Mathieu' bu şekilde bir girişle sonlanırken Mathieu, Luc'un intiharı sonrası o komadan çıkmaya çabalarken onun soruşturmasını yürütmeye çabalıyordu.
2. Bölüm ‘Sylvie’ Mathieu'nın Luc'un intiharına ilişkin merakı nedeniyle araştırdığı hastane ve ziyaretleriyle geçiyor. Sylvie Simonis ve ölüm nedeni ile cinayetin örtbas edilmesini göz önüne alarak yaptığı araştırmalardan oluşuyordu. Cinayet olduğu kanısına vardığı bu ölümle ilgili sonunda birkaç ipucu elde etmişti ama bunlar iline yarayacak mıydı ? Bir kimyager, labaratuvar, böcek yetiştirme merkezi. Peki bunlar işe yarayacak mıydı ? Ordusu böcekler olan bir katil fikri çok ilgimi çekmişti açıkçası.
Sylvie ölümünün araştırması için Mathieu, araştırmalarına devam ediyor ve burada yatan Lamberton ona katilin kimliğini veriyordu. Peki gerçek katil o muydu ? Sylvie'nin kim olduğu ve ölümüne ilişkin bağlantılar sizi çok şaşırtacak gibi. Tabi iş bu kadarla sınırlı değildi. Cinayet aydınlansa da yurt dışında da benzer cinayetlerin olması Fransa sonrası seriyi İtalya'ya sürüklüyordu.
3. Bölüm ‘Agostina’ başlığında açılıyor. Cinayet işledi zannıyla tutuklanan bir kadın. Bizimkinin daha bölüm başından arabasında saldırıya uğraması da gidişe hız kattı diyebilirim.
Estonya, İtalya ve Fransa. 3 seri olay var ama seri cinayet veya seri katiller yok. Ancak katillerin yağışı birbirine fazlaca benziyor. Ölümden dönmek gibi. Bu bölümde Vatikan'ın derinlerine bir giriş yapıyoruz ve Katolik olmanın en büyük yaşan kaynağı Vatikan'da kılavuzumuzun adı ‘Rutherford’ Canlandırılmış bir kütüphane bile vardı. Bizimki bu araştırmalarda kimle görüşürse görüşsün bi şekilde saldırıya uğramaya ve gittiği yerlerde ‘Ölüm Getiren’ olmaya devam ediyordu.
Manon Simonis ise tahmin edildiği üzere ölmemişti ve Mathieu şimdi de bunu araştırıyordu. Ayrıca bu 4. Bölümün de ismini almıştı. ‘Manon’
Bu bölümde rahiple görüşmeler yapılırken misyonerliğe de değiniliyor. Yazarın yavaş yavaş müslüman olduğunu düşünmeye başladım artık. Son olarak da misyonerlerin amacını açıklar gibi rahibin ağzından ‘İslamı geriletmemiz lazım, başka çaremiz yok' deyişini kolay kolay bir Hristiyan yazar kullanmaz. Açıkçası bu kadar açık sözlü bir yazarı okumak ve dinlere de hakaret etmemek, sadece kendisi için değil okuyucu için de oldukça saygılı bir anlatım şekli gibime geliyor.
Bu bölümde Mat, Luc'a ne olduğunu -gerçekte öğrenince- biz de oldukça şaşırdık diyebilirim. Luc'un uyanması ve Mathieu’a bazı şeyler söylemesiyle bölüm bitiyor ve 5. Bölüm yani ‘Luc’ başlıyordu.
Burada Luc'a ne olduğunu bulmak için bir hipnoz uzmanı çağırılıp, bazı testler uygulanmıştı. Manon, Luc, Beltrein. Aslında katil iyiden iyiye her ölümle birlikte 'Şeytan' başlığında toplanıyordu ama Mathieu bunu 'Mantık' çerçevesinde kanıtlamaya ve bunu yapanın ölümsüz olduğunu kanıtlamaya çalışacaktı, peki yapabilecek miydi ?
Mathieu Durey. Hikayemizin baş kahramanı. Ancak benim biraz da eleştirim olacak. Bilgi var, gerilim var, hatta tarih kronolojisiyle cinayetler de var ama bu Mathieu sanki kitaba 'Hesoyam' yazarak başlamış gibi değil miydi ? Tamam kitap zaten güzel de adamı bu kadar da olmaz dedim. Adamlardan kaçıyorsun otoyol kenarındasın tamam hava karanlık ve sisli ama sen nasıl oldu da çimenliği gördün, düz yolda nasıl adamların arkasından dolaştın. Yanında kız da var karşında üç adam falan. Yani biraz da abartı vardı.
Tabi güzel yerler olmazsa olmaz. Cinayet işleme şekilleri, final kısmı ki o kısım başlı başına ayrı bir roman çıkartacak kadar zengindi. Hele ki cinayetleri gerçekte işleyen 'Şeytan' kimmiş bunu öğrenince bayağı şaşıracaksınız. Beyin yakan son konuşma da halen aklımda. Oldukça başarılı bulduğum bir kitap. Ah bir de ucuz filmlerde -tutulsun diye- konulan erotik sahneler hem de hiçgereği yokken konulmasa çok daha güzel olabilir. Yanlış anlamayın yolda okuyorum bazen, şansımdan mıdır nedir hep bu adamın kitaplarındaki cinsel içerikli sayfalara geldiğimde de yan koltukta oturan kişilerin kitaba göz ucuyla baktığını görüyorum. İstemsizce bir utanç kaplıyor içimi. Bu kitaptan sonra da düşüncem gene yazarın bir kitabı ile devam etmek ama bakalım. Biraz dinlenmeyi de düşünüyorum, biraz yoruldum artık.
Son olarak ekleyeceğim de, eğer bu yazarın herhangi bir kitabını okumadıysanız ve çokça duyup, tavsiye alıyorsanız; benim kanımca 'Leyleklerin Uçuşu' kitabından başlayarak seri şeklinde çıkış yıllarına göre okumanız. Hatta belki ilk çıkan kitapları eski diye bulamayabilirsiniz, PDF olarak bakın derim. Bulamayanlar olursa da benimle iletişime geçsinler, yardımcı olurum. Sağlıcakla ve Kitapla kalın..
Sanki birisi önden ekmek kırıntıları bırakmış, sen de onları takip ediyorsun. eser öyle akıcı. ama bir polisiye gerilim türü kitabına göre bazı eksiklikleri de var.
"İmanın gerçek gizemi bağışlamak değil bağışlanmayı istemektir; dünyayı olduğu gibi kabullenmeliyiz, çünkü onu değiştirmeyi bilmiyoruz."
Jean-Christophe Grangé
Sayfa 66 - Doğan Kitap 1. Baskı Çev: Şevket Deniz
"...dünyayı olduğu gibi kabullenmeliyiz, çünkü onu değiştirmeyi bilmiyoruz."
Jean-Christophe Grangé
Sayfa 66 - Doğan Kitap, 39. Baskı, Çeviri: Tankut Gökçe
Bir sigara yaktım.İlk fırt boğazımı parçaladı. İkincisi gırtlağımı yaktı.Üçüncüsü iyi geldi.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Şeytan Yemini
Baskı tarihi:
2009
Sayfa sayısı:
520
Format:
Karton kapak
ISBN:
9759913687
Kitabın türü:
Orijinal adı:
Les Serment Des Limbes
Çeviri:
Şevket Deniz
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Doğan Kitap
Birbirinin benzeri cinayetler işlenmektedir. Bu cinayetlerin ortak noktaları, katillerinin öldükten sonra hayata döndürülmüş ve uzun süre komada kalmış insanlar olmasıdır. Öldürülen kişiler de, onların komaya girmesine sebep olan kişilerdir. Bir tür intikam cinayetleridir bunlar. Ancak bu kişiler gerçekten katil midir? Yoksa sadece verilen emirleri uygulayan birer piyon mudurlar? Avrupa’nın birbirinden uzak kentlerinde işlenen bu cinayetler nasıl bu denli benzerlik içermektedir? Yoksa katil tek bir kişi midir? Kendini şeytanın yerine koyan, kendini şeytan sanan biri. Belki de şeytan gerçekten yeryüzüne inmiştir.

Kitabı okuyanlar 1.623 okur

  • Gamze Kurt Şahin
  • Canan
  • Abdullah YILMAZ
  • adıyaman mehmet
  • Merve Enez
  • Hale
  • ceren
  • Hatice Akca
  • Bahar Kumaş
  • Şule

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%2.4
14-17 Yaş
%2.4
18-24 Yaş
%18.9
25-34 Yaş
%35.4
35-44 Yaş
%31.5
45-54 Yaş
%8.2
55-64 Yaş
%0.6
65+ Yaş
%0.6

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%65.4
Erkek
%34.6

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%32.9 (155)
9
%24.6 (116)
8
%23.6 (111)
7
%12.3 (58)
6
%4.7 (22)
5
%0.6 (3)
4
%0.2 (1)
3
%0
2
%0.4 (2)
1
%0.4 (2)

Kitabın sıralamaları