Roman, savaşın göbeğindeki Almanya’da geçiyor. Baş karakterimiz Christine, yoksul bir Alman ailesinin kızı. Ancak onu diğerlerinden ayıran şey, bir Yahudi olan Isaac’a duyduğu sevgi. Bu aşk, sadece iki kalbin buluşması değil; aynı zamanda savaşın, ırkçılığın, nefretin karşısında dimdik duran bir umut hikayesi.
Kitap sadece bir aşk hikayesi değil. Christine’in gözünden savaşın getirdiği kıtlık, korku, ayrımcılık ve sessizce yaşanan büyük acılar anlatılıyor. Okurken Alman halkının tamamının Nazi ideolojisine körü körüne bağlı olmadığını, hatta bir kısmının bu savaşı hiçbir zaman istemediğini çok net görebiliyorsunuz. Christine’in ailesi, komşuları, çevresi üzerinden bir toplumun çöküşü yavaş yavaş gözler önüne seriliyor.
Etkileyici olan bir diğer yön ise yazarın hikâyeyi kendi ailesinden ilham alarak kurgulaması. Yazarın annesi savaşı yaşamış bir Alman ve bu roman, onun anılarına dayanıyor. Bu da kitaba ayrı bir gerçeklik ve samimiyet katıyor.
Yazarın dili sade ve oldukça sürükleyici. Karakterler çok iyi işlenmiş, özellikle Christine’in iç dünyası etkileyici bir şekilde yansıtılmış. Kitap boyunca yer yer duygusal, yer yer umut dolu anlara tanıklık ediyorsunuz. Tek eleştirebileceğim nokta, bazı bölümlerin biraz uzun tutulmuş olması. Daha kısa ve öz olabilirdi.