Ah, Arkadya kitapları yine beni şaşırtmadı… O kadar güzel, acıklı ve içe dokunan bir hikayeydi ki zaman zaman çıkmazda hissettirdi. Kitabın sayfaları arasında ilerlerken bazen boğazım düğümlendi, bazen de umutla nefes aldım. Sonunu gözlerim dolu dolu, ama minik bir tebessümle okudum. Yine çok sevdiğim bir kitap oldu; bu dünyanın sıkıntılarından alıp beni bambaşka bir dünyanın içine bıraktı.
Ellen Marie Wiseman’ın anlatımı öyle sürükleyici ki, insan kendini hikâyenin içinde buluyor. Bu kez de geçmişin acılarıyla bugünün izlerini ustalıkla bir araya getirerek insan ruhunun ne kadar güçlü olabileceğini hatırlatıyor. Özellikle akıl hastanesinde geçen kısımlar, insanın içini sızlatan gerçeklerle yüzleştiriyor; çaresizliğin, yalnızlığın ve sistemin acımasızlığının izlerini taşıyor.
Kitabı okurken şu cümle içime dokundu:
“Bazı yaralar zamanla kapanmaz, ama insan yaşamaya devam eder.”
Belki de bu yüzden çok sevdim; çünkü bana da unuttuğumu sandığım duyguları hatırlattı.
Bir başka yerde şöyle diyordu:
“Sevgi, bazen en ağır acıların bile üstünü örten tek şeydir.”
İşte tam da bu yüzden sayfaları çevirdikçe bir yandan hüzünlendim, bir yandan da umut buldum.
“Ardımda Kalanlar”, bana göre sadece bir roman değil; geçmişle, kayıplarla, umutla ve insan ruhunun dayanma gücüyle ilgili derin bir yolculuk. Kitabı bitirdiğimde hissettiğim şey, belki de en çok buydu: Her şeye rağmen, yaşamaya devam edebilmek.