Solina Silahlı

Solina Silahlı

Çevirmen
8.2/10
5,2bin Kişi
·
17,7bin
Okunma
·
5
Beğeni
·
1.604
Gösterim
Adı:
Solina Silahlı
Unvan:
Çevirmen
Yazara henüz alıntı eklenmedi.
444 syf.
·11 günde
Tüm gizemleri içinde barındıran duygu yüklü bir kitap.Hikaye kurgu ürünü olsada çıkış noktası gerçeğe dayanmaktadır.Gerçekliğe dayanan kitapta bahsi geçen Willard Akıl Hastanesi, 1800'lü yılların sonlarına doğru hizmete girmiş, 1995 yılında kapatılmıştır. O tarihe kadar ''54.000'' hastaya ev sahipliği yapmıştır. İşin en ürkütücü yanı bu hastaların hiçbiri taburcu olmamıştır. 1900'lü yıllarda hastaların çoğunluğunu kadınlar oluşturmaktadır ve dahası bu kadınların çoğu oldukça akıllı insanlardır. O dönemlerde sinir krizi geçiren, sisteme ya da kocasına karşı çıkan kadınlar maalesef “hasta” diye hastaneye kapatılmıştır. Susturulan, savunma hakkı elinden alınan ve kendini ispat etme fırsatı verilmeyen kadınların çırpınışlarını dile getiren Ellen Marie Wiseman’in oluşturduğu karakter Clara da o kadınlardan biridir.
144 syf.
·2 günde·7/10
İki evli çiftimizden biri 2002 yılında Paris’e balayına giden Liv ve mimar eşi Daniel, diğeri de Sophie ve ressam eşi Edouard.
Liv, Paris’e çok büyük umutlarla gitse de hiçbir şey istediği gibi olmaz. Çünkü işkolik eşi, iş toplantıları yüzünden 5 günlük balayının 3 günü Liv’i tek başına bırakır. Bu da Liv’in kendini değersiz hissedip evliliğini şimdiden sorgulamasına sebep olur.
Sophie ise çizdiği resimlerle ünlü Edouard ile evlenir. Birbirlerine çok aşık olsalar da Sophie bir gün duyduğu şeyler yüzünden evliliğini sorgulamaya başlar.
Ardında Bıraktığın Kadın’dan önce okunan bu kitap kısa ama duygu yüklüydü. Aşkın çözemediği sorunun olmadığını anlatılıyor kitapta çok olay yoktu basit bir kitaptı ama zaten asıl olay Ardında Bıraktığın Kadın’da. O da kitaplığımda sessiz sakin bekliyor. Çok değil 1 kitap sonra kendisine de sıra gelecek :)
444 syf.
·Beğendi·10/10
Okurken öyle çok yaralandım ki... Bir sürü duygu yaşadım; öfke, acı, neşe, tebessüm ettiren bir aşk ve çaresizlik... Duygu yüklü, anlatımı o kadar güzel ki bazı sayfalarda ağlamamak için kendinizi zor tutuyorsunuz.

Hikaye iki kişi ağzından anlatılıyor. Clara 1930 lu yıllarda yaşamış. sevdiği adamla evlenmek istediği için babası tarafından akıl hastanesine kapatılan 17 yaşında genç bir kız üstelik hamile ve herkese hasta olmadığını anlatmaya çalışıyor kimseye inandıramıyor... Bu süreçte hamile olması ve bebeğini akıl hastanesinde doğurması, bebeğini ondan ayırmaları, erkek arkadaşının ona ulaşmaya çalışırken onun da hastaneye kapatılması... Diğer karakter
Izzy günümüzde yaşayan, annesi hapiste olan, koruyucu aile yanında kalan ve liseyi bitirmeye çalışan 18 yasinda olan bir kız.
Izzy ve ailesinin artık kullanılmayan Akıl hastanesinde kalan eski dosyalar üzerinde yaptıkları araştırmalarla Clara'nin yaşadıkları hem Clara ağzından hem de günlük ve dosyalardan etkileyici bir şekilde anlatılmış..
480 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Bolca sübliminal mesaja maruz kalacağınız, olaylar ve kişiler arasında sürüklenirken yorulacağınız ve bazen nerEde olduğunuzu şaşıracağınız harika bir kitap. Farklı karakterlerdeki iki genç kadının destansı dostluğuna şahit olacak, güçlü ve duygusal bir roman okuyacaksınız.
Tavsiye olunur...

İyi okumalar
480 syf.
·5 günde·9/10
Ateşböceği Yolu’nun devamı olan bu kitabı yine ilk kitap gibi kirpiklerim ıslak bitirdim ve yine kalbim Hannah diye pıt pıt attı.
Kitap Kate’nin ölümünden sonra Tully ve ailesinin yaşamına kaldıkları yerden nasıl devam etmeye çalıştıklarını konu alıyor. Tully, Kate’in ölümünden 4 yıl sonra kötü bir trafik kazası geçiriyor ve komada kalıyor. Bundan sonra her şeyin başladığı yerden, 4 yıl önce Kate’in cenazesinden devam ediyor kitap. Kate’in kızı Marah, annesinin ölümünü kabullenemez ve annesine yaşattığı zorluklar için kendini suçlar ve ne vaftiz annesi Tully’nin ne de babasının yardım elini tutmayarak büyük bir depresyona girer. Bazı yerlerde Marah’a o kadar sinir oldum ki kitaba odaklanamadım. Bazı yerlerde de Johnny’ye o kadar üzüldüm ki kalbim paramparça oldu. Bir baba düşünün karısının ölümünden sonra sudan çıkmış balığa dönmüş, onun yasını tutarken aynı anda da ailesi ellerinin arasından kayıp gidiyor ve bunu durduramıyor. Tully’nin hayatı ise her yönden tamamen tepetaklak oluyor. Kate’e ölmeden önce verdiği sözü tutamıyor. Ve tabi bunun devamında Tully bir kaza geçiriyor ve makinelere bağlı bir şekilde komada kalıyor. Ama yalnız değil çünkü yanında Kate var :) burada ak sakallı dede = Kate olarak düşünün. Kate ile Tully’nin bu diyalogları beni gerçekten çok etkiledi. Dedim ki kendi kendime gerçekten böyle bir arkadaşlık olabilir mi?
Bu kitabımızda ilk kitaptan kalma cevapsız sorular da cevaplanıyor. Mesela Tully’nin annesi Dorothy ve yaşadıkları ve tabi Tully’nin babası. İçim gerçekten çok kötü oldu. Bağımlılık yüzünden kaybolan bir ömürü okudum ve bu beni derinden etkiledi. Yine de kitabın sonu bence tam olması gerektiği gibi bitti. Mutlu veya mutsuz demiyim ama yüreğinizde iz bırakacağından şüpheniz olmasın. Kesinlikle ve kesinlikle okuyun ve okutun.
352 syf.
Ah ben ve benim şu kitapları arka kapağını okumadan alma huyum. Açıkçası kitabı ismine bakarak ve uluslararası bestseller denildiği için almıştım. Bu nedenle daha feminist ve daha derin bir kurgu bekliyordum, ön yargılı karakterler bekliyordum ama umduğumdan farklı bir kurgusu vardı. Kötü müydü kesinlikle kötü bir roman değildi akıcı bir kitaptı, saatler içerisinde okutulabilecek kadar kolay çerezlik dediğimiz kitaplardandı. Güzel bir romantik komediydi yani.

Romanın konusuna gelirsek, 36 yaşındaki Suzie Miller, gazetedeki köşesinde, kendisi gibi aldatılmış kadınlara ilişki tavsiyeleri veriyordur. Son sevgilisi tarafından da tek bir mesajla terk edilen Suzie, onu hayal kırıklığına uğratmış tüm eski sevgililerinden intikam alma kararı alır ve böylece hikayemiz başlar ...

Benim gibi kitabın ismine aldanarak bu romanı okumak istiyorsanız yada almış bulunduysanız, fazla bir şey beklemeden okumaya başlayın. O zaman bu romandan daha çok zevk alarak okuyacağınıza eminim.
496 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
İncelememe bizi birbirinden mükemmel kitaplarla buluşturan Kristin Hannah ile başlamak istiyorum. Gece Yolu ile birlikte Kristin Hannah'ın 4 kitabını okumuş bulunmaktayım: Ateşböceği Yolu, Kış Bahçesi, Gerçek Renkler, Gece Yolu. Okuduğum her kitabının ardından son sayfayı çevirdiğimde içimde tarifsiz hisler oluştu. Bir yazar sözlü olarak anlatıldığında çok basitmiş gibi görünebilecek bir konuyu nasıl bu denli etkileyici ve sarsıcı hale getirebilir, aklım almıyor. Kristin Hannah okurken, genelde olduğu gibi Gece Yolu'nu okurken de sayfaların arasında kayboldum. Sıcacık, samimi bir dil, anında ısındığınız karakterler, binbir duygu... Betimlemeler aracılığıyla adeta gözünüzün önünden akıp giden mekanlar, olaylar.

Bir kadının çocukluğundan genç kızlığına, oradan olgun bir kadın olduğu döneme ve yaşlılığına... Kristin Hannah "kadını" büyüleyici bir şekilde ele alıyor. Elinizde bir Hannah kitabı varsa bu kitapta kendinizden, çevrenizden bir şeyler bulacağınıza eminim; olayları sadece okumayacağınıza karakterlerle birlikte yaşayacağınıza eminim.

Aile ve arkadaşlık ilişkilerinin Kristin Hannah ustalığı ile kusursuz bir şekilde ele alındığı Gece Yolu'nda Lexi Baill ve Jude Farraday ana karakterlerimiz. Lexi henüz 14 yaşında, uyuşturucu bağımlısı annesi nedeniyle hayatını koruyucu aile değiştirerek geçirmiş, henüz çocukken hayatın zorluklarını yaşamış, annesinin, gözleri önünde ölümüne şahit olmuş bir kız. Jude Farraday ise kırklı yaşlarında hayatın iyi olarak görebileceğimiz neredeyse bütün nimetlerine sahip, iki çocuklu, zengin bir anne. Zach ve Mia adında iki çocuğu olan Jude çocuklarının hayatını tamamen kendi ellerinde tutmayı seven bir helikopter anne*. Birbirinden bu denli bağımsız iki kadının hayatı Jude'un kızı Mia aracılığıyla kesişirken yapılacak ufak bir hatanın, alınacak yanlış bir kararın bir aileyi nasıl parçaladığına şahit olacaksınız. Gece Yolu'nu okursanız bu olaylara şahit olurken benim gibi, gözyaşlarınızı tutmakla zorlanabilirsiniz.

Geçmişte yaşananlar yakanızdan asla düşmüyorken umuda tutunabilir misiniz? Hayatınızı kararttığını düşündüğünüz birini affetme erdemini gösterebilir misiniz yoksa adalet adı altında intikam için vicdanınızı tamamen kapatır mısınız? Affetmenin acının, umudun ve sevginin somut şeylermişçesine hissedildiği Gece Yolu son derece dramatik bir konuya sahip, büyüleyici bir kitap...

*Helikopter Anne: Çocuklarının üzerine çok düşen, yaşamlarını sürekli gözlemleyen ve kontrol altında tutmaya çalışan ebeveynlere psikolojide verilen isim.
512 syf.
·9/10
Jojo Moyesin kalemiyle senden önce ben kitabıyla tanışmıştım. Severim anlatma dilini, aynı zamanda sürükleyici de..Bu kitap da sevdiğim kitaplar arasına katıldı..iki çiftin hayatını anlatıyo..biri 19cu yüzyıl olmalı yanlış hatırlamıyorsam, ressam Eduoard Lefevreyle karısı ve 21ci yüzyılda yaşayan çift..bunları birleştirense Lefevrenin karısı Sophieni çizdiği bir tablosudur.Kitapta savaş döneminde Lefevrenin güzel karısının başından geçen olaylar var ki,okurken kitabın ne kadar duygu yüklü olduğunu hatırlatıyor.Güzel bir kitap, düşünmeden tavsiye ederim...
400 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Okuduğum kitaplar listesine eklenen beşinci Kristin Hannah romanı oldu Yaz Rüzgârı. Yine sımsıcak bir dil, sevilesi karakterler ile buram buram samimiyet kokan bir roman. Romanlarında aile ilişkileri, aşk, arkadaşlık gibi konulara yer veren Hannah, Yaz Rüzgârı'nda temel olarak anne-kız ilişkisini ele alıyor. Bir yazarın birden fazla kitabını okuduğumuzda her zaman bu kitaplar arasında karşılaştırma yaparız. Yaz Rüzgârı, Ateşböceği Yolu ve Gece Yolu kadar olmasa da beni tatmin etti ve beklentilerimi karşıladı.

Ünlü bir talk show sunucusu olan Nora Bridge kendisine aile, arkadaşlık, aşk ilişkileri ile ilgili sorular soran dinleyicilerine yardımcı olurken, kendi kalp kırgınlığına merhem bulamamış bir kadındır. On bir yıl önce eşini ve çocuklarını terk eden Nora'nın hayatı ve kariyeri ortaya çıkan bir skandalla alt üst olur. Bir süre bu olaylardan uzaklaşmak isteyen Nora kendini terk ettiği Summer Adası'ndaki evde bulur. Öte yandan Nora'yı bir türlü affedemeyen küçük kızı Ruby ise ablası ve annesinin ısrarıyla evde Nora'ya eşlik etmeyi kabul eder. Ruby'nin adada kalmaktaki asıl amacı skandalın ana karakteri olan ve basının oyuncağı haline gelen annesi hakkında bir yazı yazarak karşılığında 50 bin doların sahibi olmaktır.

Bazı insanlara ne kadar kızsak ya da kırılsak da içten içe yine onlara özlem duyar yine yanlarında olmak isteriz. Birçoğumuz hattâ tamamımız için anne ve babalarımız söz konusu olduğunda durum böyledir. Onlara karşı hissettiğimiz sevginin ne kadar derin olduğunu anlayabilmek için ağızlarından çıkan bir "kızım, oğlum" sözcüğü yeterlidir çoğu zaman. Bazen de kendimizi bir şeye yıllarca o kadar inandırmışız, o şeyi o kadar çok doğru kabul etmişizdir ki gözümüzün önünde duran gerçekleri göremeyiz ve bu durum yıllarımızdan alır götürür. İşte Yaz Rüzgârı'nda bu tür düşüncelere kapılıp gidiyorsunuz. Güçlü görünmek istemesine rağmen, umursamıyormuş gibi davranmasına rağmen insanın içinde ne tür fırtınaların kopabileceği ve aslında insanoğlunun ne kadar kırılgan, güçsüz olduğu gerçeğini yüzümüze çarpıyor Kristin Hannah.

Kitabı okurken bir yandan da düşündüğüm şey yanımızda olan, onlar tarafından sevildiğimizi sandığımız kişilerin yaptığımız, yapacağımız bir hata ile bizleri ne kadar çabuk yargısız infaz edebileceğiydi. Yaz Rüzgârı'nda bu durum sıkça karşımıza çıkıyor. Bir ailenin oğullarına yaptıkları ve bir kişiyi yücelten basınının yine aynı kişiyi nasıl yerin dibine sokabildiği gerçekleri ile.

Kristin Hannah'ın başarılı birey çözümlemeleri ile roman karakterlerinin iç dünyalarında yaşadıklarını âdeta ben de yaşıyorum. Her zamanki duru, akıcı diliyle herkesin yaşayabileceği sorunları aktaran Hannah her kitabında beni kendisine biraz daha hayran bırakıyor. Umarım en kısa zamanda diğer kitaplarından birini daha okuyabilirim. Kristin Hannah okumak benim için o kadar keyifli bir hale geldi ki hissetiklerimi tam olarak tarif edecek kelimeleri bulamıyor olabilirim. Hepinize keyifli okumalar...
512 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Ah Jojo Moyes... Senden Önce Ben'i okuyup çok beğenmiş biri olarak yazarın kaleme aldığı yeni bir hikayeyi okuma kararı almak ilk aşamada bazı soru işaretleri yaratsa da, kitaba başladıktan sonra bu soru işaretlerinin tamamı zihnimden uçup gitti. Paris'te Balayı ile karakterleri tanıdıktan ve kafamda birkaç düşünce oluştuktan sonra Ardında Bıraktığın Kadın ile Liv ve Sophie'nin dünyalarına yeniden adım attım. Jojo Moyes'in dilinin sadeliği ve akıcılığında yine kayboldum. Paris'te Balayı'nda Sophie ve Liv'in evliliklerinin ilk dönemleri ve eşleri ile ilgili detaylar vardı. Açıkçası ben Ardında Bıraktığın Kadın'da, Liv'in David, Sophie'nin Éduardo ile evliliklerinin nasıl gittiği roman konusu olacak diye beklerken karşıma bambaşka bir şey çıktı. Olayların ilk  kitaba dayanarak beklediğim şekilde başlamaması beni memnun etti diyebilirim.

Konudan kısaca bahsedecek olursam; Paris'te Balayı incelememi okuyanlar bilir, 2002 yılında çiçeği burnunda karı-koca Liv ve David; 1900'lerin başında ise yine yeni evli çift Éduardo ve Sophie çıkıyor karşımıza. Ardında Bıraktığın Kadın her iki dönemde de dört yıl sonrasını anlatıyor. Sophie çok sevdiği kocasını savaşa göndermiştir ve zor şartlar altında ailesine bakmakla yükümlüdür. Almanlar tarafından işgal edilen köylerinde Sophie ile ablasının işlettiği otel bir Alman komutan ve askerlerini ağırlamak zorundadır. Sophie'yi asıl endişelendiren ise Komutan'ın Éduardo'nun çizdiği tablodan gözlerini alamamasıdır. Aradan geçen onlarca yılın ardından Sophie'nin tablosu Liv'in evini süslemektedir. Maalesef Liv'in eşi David ölmüştür ve bu tablo da David'in Liv'e bıraktığı en değerli şeylerden biridir. Liv ise tutkuyla bağlı olduğu bu tablonun başına açacağı dertlerden habersizdir.

Jojo Moyes Ardında Bıraktığın Kadın ile geçmiş-gelecek arasında köprü kurarken, savaş ve sevginin detaylarını etkileyici üslubuyla ilmek ilmek işliyor sayfalara. Kitabın ele aldığı hikaye beni çok etkiledi, üzüldüğüm o kadar fazla karakter vardı ki. Kim olduğunu söylemeyeceğim ancak geri plandaymış gibi görünen ama aslında hikayede kilit rol oynayan karakterlerden biri özellikle etkiledi beni. Evet dediğim gibi üzüldüğüm karakter sayısı fazlaydı ama biri benim açımdan çok daha üzücü şeyler yaşadı, işin ilginci bu karakter ne Liv ne de Sophie. Ardında bıraktığın Kadın'da insanın sevgisi için nelerden vazgeçebileceği asıl noktayı oluşturuyor. Artık insanların "aşk" dediği şey bana o kadar sinir bozucu gelmeye başladı ki bazen bu tür fedakarlıkları ancak kitaplarda görebiliriz gibi geliyor. Asla bencil olamayacakmış gibi görünen bir insanın içinde bile mutlaka bir parça bencillik olduğunu düşünen biri olarak ben, sanırım sadece kitaplardaki sevgiyi seveceğim.

Paris'te Balayı kitabı ile başlayıp Ardında Bıraktığın Kadın ile devam eden hikaye oldukça güzeldi. Zaman zaman hem Sophie hem de Liv'in yaşadığı dönemlerde insanların peşin hükümlülüğüne sinirlendim, yaşanan güzel şeylerde mutlu hissettim ama genel olarak hüzünlendim. Kitabı bitirdiğimde ise yüzümde küçük bir tebessüm ve hoşnutluk ifadesi oluştu. Jojo Moyes'in Senden Önce Ben ile yakaladığı başarının tesadüf olmadığını bir başka kitabını da okuyarak anlamış oldum. Güçlü bir hikaye, olay örgüsü ve üslup ile Moyes yine harika yazmış. Bir sonraki Moyes kitabım Üstümüzde Gökyüzü Altımızda Deniz olacak. Şimdilik bu sevilesi yazara kısa bir mola veriyor ve Paris'te Balayı akabinde Ardında Bıraktığın Kadın'ı sizlere de tavsiye ediyorum, keyifli okumalar.

Yazarın biyografisi

Adı:
Solina Silahlı
Unvan:
Çevirmen

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 17,7bin okur okudu.
  • 259 okur okuyor.
  • 8,1bin okur okuyacak.
  • 180 okur yarım bıraktı.