İnce Memed, aslında hepimizin içindeki o "artık yeter" diyen sesin hikâyesidir. Dikenliözü köyünde doğan ve babasız büyüyen Memed, daha çocuk yaşta Abdi Ağa’nın bitmek bilmeyen zulmüyle, dayağıyla ve sömürüsüyle tanışır. Ağa öyle bir karakterdir ki, köylünün ektiği buğdayın çoğuna el koyar, insanları açlığa mahkûm eder; hatta kaçmaya çalışan Memed'i yakalayıp annesine de eziyet ederek onu adeta hayattan bezdirir. Memed büyüdüğünde ise tek sığınağı çocukluk aşkı Hatçe olur ama Ağa, Hatçe’yi kendi yeğenine almak isteyince ipler kopar. Memed, Hatçe’yi kaçırır ama peşlerine düşen Ağa ve yeğeniyle çıkan çatışmada Ağa’yı yaralayıp yeğenini öldürünce, artık dönüşü olmayan o yola, yani dağa çıkar.
Dağda "eşkıya" olarak geçirdiği günlerde Memed, sadece bir firari olmadığını, aslında köylünün üzerinde bir karabasan gibi çöken o bozuk düzene karşı tek umut olduğunu fark eder. Hatçe haksız yere hapse atılırken, Memed dağlarda hem hayatta kalmaya çalışır hem de "eşkıyalığın" sadece yol kesmek değil, mazlumun yanında durmak olduğunu öğrenir. Kitabın o meşhur finalinde, köylüye zulmedenlerin simgesi olan Abdi Ağa’yı öldürüp köydeki o lanetli çakırdikenlerini yaktığında, aslında sadece bir adamı değil, bir korku imparatorluğunu yerle bir eder. Yaşar Kemal bu süreçte doğayı, toprağı ve insan ruhunu öyle derin anlatır ki; Memed’in her adımında o toprağın kokusunu duyar, attığı her kurşunda adaletin o soğuk ama rahatlatıcı yüzünü hissedersiniz.