1740-1814 arasında yaşamış Fransız yazar ve asilzade Donatien Alphonse François, Marquis de Sade tarafından yazılan bir roman.
Bu roman döneminde çok aktüel olan “Akıl” ile “Doğa” arasındaki diyalektik değerlendirmelerden, “Aydınkanma” tartışmalarının felsefi bakış açılarından hareketle yazılmış dünyada adından çokça söz ettirmiştir.
Kimileri düşünürü, anlattıklarını savunmakla da eleştirmiştir.
Aslında burada düşünürün ironi yaptığı değerlendirmesini yapmak daha doğru geliyor bana.
Eserin içeriğini okumak her okuyucunun içinin kaldırabileceği bir şey değil gerçekten.
120 gün boyunca çok korunaklı ve vahşi bir doğanın içinde ulaşılamaz bir şatoya kapatılan çocuk yaşta insanların başına türlü işkenceler ve uygulamalar yaptırarak cinsel haz almaya ve hazlarını çeşitlendirmeye çalışan dört üst tabakadan insanın her yönüyle insanlık dışı uygulamalarını anlatan eserde aslında şu tezin ortaya konduğu görülür:
“Doğa mı diyorsunuz.
İnsan doğasının neyi istediğini en uç örnekleriyle anlatayım size.
İnsan ya aklıyla ya da güdüleriyle/doğanın onda derc ettiği tutkularıyla haz almaya dönük hareket ederek yaşamını sürdürebilir.
Şimdiye kadar ortaya konan tüm dini inançlar, kültürler, disiplinler insanı bu tutkulardan ve güdülerden uzaklaştıramadı, sadece üstlerini örtebildi bir miktar.
Tutkularından uzaklaştırıldığında insanın diğer şeyler ile mutlu olması mümkün değildir.
Acı aynı zamanda beraberinde en ince hazları da getirdiği için her zaman aranan bir ruh halidir.
Doğada suç diye nitelendirilen eylemlerin hiç birisi doğanın insana yüklediği güdülere aykırılık teşkil etmez.
Doğasına uygun yaşamayan bir insan hiçbir şey ile mutlu olamayacaktır.....”
Terminolojide “Sadizm” diye bilinen kavramın özdeşleştiği Sade’nin davranışları normal bir insanın asla kabul edemeyeceği kabalıkta ve iğrençlikte olmasına rağmen eserleri Fuko, Freud, Neitsche,Schopenhauer gibi bir çok filozofu derinden düşünmeye ve “Doğal İnsan” davranışları hakkında tekrar düşünmeye ve yargılarımızı gözden geçirmeye sevketmiştir.
En basit örneği ile cinayet tüm toplumlarda suç olarak yasalara yazılmış olmasına rağmen aktüel olarak savaşların olmadığı kısa veya uzun bir zaman dilimi, savaşmak için hazırlanmayan bir devlet yok gibidir.
Cinayeti suç gören yasa koyucu devletler akşam haber bültenlerinde izlediğimiz kadarıyla kendilerinden olmayan oluşum veya kişileri öldürmekten büyük bir haz aldıklarını ilan etmekten çekinmiyorlar.
Sade, Sadist davranışlarıyla bize şunu diyor aslında:
Doğa bize bunları yaptırmaktan ibarettir.
Bunun bir rasyosu da yoktur.
Bir hayvanı öldürmek ile bir insanı öldürmenin bir farkı yoktur. O halde bunun yerine ne koyacaksınız? Eğer akıl ile yerine koyabildiğiniz Tanrı ise , bu da bizi doğamızın yaptıklarını daha sistemli yapmaktan başka bir şey değildir(Cehennem tasarımı(Acı), Cennet tasarımı(Haz). O halde aydınlanmanın ne olduğunu bir daha düşünmek, Aklı, Tanrı’yı, Cumhuriyeti , Bilimi bir daha düşünüp insanı mutlu edecek bir tasarım ile devleti yeniden şekillendirmek ve buna göre çok az maddeler içeren yasalarla insana yasaklayıcı bir tavırla bakmayan ruha sahip yeni bir yasa yapmak lazım. Anayasa (Doğa) ile uyuşan bir yasa. Okunması gerçekten zor bir eser. Yoğun bir okuma alışkanlığı olmayan , felsefi derinliği ile olaylara bakamayan insanların okumasını tavsiye etmem. Ama bunu kaldıracak durumdaki insanların insanı daha iyi tanıması için okumalarını tavsiye ederim.