1872-1970 arasında yaşayan
Britanyalı filozof, matematikçi, tarihçi ve toplum eleştirmeni Bertrand Arthur William Russell’ın
“NEYE İNANIYORUM” kitabıyla, seküler bir ahlakın temellerini atmaya çalıştığı görülüyor.
Düşünüre göre “İnsan, kutsal bir düzenin değil doğanın bir parçasıdır.
İyi yaşamın esin kaynağı sevgi, kılavuzu ise bilimdir.
Bireyciliğe düşmeden arzularımızı tatmin etmek, başkalarının iyiliğini istediğimiz bir dünyada mümkündür.
Masum arzuları cezalandıran ve insanları ikiyüzlülüğe zorlayan muhafazakar ahlak bizi mutlu kılmaz.”
Bunların yanında bize asıl vermek istediği mesajın;
“İnsanın mutluluğu, erdemli bir birey olarak yaşama çabasından değil toplumsal koşulların düzeltilmesinden geçer.” olduğu hissediliyor.
Aslında bu açıdan bakınca Aristoteles’in “İnsan politik bir hayvandır.” düşüncesi ve yine devletin asıl görevinin insanın insanlaşma sürecinin önündeki engelleri kaldırarak ve insanlaşmasına en elverişli toplumsal şartlar ve bireysel gelişimin imkanlarını sağlayarak bireye katkıda bulunmaktır.
Ahlak adı altında ve çoğunlukla teolojik/metafizik ve dinsel kural ve öğretilerden/yargılardan oluşan kurallar insanı daha çok iyi hale getirmek bir yana doğasından ve potansiyelinden uzaklaştırıyor.
İnsan doğasını, insan doğasını esas alan metafizik ahlak yargılarını ve tüm zamanlarda buna uymadan ilerlemesine devam eden “bilimsel/seküler ahlak anlayışı”ını kavramak için çok güzel bir kitap.
Unutmamak lazım ki insanlık tarihi boyunca toplumları yönetenler hep az düşünen ve kolay yönlendirilen “yığınlar için kurallar koyup bağlılıklarını artıracak ahlaklar” icat etmişlerdir.
Bu kitabı yazdığı için Russel kilise yöneticileri tarafından “ahlakî yapıyı bozduğu” gerekçesiyle ama aslında vazettikleri “ahlak” ile uyuşmadığından/işlerine gelmediğinden üniversitedeki görevinden uzaklaştırılması sağlanmıştır. Günümüz sorunlarıyla da bağlantılı olarak düşünüldüğünde ufuk açıcı bir kitap olduğu ve güncelliğini koruduğu görülüyor.