Başlarda ne okuduğumu tam anlayamadım açıkçası. Cümleler uzun, betimlemeler yoğun, karakterler uzak gibi. Ama sonra bir noktada, fark etmeden içine giriyorsun o sıcak, rutubetli liman şehrinin… o manastırın, o saçları yere kadar uzayan kızın dünyasına.
Bu kitapta aşk var evet, ama öyle basit bir aşk değil.
Yasak, karmaşık, zamanın dışına düşmüş bir aşk.
Ve arkasında din, gelenek, cehalet, hastalık, büyü, ölüm...
Hiçbir şey bağırmıyor. Her şey usulca, ama derinden işliyor insana.
Kolay bir kitap değil, ama etkileyici.
Bazı cümleleri iki kez okudum.