Bitirmemin çok uzun sürdüğü muhteşem eser!
Belki de kitabın ruhuna en uygun okuma süreci buydu: uzun aralarla, erteleyerek, tıpkı Oblomov’un hayatı gibi. Tembelliğin kitabı bu. Hazır olanı talep etmeyen, dertlenmektense kaderine razı gelen bir adamın iç dünyası…
Oblomov’un başına gelenler bir dizi talihsizlikten çok, bir yaşam biçiminin sonucu gibi. Kitabın ilk bölümlerini okurken onun yaşadığı içsel tıkanıklığı ve tembellik hâlini çok iyi anladım. Çünkü ben de benzer bir dönemden geçiyordum. Sanki onunla birlikte yaşıyor, aynı iç durgunluğun içinde yol alıyordum.
Oblomov’la aramda bu kadar kuvvetli bir bağ kurmamın bir nedeni de aşk deneyimlerinin bana tanıdık gelmesiydi. Olga’yla yaşadığı ilişkiyi okurken, kendi yaşadıklarım sık sık aklıma geldi. Kitaba ara verdiğim, takıldığım zamanlar oldu ama bir noktada içimde tekrar bir okuma dürtüsü doğdu. Dönüp yeniden kaldığım yerden devam ettiğimde, bağ hiç kopmamış gibiydi.
Kitap boyunca beni en çok etkileyen şeylerden biri, tüm o tembellik ve erteleme hâline rağmen, Oblomov’un hikâyesinin canlı kalmasıydı. Çok uzun sürede, parça parça okudum ama bir şekilde merakım hep sürdü. Yavaş okuduğum hâlde sıkılmadım. Hatta zaman zaman Oblomov’un hâlleri bana sevimli, yer yer komik bile geldi. Ancak hikâye ilerledikçe bu hisler yerini başka bir duyguya bıraktı. Olga’dan ayrılması, kendi hayatını sabote edişi… O noktada artık sadece üzülüyordum. Hayalini kendi elleriyle mahvedişi, acı verici bir gerçekliğe dönüştü.
Kitabı bitirdiğimde, Oblomov’un yalnızca bir karakter değil, hayatımın belli dönemlerindeki benliğime ayna tutan bir karakter olduğunu fark ettim.
Sonuçta Oblomov, benim için sadece bir klasik değil; uzun, kesintili ama yoğun bir okuma deneyimi oldu. Zaman zaman dağılan odağıma rağmen, anlatısına yeniden bağlanabildiğim ve sonunda iyi ki dediğim bir kitaptı. Tüm bu nedenlerle, Oblomov tam anlamıyla bir Rus klasiği.
İş Bankası Yayınları
(05.08.2023/23.02.2025)