Kolay mı Kabullenmek Her Şeyi, hayatın görünüp gitmez bir yanını öyle bir anlatıyor ki, sayfaları çevirirken okur bir an duraksayıp “acaba benim de hikâyem bu muydu?” diye kendi iç sesine kulak veriyor. Baş karakterimiz Selin, sıradan bir memur; ama onun içsel dünyası şaşırtıcı bir şekilde renkli ve karmaşık. İlk bölümde bir sabah uyanıyor: kahvesi soğuk, sesi kısık, bir şeylerin eksik olduğunu hissediyor ama eksikliğin ne olduğunu bulmak için dışarı bakmak yerine içine bakmayı seçiyor.
Kitap ilerledikçe, Selin’in yaşamında küçük kırılmalar birer birer birikmeye başlıyor. Sevdiğini sandığı arkadaşın mesafesi, aile içinde sessiz kalınan cümleler ve bir de yıllardır içine atılan kayıp bir hayal: sanatla yeniden buluşmak. O hayal, ne bir resim ne bir şiir; bir sabah pencereyi açtığında dışarıda açan lale gibi sessizce var olmayı bekliyor. Sibel H. Peker bunu öyle ustalıkla kurguluyor ki, okur hangi sayfada Selin’in yalnızlığının gerçekten bir yalnızlık değil de derin bir dönüşüm olduğunu fark ediyor.
Hikâyenin dönüm noktası, Selin’in annesiyle yaşadığı bir tartışmanın ardından evden ilk kez yalnız çıkmasıyla başlıyor. O sahne, sadece bir yürüyüşten ibaret değil; Selin’in geçmişle bağlantısını koparıp yeni bir nefes almaya başladığı andır. Sokakta karşılaştığı biri eski bir tanıdık, uzun süre görmediği bir komşu selam vermeden geçer. Ama Selin, bu sessiz karşılaşmadan bile ilham alır. “Kabul etmek” kelimesi artık onun için pasif bir kabullenme değil, kendi hayatına dair aktif bir duruş hâline gelir.
Yan karakterler sıradan gibi görünse de hepsi birer aynadır. Komşu Gülfem, yıllardır kapısını açmayan ama Selin’e bir kahve ikram ederken gözlerinde yaşlarla dolan biri; Mert, Selin’in hayallerine dair soru soran birkaç öğrenci arkadaşı. Bu insanlar Selin’in durduğu köşede bir ayna değil; bazen selamlardı, bazen bir laf kaleler. Her biri Selin’in kabullenmek konusunda yalnız olmadığını, onu yormadan dönüştüren ruhsal bir doku oluşturuyor.
Hikâyenin doruğu, Selin’in kendi sanat defterini açtığı sahne. Ufacık bir çizim: bir kelebeğin eksik kanatla var olmaya çalışması. Selin o çizimi yaparken elinin titrediğini hisseder ama gözleri kalemi takip eder; çünkü o andan itibaren kabullenme Pasif değil, dirayetli bir fiil hâline gelir. O çizginin eksikliği, aslında bütünlüğe dair kabul edişin kendisidir.
Selin’in hayatında hiçbir devrimsel dönüşüm olmaz. Giderek alışılmış rutin içinde küçük kırılmanın izleri kalır: bir sabah kahvesini düşünerek yudumlarken, pencereden gelen güneşin altın ışıklarıyla gülümsediğini fark eder; sanat defterini masasında açık bırakmıştır. Okur anlar ki kabullenmek, bir son değil; yeni bir başlangıcın kendince sessiz imzasıdır.
Sibel H. Peker burada büyük temalar peşinde koşmuyor. Küçük kırılmalar, sessiz açılımlar ve derin içsel dokularla örülü bir hikâye sunuyor. Kolay mı kabullenmek her şeyi? Elbette kolay değil; ama bazen hayatı sarsan değil, dönüştüren şey o kabullenme oluyor. Hikâye etkileyici mi? Her satırı samimi, her sahnesi hissedilir, her dönüşümü iç kulakta çınlayan bir ritme dönüşüyor en güzeli de, bitince sizde kalacak bir iz bırakıyor.