Bilinç, Bilinçaltı ve Bilmediğini Bilmek
7/10
·88 syf.··
2025 52. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 28 Temmuz 2025 16:54
Psikanaliz ve Zen Budizm , görünüşte birbirine zıt kutuplarda yer alır: biri Doğu’nun sezgisel bilgelik geleneği, diğeri Batı’nın rasyonel, bilimsel aklı. Zen mistiktir, doğrudan deneyime dayanır; psikanaliz ise sözcüklerle çalışır, bilinçdışını dillendirmeye çabalar. Birinde konuşmak gereksizdir, diğerinde ise konuşmak bizzat tedavidir. Ama tüm bu farklara rağmen neden bir psikanalist, sessizlikle yoğrulmuş Zen’e ilgi duyar? Çünkü her ikisi de insanın iç gerilimleriyle, benliğinin bölünmüş yapısıyla ve acı veren arzularıyla ilgilidir. Psikanaliz, bu acıyı anlamaya ve çözmeye çalışır; Zen ise bu acının kaynağını ‘benlik’te bularak onu kökten aşmayı önerir. Zen, benliğin bir yanılsama olduğunu iddia eder; psikanaliz ise benliğin nasıl kurulduğunu ve nerelerde tıkandığını analiz eder. Yazarın okura verebileceği Bu makale, Zen Budizm ve psikanaliz arasındaki ilişkiyi irdeleyen bir tartışmadır; ama ne Zen budizm’i ne de psikanalizi tam anlamıyla tanıtma iddiası taşımamaktadır. Yine de psikanalizin özellikle Freud sonrası, daha insan merkezli versiyonunun Zen ile nasıl temas ettiğini göstermek istiyor. Bu bağlamda Zen çalışmasının, yalnızca kendi için değil, tüm psikanaliz öğrencileri için neden yaşamsal önemde olduğunu açıklamaya çalışıyor. Ama bizler içinde oldukça iyi bir makale. Yazar, Batı’nın insanlık bunalımını çerçeveleyerek başlıyor. Ben de bu kitabı okurken, kendi payımıza düşen bunalımı düşünmeden edemedim: Türkiye bunalımı. Yani Batı’nın evrensel sıkıntısının, bize özgü, yerli ve derin versiyonu. Türkiye Bunalımı Türkiye’de yaşayan insanların büyük çoğunluğu, içinde bulundukları kültürel bir bunalımı fark etmeseler de, son derece kritik bir durumdadırlar. Hatta bu krizin tam ortasında olan birçok kişi, muhtemelen onun varlığından bile habersizdir. Keyifsizlik, boşluk ve anlamsızlık hissi toplumun her kesiminde yaygın. İnsanlar kendi iç dünyalarına, birbirlerine ve doğaya yabancılaşmış durumda. Sosyal medya gibi araçlar, insanları birbirine bağlamak yerine daha da yüzeyselleştiriyor ve yalnızlaştırıyor. Geçim derdi, gelecek kaygısı ve toplumsal kutuplaşma gibi gerçek sorunlar, psikolojik baskıyı her geçen gün daha da artırıyor. Akıl ve bilim söylemi ise, çeşitli politik ve ideolojik manipülasyonlar yüzünden ciddi bir güven kaybına uğramış; yerini irrasyonel, komplocu ya da kaderci tutumlara bırakmış durumda. Dolayısıyla Türkiye bugün, adını koyamadığı (ben koydum) ama pek çok insanın derinlerde hissedip dile getiremediği bir kültürel ve ruhsal bunalım yaşıyor. Yazar, Zen Budizmi’ne dair değerlendirmesinde yalnızca bilginin sınırlarına değil, kendi deneyimsel yetersizliğinin de farkına vararak söze başlıyor. Bu, nadir görülen bir entelektüel dürüstlük örneği. “Ben Satori’yi yaşamadım” diyerek, Zen’in esas özünü kavrayamayacağını teslim etmesi, akademik bilgiyle varoluşsal hakikat arasındaki mesafeyi açıkça koyuyor. Bu farkındalık, düşünsel iddiadan çok insanî bir duruşla şekilleniyor: Bilmediğini, bilmediğini bilmek. Ve yine bu farkındalık, yazarın asıl verebildiğini de berraklaştırıyor: Deneyim sahibi değil ama düşünen biri olarak yaklaşma çabası. Bilgiyi deneyimin yerine koymuyor, fakat deneyimi düşüncenin tamamen dışına da atmıyor. Bu tutum, yalnızca Zen’e değil, her türlü derinlikli düşünceye yaklaşımda da esas alınması gereken bir etik çerçeve sunuyor: Bilginin sınırlarını tanımak, anlamanın ilk şartıdır. Kitapta dikkatimi çeken önemli bir eksiklik var: Erich Fromm , psikanalizle Zen Budizmi’ni karşılaştırırken Yahudilik ve Hristiyanlık referanslarına yer veriyor ama İslam’a hiç değinmiyor. Buradaki mesele sadece İslam’ın dışarıda bırakılması değil. Eğer Fromm, Yahudilik ve İslamiyet’i dahil edip Hristiyanlığı dışarıda bıraksaydı da aynı eleştiriyi getirirdim. Çünkü mesele, belli başlı dinlerin nasıl ve neden seçildiğiyle ilgili. Eğer bir karşılaştırma yapılıyorsa, bu seçimlerin kuşatıcı, kapsayıcı ve düşünsel olarak tarafsız bir zeminde yapılması gerekir. Bu yapılmadığında anlatının tarafsızlığına gölge düşüyor. Ama bu durum anlatının bütünlüğünü bozmuyor; sadece yaklaşımda bir eksiklik yaratıyor, büyük bir eksiklik. Bilinçaltı meselesi ise benim zaten kişisel olarak en çok ilgimi çeken konulardan biri. Kitapta bilinçaltı ile ilgili yapılan tanımlar, hem klasik psikanalitik bakışla örtüşüyor hem de Zen’in sezgisel derinliğiyle çok etkileyici bir biçimde ilişkilendiriliyor. Fromm’un yaklaşımı, bilinçdışının ya da bilinçaltının doğrudan farkındalıkla temas edebileceği düşüncesi üzerine kurulmuş. Ancak burada da şöyle bir sorun var: Yazar, bu farkındalığa nasıl ulaşılabileceği, bu alanın nasıl eğitilebileceği konusunu biraz havada bırakıyor. “Eğitilmelidir” deniyor ama nasıl eğitileceğine dair net bir yol ya da yöntem önerisi sunulmuyor. Bu da kitaba dair kırdığım puanlardan biri. Çünkü mesele sadece tanımlamak değil, bunu yaşamsal olarak nasıl gerçekleştireceğimiz sorusu da aynı derecede önemli. Tüm bunlara rağmen, Erıch Fromm zeni, budizmi, psikanalizi ve felsefi düşünceyi bir araya getiriş biçimi oldukça etkileyici. Üslubu son derece sade, berrak ve akıcı. Özellikle bu tür teorik metinlerde nadir rastlanan bir açıklık var anlatımında. Kavramları birbirine geçirme biçimi oldukça başarılı ve okurda zihinsel bir açıklık hissi uyandırıyor. Bu yönüyle kitap, sadece teorik değil, aynı zamanda deneyimsel olarak da bir düşünce egzersizi sunuyor.
Psikanaliz ve Zen BudizmErich Fromm · Say Yayınları · 2017560 okunma
··
13 +1'leme
·
5,5bin Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
lakin s.freud bambaşka bir başlık altında değerlendirilmeli
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Saatlerce üzerlerine konuşulacak keyifle sohbet edilebilecek konular😊
hayatım boyunca e.from c.jung s.freud arasında gidip geleceğim üçünü asla bir arada idrak edemiyorum
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Aslında Fromm’u Freud ve Jung’la birebir kıyaslamak çok doğru gelmiyor bana. İkisinin açtığı yolları birleştirip anlatmaya, izah etmeye çalışan bir figür gibi. Freud’la Jung arasında da açıkçası kesin bir tercihim yok; ikisi de yer yer çok derin, yer yer çok tartışmalı geliyor. Ama şu anki düşüncemle Freud derim sanırım. İleride değişir mi, bilmiyorum.
evet c.jung ve s.freud bir dönem birlikte gerçekleştirdikleri çalışmaları da var . fakat dinamik hayata entegre edildiğinde sanırım e.from daha cazip geliyor. ben yine a.adler'den devam edeyim;) ama elbette c.jun arketipler'i de dinamik hayata karşılığını buluyor.
Harika inceleme. Hiç aklımda yokken okuyacağım mecbur.
Alper Turgay
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Hiç aklınızda yokken denk gelip ilginizi çektiyse, demek ki bilinçaltınızda bir şeyler bu kitabı çağırmış. Bazı kitaplar tam da ihtiyaç duyduğumuz anda karşımıza çıkar. Tesadüf değil, zamanın çağrısıdır belki de. Umarım okuduğunuzda sizde bir karşılık bulur.