·426 syf.··Beğendi
···Okunma: 30 Temmuz 2025 20:59 Highland Muhafızları’nın ‘Nişancı’sı Gregor McGregor, iki özelliğiyle ünlüydü: Mükemmel ok atışları ve muhteşem yüzü, yani yakışıklılığı. Gregor, Bruce’un yanında savaşırken, kardeşi John’da aile mirası toprakları O’nun adına yönetiyordu. Ara sıra ailesini ziyaret etse de, ‘Hayaletlerle’ savaşta oluyordu çoğunlukla. Bu durum, yakın bir zamanda değişecekti sonsuza dek.
Muhafızlar, Bruce taraftarlarına yataklık ettikleri için İngilizlerin yakıp yıktığı, kadın çocuk demeden herkesi öldürdüğü bir köyde araştırma yaparken, kuyuya atılmış cılız bir kız çocuğu buldular. Kız, köye baskın yapan askerlerden birinin annesine tecavüz ettiğini görünce askere saldırmış, çıkan arbedede annesi öldürülmüş, kız da kuyuya atılarak cezalandırılmıştı. Beş ya da altı gününü aç ve susuz olarak kuyuda yardım bekleyerek geçirdikten sonra Gregor tarafından kuyudan çıkarılınca da, gerçeklik algısı bozulmuştu doğal olarak. Bu nedenle de, kız kendisini kuyudan çıkaran Gregor’u ilk gördüğünde ölüp cennete gittiğini düşünmüştü. Ve kurtarıcı meleği kendisini bırakmasın diye, kim olduğu ve ailesi hakkında yanlış bilgiler vermişti. Böylece Gregor, Cate’i himayesi altına alıp annesi ve kardeşi John’un yanına göndermişti. Cate, annesinin başına gelenlerden sonra kendini korumayı öğrenmek istediğini söylediğinden, John tarafından yakın dövüş ve okçulukta eğitiliyordu uzun süredir. Cate’in aklında, bir yandan da, yüzünü zihnine kazıdığı annesinin katilinden alacağı intikam vardı. O adamı bulması için Gregor’dan yardım istemiş ve araştırma yapma sözü almıştı Nişancı’dan.
Aradan geçen altı yılda, muhafız olarak girdiği savaşlarda verdiği mücadele kadar, himayesindeki kızın yaptıklarıyla da ilgilenmek zorunda kalmıştı sık sık. Diğer kadınlar gibi elbise giymek yerine bu eğitimlerde rahat olabilmek için pantolon giyen, erkeklerle yarışlara giren, kavgalara karışan genç kızın yarattığı karmaşaları çözmek için epey uğraşmaları gerekmişti. Öyle ki, evinden ne zaman haber alsa, “Acaba yine ne yaptı bu kız?” diye düşünmekten kendini alamaz olmuştu. Cate büyüdükçe yaptıklarından dolayı kendisini çok kızdırsa da, yan yana her geldiklerinde, fiziksel olarak O’ndan etkilendiğini fark etmiş, bunun yanlış olduğu düşüncesiyle de kızdan bir an önce kurtulmak için çözüm aramaya başlamıştı. Cate ise, ilk gördüğü andan beri sevdiği ve tanıdıkça daha çok bağlandığı Gregor’la evlenmeyi kafasına koymuştu. Fakat Gregor eve her geldiğinde başına üşüşen kadınları gördükçe işinin zor olacağının da farkındaydı. Lachlan MacRuairi’nin Cate’i evlendirmesi yönündeki önerisini, kızdan kurtulmak için en makul fikir olarak görmüştü ‘Yakışıklı’mız. Çünkü, kız artık büyümüş ve evlilik çağına gelmişti. Fakat, bunu düşünmekle yapmak aynı şey değildi. Muhafızların bir görevi sırasında Gregor’un kimliğinin açığa çıkma tehlikesi ortaya çıktığında, Bruce, bir süre göz önünden kaybolmasını istemiş, O da, yıllardır yapacagı en uzun ziyaret için evine gitmişti. Tabii bu durum, Cate’in ekmeğine yağ sürmüştü. Çünkü, Cate’in de kendince planları vardı. Kaleye anneleri tarafından Gregor’un gayrımeşru çocukları oldukları ileri sürülerek gönderilen ve Cate’in şimdiden bağlandığı üç çocuğu himayesi altına alması ve kendisiyle evlenmesi için genç adamı ikna etmek gibi. İki düşünce de, ilk bakışta başta Gregor olmak üzere, duyan herkesi güldürmüştü. Ama, hayat her zaman sürprizlere gebeydi değil mi?
Şimdiye dek olduğu gibi hep yakışıklılığını gören, bu nedenle kollarına atılan pek çok kadınla geçireceği bir ömür mü?
Yoksa, her gördüğünde kendisini daha çok etkileyen ve gerçek Gregor’a değer veren bu masum kadınla bir evlilik mi? Bu zor bir karardı. Çünkü, ikisi de kararlı, ikisi de inatçıydı. Mutluluğu yakaladıklarını sandıkları anda araya giren olaylar, pek çok taşı yerinden oynatacaktı. Aşk, sadakat ve güven bir sacayağıydı. Ve birindeki aksama diğerlerini de yıkardı peşi sıra.
Mutluluğa ulaşmak için geçecekleri bir sınav mıydı tüm bunlar?
Yoksa bir araya gelemeyeceklerinin bir işareti miydi yaşadıkları şeyler?
Muhafızların hayatları hep zorlu sınavlardan geçmelerini gerektirmiş, içinde yaşadıkları dönemin şartları gereği. Gregor ve Cate’in hayatları da buna keza. Her birini farklı yollardan mutluluğa ulaştırmayı hedeflemiş ve bunu da başarmış yazarımız. Cate, mücadeleci ruhu, merhametli, sevecen ve kararlı kişiliğiyle sevdiğim bir kadın oldu. Gregor’a gelince, yaşı Cate’den daha büyük olmasına rağmen, duygularının geç farkına varması, çocukluğundan gelen ve çevresinin de beslediği güvensizliklerinin sonucu düştüğü yanılgılar, her şeyi mahvediyordu neredeyse. Yine de son kısımlarda yaptıklarıyla kendini bir miktar affettirebildi. Geneline baktığımda, anlatımı ve öyküsüyle beğendiğim bir kitap oldu kısacası.
Bu nedenle de, historical türde okumayı seven ya da bu türle tanışmak isteyen 18 yaş üstü tüm okurlara, seriyi ve kitabı tavsiye ediyor, keyifli okumalar diliyorum herkese.
Kitaplarla kalın.
(alıntı)
“Cate özeldi ve bunu anlayacak birine ihtiyacı vardı. Onun kabuslarını anlayacak ve onu John ile eğitim alanına gönderecek birine. Onu olmadığı biri gibi davranmaya zorlamayacak birine...
Kız, küçük vahşi bir şeydi. Gerçek bir savaşçıydı. Ayrıca inatçı, gururlu, dik kafalı, ukala ve aşırı özgüvenliydi. Bunlar bir erkek için iyi özellikler olsa da genç bir kızda durum farklı oluyordu. Ancak ona kızmak çok zordu. Güzel sayılmazdı ama gösterişsiz bir sevimliliği vardı. Ta ki gülene kadar... Güldüğünde fena halde sevimli oluyordu. Gregor’a hayrandı. Bu da adamı çok huzursuz ediyordu. Özellikle de kız büyüdükçe, son zamanlarda. Artık... Dikkatini dağıtıyordu. Gregor’un bundan kesinlikle kurtulması lazımdı. ”