"Aiskhylos (MÖ 525? - 456): Eski Yunan'ın en önemli tragedya yazarlarındandır. Mitolojik konuların hemen hemen hepsini eserlerinde işlemiştir. Yazdığı 90 tragedyadan sadece 7 tanesi günümüze kalmıştır. Aiskhylos özellikle adaletin gerekliliği üzerinde durmuş, eserlerinin çoğunda hak meselesini konunun ağırlık merkezine yerleştirmiştir. Zincire Vurulmuş Prometheus'ta da farklı kuşaklardan tanrılar arasındaki anlaşmazlığı ele almıştır. Tragedyanın kahramanı Olympos tanrılarına başkaldıran titan Prometheus ateşi tanrılardan çalmış ve insanlara vermiş, tanrıların kurmuş olduğu düzene karşı geldiği için zincire vurulmuştur. Aiskhylos bu tragedyasında akıl gücünün kaba kuvvete üstünlüğünü, akla ve özgür düşünceye verilmesi gereken önemi vurgulamıştır." (Tanıtım bülteninden)
Azra ERHAT ve Sabahattin EYÜBOĞLU tarafından Türkçeye çevrilen bu eser ateşi tanrılardan çalarak insanlara veren Prometheus'un başkaldırı hikâyesidir. Bir mitolojik öyküden yola çıkarak yazılan bu eser 45 sayfadan oluşur. Bir dünya klasiği olarak nitelendirilen tiyatro formunda yazılan bu yapıt günümüz insanına dair tespitler barındırır. Çağlar değişse de insanlar değişmez. Bunu tarih eğitimi alanlar benden daha iyi bilir. İşte bu sarsılmaz gerçeği görmek ve hangi tarafta olduğumuzu düşünmek için bu kitabı okumak önemlidir diye düşünüyorum.
İçeriğe değinmek istemiyorum. Kitap zaten çok kısa. Hemencecik bitiverdi ama size şimdi büyük bir itirafta bulunacağım. Büyük olmasının sebebi edebiyat mezunu olmamdan geliyor.
Başta Rus klasikleri olmak üzere yabancı yazarların kitaplarını okurken hele de bu geçmiş yüzyıllara aitse inanılmaz geriliyorum, korkuyorum ve kaygılanıyorum. Çünkü karakterlerin isimleri birden fazla olabiliyor ya da bana çok yabancı gelebiliyor; mekânların isimleri de birbirine giriyor, gözüm iyice korkuyor. Bu kitap eklerle birlikte 61 sayfa ve bana tam da öyle bir kitap gibi gelmişti. Okurken yanıldığımı anladım ve inanılmaz rahatladım. Kitap bayağı akıcıydı. Tabii bunda çevirmenlerin emeği gözardı edilmemeli. Tarifsiz bir mutluluk içindeyim. İnsanlık için küçük, benim için büyük itiraftı bu ve bu kitapla aştım kendimi. Ehehehe.
Şimdi kitaba geri dönelim...
Ekler kısmında Hesiodos dizeleri var. Anlatı orada da devam ediyor. Yine Hesiodos'tan Pandora efsanesinin dizeleri de eklenmiş. Onları da keyifle okudum. En sonda Goethe'nin Prometheus adlı şiiri yer alıyor. Bunu okurken aklıma Tevfik Fikret geldi. Onunda Promete adlı bir şiiri var. Şiiri sizin için buldum:
"Kalbinde her dakika şu ulvî tahassürün
Minkâr-ı âteşînini duy, daima düşün:
Onlar niçin semada, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?
Yükselmek asûmâna ve gülmek, ne tatlı şey!
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa... Ey
Müştak-ı feyz ü nur olan âti-i milletin
Meçhul elektrikçisi, aktâr-ı fikretin
Yüklen getir -ne varsa- bir az meskenet-fiken,
Bir parça ruhu, benliği, idrâki besleyen
Esmar-ı bünye-hîzini; boş durmasın elin
Gör daima önünde esatir-i evvelin
Gökten deha-yı nârı çalan kahramânını
Varsın bulunmasın bilecek nâm ü şânını"
GÜNÜMÜZ TÜRKÇESİYLE:
"Yüreğinde her an şu yüce özlemin
Ateşten gagasını duy, hep düşün:
Onlar niçin gökyüzünde, niçin ben çukurdayım?
Gülsün neden cihan bana, ben yalnız ağlayım?
Yükselmek gökyüzüne ve gülmek ne tatlı şey!
Bir gün şu hastalıklı vatan canlanırsa...Ey
Işığı ve ilerlemeyi özleyen ulusun geleceğinin
Bilinmeyen elektrikçisi, düşünce dünyasından,
Yüklen, getir -ne varsa- biraz miskinliği giderici
Bir parça ruhu, benliği, idraki besleyen,
Vücudu canlandıran meyvelerini, boş durmasın elin
Gör daima önünde İlk Çağ mitolojisinin
Gökten ateşin dehasını çalan kahramanını
Varsın bulunmasın bilecek adını ve sanını"
Azra ERHAT'ın bu kitap için yazdığı ön söz fevkaladeydi. Bana kalırsa kitap bittikten sonra bir kez daha okunmalı.
Gelelim olumsuz eleştirilere...
Anlatı güzel fakat içinde bulunan cinsiyetçi söylemler rahatsız edici. Kötülüğün dünyaya kadın eliyle gelmiş olması iddiası (Pandora) ve kadının baş belası olduğu vurgusu sinirleri bozacak türden. Okuyacak olanlar kendini buna hazırlasın.