1806-1873 arasında yaşamış İngiliz filozof John Stuart Mill tarafından yazılan bu eserde insana ve düşünce özgürlüğüne verilmesi gereken değerin tarihsel olarak ne kadar önemli olduğunu anlıyoruz. Mantığın tümevarım metodunu Sosyal-Siyasi-Ahlaki alana uygulayarak yazılan bu eserde düşünür, toplumların tarihin en önemli şahsiyetlerini farklı düşüncelere sahip oldukları ve onlardan farklı oldukları için genellikle öldürerek yok etmeye çalıştıkları görüldüğünü tespit etmiştir. Ama tarih aynı zamanda yokedilmek istenen bu aktörlerin düşüncelerinin sonraki dönemlerde olumlandıklarına da tanıktır. Sokrat , İsa... Tarih sayfaları bu insanların trajedisiyle doludur. Demek ki insanlar genelde farklılıklara tahammül etmemeye meyillidirler. Olanlardan ders çıkarması gereken bu günün toplumlarının/karar alıcılarının düşünce özgürlüğünün korunması konusunda üzerine düşeni yapması gerekiyor. İnsanları özgür düşünemeyen toplumlarda hakikat sanılan alışkanlıkların daha sonra mutlak doğrular olarak çoğunluk tarafından benimseneceğini, düşünme melekesinin artık devre dışı kalacağını ve bunun da toplumun sonunu getireceğini söyleyen düşünür bu günkü olaylara da doğru bakmamız için bir perspektif sunuyor. Eğer o çağlarda yaşasaydık bu günkü insanlar olarak İsa’nın çarmıha gerilmesini veya Sokrat’ın zehirlenerek öldürülmesini büyük çoğunluğumuzun onaylayacağına kanaat getiren düşünür, düşünce özgürlüğünün tarihsel olarak ve güncel olarak ne kadar önem arzettiğini bize hissttiriyor. İnsan düşüncesinin insan olmaktan kaynaklandığını ve Tanrı/Devlet veya başka bir şeyle sınırkandırılmaması gerektiğini vurgulayan düşünür insanlığın lokomotifinin farklı düşünen insanlar olduğunu dile getiriyor. Çok faydalı ve güncel bir kitap.