1859-1941 arasında yaşamış Fransız filozof Henri-Louis Bergson, özellikle 20. yüzyılın ilk yarısında etkili olmuştur.
Düşünür yazdığı bu eserinde özetle şunları anlatmıştır:
İnsan yetilerinden olan zeka ile üçgüdüleriyle varolmayı sürdüren insan manipüle edilmiş ve doğası bozulmaya başlamıştır. Evrimsel süreç içerisinde yokluk/ölüm/hiçlik durumunu kavrayan zeka insanı eşzamanlı olarak varolma ve yaşama coşkunluğunu yaşayan diğer varlıklardan ayırmış ,durağanlaştırmış ve verimsiz kılmıştır. Bu duruma karşın ilkel dönemlerden başlamak üzere içgüdüsel bir gereklilik ile basit din duygusu/öte dünya varlığı/sonsuzluk/mutlak ölümün olmayışı ve ölümden sonrasına hazırlık ütopyası çizilmiş ama bu da insanı önceki yaşam coşkusuna çekemeyen mekanik bir inanışa/davranışa götürmüştür. Tam da burada/o anda içgüdü altında türeyen zekadan kaynaklı olmayıp zeka üstü bir yerden/varlığın tam da içinden/oluş halinin çoşkunluğunu yaşayan varlığın içinden gelen bir farkedilmiş hali ile sezgiye dayalı bir din duygusu ortaya çıkmıştır. Tamamen mistik bir yapısı olan bu tavır alma tamamen sezgisel bir durumu ve yaşamı olumlamayı önplana çıkarır.
Bilimsel kesinlikler ile dinsel kesinliklerden kaçınılması gerektiğini, mutlak yargıların yaşamın varoluş akışına uymadığını, aynı bireydeki farklı anlardaki duygulanımlardan dolayı tek bireyden dahi bahsedilemeyeceğini vurgulayan
Bergson, birçok düşünürü, gerçekliği kavramak için sezgi süreçlerinin soyut rasyonalizm ve bilimden daha anlamlı olduğuna ikna etmiştir. Önemli bir eser.