Yerdeniz serisinin ilk kitabını okurken zaman zaman sıkıldığımı ve tam olarak içine giremediğimi fark etmiştim. Fakat ikinci kitap olan Atuan Mezarları beni şaşırtacak derecede içine çekti. Bu kitapta, epik maceralardan çok daha derin bir içsel dönüşüm ve sorgulama süreci anlatılıyor. Ve bence bu yönüyle ilkinden çok daha güçlü bir hikâye sunuyor.
Tenar’ın – ya da ona tapınakta verilen adıyla Arha’nın – karanlıkta geçen çocukluğu, sistemin içinde sorgulamadan yaşadığı yıllar ve sonra yavaş yavaş başlayan uyanışı, çok başarılı bir şekilde işlenmişti. Tapınağın labirenti sadece fiziksel değil, aynı zamanda Tenar’ın zihninin ve inançlarının da bir yansıması gibiydi. Kitap boyunca karanlığın gerçek anlamını, körü körüne itaati ve özgürlüğün ne demek olduğunu onun gözünden gördüm.
Ged’in ortaya çıkışıyla birlikte hikâye daha da derinleşiyor ama bu defa merkezde büyü değil, insan ruhu var. Tenar’ın kendi benliğini keşfetme süreci, kitabın asıl büyüsü bence.
İlk kitapta "büyü dünyasına giriş" yapmıştık, bu kitapta ise o dünyanın sınırlarını, inancın ve kimliğin nasıl şekillendiğini sorguluyoruz. Daha az aksiyon ama çok daha fazla anlam vardı. Kitabı elimden bırakamadım, özellikle son bölümleri çok etkileyiciydi.
Seriye devam edip etmeme konusunda kararsız kalanlara tavsiyem: Bu kitap bir dönüm noktası. Le Guin’in karakter derinliği, atmosfer kurma gücü ve metaforları bu kitapta daha çok hissediliyor. Bence Yerdeniz’in kalbi burada atıyor.
''Öğrenmeye başladığı şey aslında özgürlüğün yüküydü. Özgürlük ağır bir yüktür, ruhun yüklenmesi gereken büyük ve garip bir sorumluluk. Kolay değildir. Verilen bir armağan değil yapılan bir seçimdir; bu seçim de zor bir seçim olabilir. Yol, yukarıya, ışığa doğru çıkar; ama yüklü yolcu oraya hiçbir zaman varamayabilir.''