Yazar, 1960'ların sonunda Bulgaristan'da soydaşlarımıza yönelik uygulanan Bulgar zulmünü, zorbalığını, asimilasyonu, suratımıza çarpa çarpa anlatmış. Bulgar okullarında Türk çocuklarına; Osmanlı, İslam ve Türk düşmanlığı pompalanır. Ana dili yasaklanan kimliği inkâr edilen Türklerin yapabilecekleri tek iş tarlalarda çalışmaktır. Bir yanda bütün bunlara direnmeye çalışan eski bir ittihatçı dede ve onun yetiştirdiği torunu vatan sevgisiyle dolu İlay Eminova, diğer tarafta ise kimlik bunalımı yaşayan, tamamen faydacı bir yaklaşımla partinin gözüne girip devlet kademelerinde kendine bir yer kapmaya çalışan Mehmet Ali. İkisi de çocukluktan itibaren birbirlerine delicesine aşık. Tercihleri yollarını ayırsa da aşkları onları birleştirmeye yeter mi? Uzun zamandır bu kadar güçlü kadın kahramanı olan roman okumamıştım. Dik duruşu, zekası, köklerine bağlılığından dolayı okurken İlay ile müthiş bir bağ kuracaksınız. Bulgar zulmünü okudukça da insan nasıl bu kadar alçaklaşabilir, diye sormadan edemiyorsun. Bağımsız bir ülkede millî varlığını koruyarak yaşamanın ne kadar büyük bir nimet olduğunu fark ediyor insan ve Türkiye Cumhuriyeti'ni bizlere armağan edenlere bir kez daha şükran ve minnet duyuyoruz