Puan vermedi·517 syf.····Okunma: 01 Ağustos 2025 01:40 Martin, yirmili yaşlarında, hayatını denizlerden kazanan bir gençtir. Herkese rağmen iç sesini dinleyerek yaşar. Yaşamı kendi kurallarıyla algılayan, toplum kalıplarına uymayan biridir. Onun hayatındaki kırılma noktası, sokak kavgasında tanımadığı bir adama yardım etmesiyle başlar.
Bu yabancı Arthur’dur. Onu evine davet ederken niyeti farklıdır; fakat beklenmedik bir şeyle karşılaşır. Martin, o evde kendini ait hissetmez. Yanlış bir yerde olduğunu hisseder. Ta ki Ruth’u görene kadar…
Ruth’u görür görmez büyülenir. Onda başka hiç kimsede olmayan bir enerji, bir çekicilik vardır. Ruth’la sohbet ettikçe çevredeki güzellikleri fark etmeye başlar. Ufku genişler. Ancak aralarındaki kültürel ve sosyal uçurum Martin’i daha da tetikler. Ruth ise bu “yabani” gence karşı karmaşık hisler içindedir; onu sevdiğini sanır, ama aslında onu terbiye etmek ister. Ruth, kendi dar dünyasının kurallarına sıkı sıkıya bağlı, yaşam amacı olmayan bir genç kızdır.
Martin bu yemek sonrası kendini zavallı ve eksik hisseder. Kendini geliştirmek için kitaplara ve kütüphanelere sarılır. Dünyası artık üç şeyden oluşur: Ruth, kütüphane ve kitaplar.
Martin, elindeki son paralarla geçinmeye çalışır. Ablasının evinde, eniştesinin baskılarına rağmen kitap okumaya devam eder. Çevresindeki herkes onu işe girmeye zorlar. O ise kalbinin sesini dinler. Bir noktada para biter; Ruth’tan uzak kalmamak için çamaşırhanede çalışmaya başlar. Ancak ağır şartlar, onun entelektüel gelişimine ket vurur. Üç ayın sonunda işi bırakır. Onunla birlikte çalışan Joe da istifa eder. Martin, Joe’yu sever, ama yolları ayrılır.
Daha sonra Maria’nın yönettiği bir eve taşınır. Maria, onu hem çocuğu gibi görür, hem de anlam veremediği bir sevgiyle bağlanır.
Ruth ile gizli bir nişan yapılır. Martin hâlâ eserlerini Ruth’a okuyarak onu etkilemeye çalışır. Ancak Ruth, bu çabaları “boş işler” olarak görür ve sürekli işe girmesi gerektiğini söyler.
Ruth’un ailesiyle bir akşam yemeğinde Brissenden ile tanışır. Brissenden, hayata karşı enerjisini yitirmiş, ama olağanüstü bir entelektüeldir. Başlangıçta Martin, ondan hoşlanmaz; zamanla ise bu adamın, bu dünyadaki en derin zihinlerden biri olduğunu fark eder.
Brissenden, Martin’in henüz yayımlanmamış eserlerini okuyarak onun bir dâhi olduğunu anlar. “Fâni” adlı şiirini Martin’e verir. Bu şiir, Martin’in içinde sarsıcı bir yankı uyandırır. Edebiyatın gücünü ve yazının ölümsüzlüğünü bir kez daha hisseder.
Zamanla Martin birkaç eserini dergilere satmayı başarır. Ancak gelen para yaşamını zar zor karşılar. Hayatı, ev–kütüphane–rehineci arasında geçmektedir. İnsanlar onunla yalnızca öğüt vermek için konuşur, onu asalaklıkla suçlar.
Martin, yaşamla ölüm arasında bir çizgide, hayalleri uğruna herkese sırt çevirir. Ruth, onun başarısızlığına ve ailesinin baskılarına dayanamayarak nişanı bozar.
Martin, yarım bıraktığı “Beklenen” adlı şiirini, kalbindeki son umut kırıntısıyla tamamlar. Bu şiiri yazdıktan sonra, Brissenden’in “Fâni” şiirini yayımlattığını öğrenir, fakat tam da bu esnada onun intihar ettiğini duyar.
Derken birden dergiler ve yayınevlerinden olumlu dönüşler gelir. Eserleri kabul edilmeye başlanır. Kazandığı ilk parayla Maria’ya vaat ettiği hayali gerçekleştirir. Maria, bu iyiliği hayatı boyunca unutmaz. Onun için Martin bir iyilik perisidir.
Kız kardeşlerini affeder ve onlara da destek olur. Artık dünyaca ünlü bir yazardır. Eskiden kendisini küçümseyen herkes, şimdi onu sofralarına davet etmeye başlar. Ama aklındaki tek soru hep aynıdır:
“Neden ben açken kimse beni sofranıza çağırmadı?”
Martin, Joe’yu yeniden görür. Ona hayalindeki çamaşırhaneyi hediye eder. Bir gün Ruth, pişmanlıkla onun kapısını çalar. Martin bu tiyatroyu saygıyla karşılar, ama artık onun âşık olduğu kişi olmadığını çok iyi bilmektedir. Ruth onun için bir hayalin bedeni olmuştur; gerçek değil, beklentinin gölgesidir.
Lizzy… belki de bu hayatta gerçekten sevebileceği tek kadındır. Ama ona karşı içinde kardeşlikten fazlası asla olmamıştır. Lizzy’nin hayatının yönünü değiştirmiş
ama kalbinde ayrı bir yeri olamamıştır.
Martin bir deniz yolculuğuna çıkar. Bu onun hayatındaki son yolculuktur. Denizin karanlık sularına kendini bırakır. Çünkü artık hiçbir yer ait gelmemektedir.