9/10
·372 syf.··
Beğendi
·
2025 43. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Temmuz 2025 00:00
Kitap Sokrates’in bir yere davet edilmesi ve oraya gidip sohbet etmesi üzerinedir. 1. Kitap İlk başta yaşlılıkla ilgili sohbet edilir. Sokrates: “yaşını başını almış adamlarla sohbet etmeyi severim, dedim; neden dersen, bizim de belki geçeceğimiz yoldan çoktan geçmiş onlar. Onlardan öğrenebiliriz bu yolun nasıl olduğunu: İnişli çıkışlı mı, düzayak ve rahat mı?” Kephalos: “biz yaşlılar ara sıra toplanır konuşuruz. Bir araya geldik mi çoğumuz ağlaşır durur. Kimi, gençliğin zevklerini, aşkı, şarabı, cümbüşleri, daha nice nice şeyleri yana yakıla anlatır, dert yanar. Yaşamak oydu, şimdi yaşamıyoruz artık, der. Kimi de, kocadığından ötürü yakınlarının kendilerine kötü davrandıklarından, yaşlılık yüzünden neler çektiklerinden dem vurur. Ama bana öyle gelir ki yakınmalarının asıl sebebi bunlar değil Sokrates. Bütün bunlar yaşlılık yüzünden olsaydı, ben de, ben yaşta olan herkes de aynı dertlere düşerdik. Oysa ki, hiç de böyle dertlenmeyen birçok ihtiyarlar bilirim. Bir gün şair Sophokles'leydim. Biri geldi sordu ona: "Aşkla aran nasıl? Hâlâ kadınlarla düşüp kalkıyor musun?" Sophokles: "Bırak canım sen de," dedi, "bu işten kurtulduğuma bilsen ne kadar seviniyorum. Deli ve belalı bir efendinin elinden kurtulmuş gibiyim." Sophokles'in bu sözünü beğenmiştim o zaman. Yine de beğeniyorum. Gerçekten, ihtiyarlık bu bakımdan kurtuluş sayılır. İstekler, hırslar gevşeyince insan rahatlar, Sophokles'in dediği gibi zırdeli bir zorbanın elinden yakasını sıyırmış olur. Yaşlıların yakınlarından çektiklerine gelince Sokrates, bunların da sebebi ihtiyarlık değil, insanların kendi huyudur. Ölçülü, uysal olana ihtiyarlık dert olmaz. Öyle olmayana ise gençlik de bela olur, ihtiyarlık da.” Yani isteklerin bitmesini bir özgürlük olarak görür ve eğlence, cinsellik hasreti çekeni de yaşlılıktan değil tamamen kendi kişiliğinden olduğunu söyler. Sonrasında iş zenginliğe gelir. Burada Kephalos der ki; “ para kazanmayı önemli bir iş sayıyorum. Ama herkes için değil, aklı başında olanlar için.” Nasıl yani sadece akıllılar mı para kazanmalı? Evet. Çünkü insanları kandırmayacak, dolandırmayacak olan onlardır. -burada da aklı olan herkesin ahlaklı olacağını benimsediği görüşünü hatırlatmak isterim- Sonra sıra doğruluğa gelir. doğruluk nedir? Burada birçok düşünce vardır bunlardan biri; işin inceliklerini bilmek doğruluktur. Sonrasında da Sokrates şunu söyler: “bir şeyin en iyi koruyucusu, en iyi bekçisi, o şeyin en uslu hırsızıdır da.” çünkü en ince detayları biliyorsa onu çok iyi çalmasını da bilir. Kimseye belli etmeden. E böyle olunca doğru adam hırsızdır sonucuna varılıyor -her ne kadar çalmamış olsa da. Sonra dost, iyilik ve kötülüğe gelir konu. “Doğruluk dosta iyilik, düşmana kötülük etmektir” düşüncesi üzerinde durulur. Böyle olursa, ya düşman bildiklerimiz aslında dostsa? Biz onları düşman olarak gördüğümüz için onlar düşmanca davranıyorsa? Aynı zamanda düşmana kötü davranırsan o da sana kötü davranmaz mı? Davranır ve bu da insanı doğruluktan uzaklaştırır. “Her toplumsa yönetim kimdeyse güçlü odur. Her yönetim, kanunları işine geldiği gibi koyar. Bu kanunları koyarken kendi işlerine gelen şeylerin, yönetilenler içinde doğru olduğunu söylerler; kendi işlerine gelenden ayrılanları da kanuna, doğruluğa aykırı diye cezalandırırlar. Doğruluk güçlünün işine gelendir.” “Peki, baştakiler hiç yanılmazlar mı? Yoksa onların da yanıldıkları olur mu? Öyleyse, koydukları kanunların bazıları doğru bazıları yanlış olur? Doğru kanunlar kendi işlerine gelen, yanlış kanunlar işlerine gelmeyendir.“ Oysa kanunlar “kendinden üstün olanın işine geleni değil, kendi yönetimi altında olanın, yani güçsüzün işine geleni gözetir ve buyurur.” buyurması gerekir. Peki doğru adam olduk ya sonra? Thrasymakhos diyor ki “ doğru adam her işte, doğru olmayanın karşısında zararlı çıkar” çünkü vergisini tam verir, haksız kazanç sağlamaz, zorba olmaz ve bu ve daha fazlası dolayısıyla doğru olmayanlar yani eğriler fayda görür. 2400 yıl önce yazılmış bir kitap ne kadar günümüzü anlatıyor değil mi? E ne yapalım peki? Biz de mi çalıp çırpalım? Burada ahlak giriyor işte devreye. Ahlaklı olanın aynı zamanda vicdanı rahattır. Mutludur. Eğri adamsa tam tersi. Bu durumda “eğrilik hiçbir zaman, doğruluktan daha kârlı olamaz.” 2. Kitap “Derler ki, tabiatta haksızlık etmek iyi, haksızlığa uğramak kötü bir şeydir. Haksızlığa uğrayanlar ise haksızlık edenlerden çok daha fazladır. İnsanlar, birbirlerine haksızlık ede ede haksızlığa uğraya uğraya, birinin tadını, ötekinin acısını duymuşlar. Haksızlığa uğramaktan sakınamayacaklarını, haksızlık etmeyi de her zaman beceremeyeceklerini anlayınca, bir anlaşmaya varmayı düşünmüşler, kanun koymuşlar, kimse haksızlık etmeyecek, haksızlığa uğramayacak diye. Kanunun buyurduğuna, kanuna uygun olana da doğru demişler. İşte doğruluğun kaynağı, özü budur. Doğruluk, en iyi şeyle en kötü şeyin ortasında, yani haksızlık edip ceza görmemekle, haksızlığa uğrayıp öç alamamanın arasındadır. Bu iki şeyin arasında olan doğruluk iyi bir şeydir diye sevilmez: Ona değer verdiren, insanın hep haksızlık etmeye gücünün yetmemesidir. Gücü yetseydi, haksızlık etmeyi, haksızlığa uğramayı ortadan kaldırmak için kimseyle anlaşmaya kalkmazdı.” “Haksızlık etmek fırsatını bulan herkes haksızlık eder. Doğruluksa, doğruya hiçbir kâr sağlamaz. Eğriliğin doğruluktan çok daha kârlı olduğuna inanmayan yoktur. Bu düşünceyi savunanların ileri sürdüklerine göre de, herkes buna inanmakta haklıdır. Çünkü, demin de söylediğim gibi, her şeyi yapmak fırsatını bulan kimse, haksızlık etmek istemez, başkalarının malına dokunmazsa, bunun farkına varanlar ona enayi derler içlerinden. Ama haksızlık görmekten korktukları için de yüzüne karşı onu yalancıktan överler.” Peki “doğru görünmek”? Glaukon diyor ki; doğru adam olmaktansa doğru adam gibi görünmek eğrilerin daha işine gelir. Hatta eğriler öyle bir doğru adam gibi görünürler ki Tanrılar bile inanır. “Doğru adam, anlattığım adamsa, dayak yiyecek, işkence görecek, zincire vurulacak, gözlerine mil çekilecek, sonunda da kazıkta can verecek. Öyle olunca da doğru olmak değil, doğru görünmek gerektiğini anlayacak. Buna göre de Aiskhylos'un sözünü eğri için kullanmak daha yerinde olur. Çünkü, herkes diyebilir ki, eğri adam görünüş için yaşamaz, gerçeğe bağlıdır. O, eğri olmak ister, yoksa eğri görünmek değil. "İçindeki tarlayı işler ve orada soylu düşünceler biter." Eğri adam doğru görünmekle devlette söz sahibi olur, dilediği aileden kız alır, kızlarını dilediğine verir, gözüne kestirdiğiyle dost, ortak olur. Her işi kendi tarafına yorar. Çünkü haksızlık etmekten çekinmez. Kendi işlerinde ya da devlet işlerinde biriyle takıştı mı, üstün gelir; kazanç sağlar, zenginleşir, dostlarına iyilik, düşmanlarına kötülük edebilir. Tanrılara bol bol kurban keser, büyük adaklar adar. Tanrılara da, istediklerine de, doğru adamdan daha çok yaranabilir. O kadar ki, Tanrıların bile doğru adamdan çok onu sevmelerine şaşılmaz. Görüyorsun ya Sokrates, eğri adamın hayatı Tanrılar için de, insanlar için de doğru adamın hayatından daha kârlıdır.” “Hepsi ölçülü, doğru olmayı överken, bunun zor bir iş olduğunu söylerler. Oysa ki ölçüsüzlük, eğrilik rahattır, kolay elde edilir. Onları kötü gösteren yalnız eğitim ve kanunlardır derler. Eğri işlerin, doğru işler daha kârlı olduğunu söylerler. Kötüler, zengin ve güçlüyseler, onları halkın önünde övmeye, hayatlarını mutlu ve şerefli göstermeye hazırdırlar. Buna karşılık yoksul ve güçsüzler, iyi de sayılsalar, küçümsenir, hor görülürler.” Peki toplum nasıl oluşur? “Bence toplumu yapan, insanın tek başına, kendi kendine yetmemesi, başkalarını gereksemesidir.” “Öyleyse bir insan bir eksiği için, bir başkasına başvurur, başka bir eksiği için de bir başkasına. Böylece birçok eksikler birçok insanların bir araya toplanmasına yol açar. Hepsi yardımlaşarak bir ortaklık içinde yaşarlar. İşte bu türlü yaşamaya toplum düzeni deriz değil mi?” 3 temel ihtiyaç: yiyecek, barınmak, giyecek. Bunların hepsini sağlamak için birden çok kişiye ihtiyaç vardır ve toplum böyle doğar. Platon’a göre bir insan sadece tek bir iş yapmalıdır. Birçok işle -sanatla- uğraştığında işler gecikir ve “Bir iş tam zamanında yapılmadı mı bir şeye yaramaz.” Peki eldeki kaynaklar yetmeyince? “-Otlaklarımız, tarlalarımız bize yetmez olunca, komşularımızınkini ele geçirmek isteyeceğiz. Onlar da bizim gibi zorunlu gerekler sınırını aşıp sonsuz bir mal edinme hırsına kapılmışsalar, bizim toprağımızı almak isteyecekler. -İster istemez. -Desene savaş başladı Glaukon?” “Savaş, teklerin hayatında olduğu gibi, toplumun hayatında da kötülüklerin kaynağı olan şeyden, başkalarından çok mal edinmek hırsından doğuyor.” Gelelim insan yetiştirme kısmına. Burada müzikle jimnastiği önerir Platon. “Öteden beri sürüp gelen yetiştirme yolundan daha iyisini bulmak zordur. Bu yolsa, beden için idman, ruh için müziktir.” Müzik dediğimiz aynı zamanda söz sanatlarıdır. Güzel sözleri de ikiye ayırıyor: gerçeğe uygun olanlar ve uydurma olanlar. Ama yetiştirme kısmında ikisi de kullanılmalı. Yalanlar aslında masallardır. Masalları çocukken söyleriz ve çocukken insanları istediğimiz kalıba sokabiliriz. O yüzden çocuğun her masalı dinlemesi doğru değildir. Bu masallar onun nasıl biri olması istediğimize göre seçilir. 3. Kitap Şairleri pek sevmez Platon. Ona göre şairler ya olmuş olanı ya da olacak bir şeyi anlatırlar ve bu taklittir. Ve taklit eden kişi taklit ettiği kişiye dönüşür ama taklit ettiğine tamamen hakim olmayacağı için de eksik kalır. Eğer illa bir taklit yapacaklarsa bu sadece “yiğitlik, bilgelik ve dini bütünlük gibi erdemlerim taklidi olmalıdır.” Müzik eğitimini çok savunur ama. Hatta ona göre “ hiçbir şey insanın içine ritim ve düzen kadar işlemez.” Müzik güzeldir, insanın içini güzelleştirir ve insanın kendini iyi bir insan olarak yetiştirmesi için de güzeli araması gerekir. Yani müziği. Aynı zamanda kendisine benzeyeni sever bu kişi. Bozuğu sevmez. İçinde müzik sevgisi olmayanı bozukluk olarak tanımlar. Müzikten sonra gelecek ikinci eğitim beden eğitimidir. Ve bedenin eğitimi ancak ruhla mümkündür. Kendini sadece beden eğitimine adayan kişi kabalığa ve sertliğe, sadece müziğe adayan kişi yumuşaklığa ve gevşekliğe düşer. O yüzden ikisi de şart. Müzik sadeliktir ve çeşitlilik insanı düzensizliğe, bedeni de bozukluğa iter. İnsan kötüye itilince devlet de kötüleşir. “Bir şehirde düzensizlikler, hastalıklar çoğaldı mı, bir sürü mahkemeler, hastaneler açılır. Bir sürü hür insan da bu işlere hevesle atıldı mı, avukatlık ve hekimlik de o şehirde şanlı, şerefli meslekler haline gelir.” Ve ekler; insanın “adaleti başkalarından beklemesi çirkin bir şey değil midir?” Her hasta iyileştirilmemelidir ona göre. “Tabiatın verdiği ömrü yaşamaya gücü yetmeyen adamı iyileştirmenin ne o adama ne de topluma fayda vereceğine inanıyordu.” Hekimler ve yargıçlar yurttaşlar arasında, “bedeni ve içleri doğuştan iyi olanlara bakacak, iyi olmayanlara gelince, bedenleri bozuk olanları hekimler bırakacak ölsün. İçleri yaradılıştan kötü olanlara gelince, onları da yargıçlar öldürecek” Eğitimi de herkes hak etmez. Sadece iyiler hak eder. “Bilgili olmak, kötü adamın değil, iyi adamın harcıdır.” Burada da şu soru gelir: kötü adamı bilgisiz bırakırsan daha da kötü olmaz mı? Yöneticilere “bekçiler” der Platon ve bekçilerin iyi bir şekilde yönetebilmesi için hiçbir mal mülk edinmemesi gerekir. Yemeklerini herkesle yer. Altınla, gümüşle işi olmaz çünkü bunlar insanı kirletir. Süslü, pahalı şey kullanmaları yasaktır. Ancak böyle hem kendilerini hem de devleti korumuş olurlar. “Ama toprakları, evleri, paraları oldu mu, koruyucu olacak yerde kendileri de mal sahibi ve çiftçi, yurttaşların yardımcısı iken düşmanı, zorba efendisi olurlar.” 4. Kitap Aynı zamanda devlet herkesin mutluluğu sağlamak zorundadır. Sadece bir sınıfın değil. “İki şey var ki, iş gören insanı işe yaramaz hale getirir. Zenginlik, yoksulluk.” Çünkü “biri insanı keyfe, tembelliğe, değişme isteğine götürür, öteki değişmek isteğiyle kalmaz, üstelik insanı küçültür, işini aksatır.” “Ölçü, dedim, isteklerimize, tutkularımıza vurduğumuz bir çeşit dizgindir. Bu anlamın izlerini halk deyimlerinde buluruz. Örneğin, kendini tutma, kendine hâkim olma gibi... Kendine hâkim olma tuhaf bir deyim değil mi? Kendine hâkim olan, kendinin kölesi olmuş olmuyor mu? Kendinin kölesi olan, kendinin efendisi de demektir. Aynı adam hem köle oluyor, hem efendi.” Devlette üç değer var: Ölçü, yiğitlik ve bilgelik. Sınıf farkı vardır Platon’a göre ve insanların başka sınıfa geçmeye çalışması, geçmesi devletin zararınadır ve bu bir suçtur. “Baştakilerden biri ötekilerden üstünse, buna monarşi; baştakiler birbirine eşitse aristokrasi, yani en iyilerin yönettiği devlet.” Ben aristokrasinin en iyi yönetim biçimi olduğuna katılmıyorum. Tabii yönetici tek başına karar almamalı, birçok kişi olmalı ama başta da biri olmalı ama bu baştaki kişi de zamanla monarşiye doğru kayar. Çünkü insana hak doğduğunda o gücün eline düşer. 5. Kitap Kadınla erkeğin de eşit olması gerektiğini savunur Platon. Fiziki güçleri asla aynı değildir ama ikisine de küçükken müzik ve jimnastik eğitimi verilmeli. -altını çizmek istediğim bir yer var ki o zamanda jimnastik dediğimiz şey aslında vücudu en güzel olanların çıplak bir şekilde vücudunu sergileyip bazı hareketler yapmasıydı. O yüzden kadına karşı çıkılıyor. Ama Platon diyor ki, çıplaklık gülünç olmaktan çıkılması gereken bir şey. “ Kötülükten başka şeyi gülünç bulanlar, çılgınca tutkulardan, kötü alışkanlıklardan başka şeyi alaya alanlar, boş insanlardır.”- aynı zamanda silah kullanma ve ata binme eğitimi de verilmeli. Savaşlarda yararlılık gösterenelere nişanlar, ödüller verilmeli ve istediğiyle yatma hakkı tanınmalı. Çünkü ondan ne kadar döl alınsa o kadar iyi. Çocuklar kurula bırakılmalı. Bu kurul çocukları yuvaya yerleştirip bakıcı kadın ve erkeklere emanet edilmeli. Doğuştan eksikliği olan çocukları gözden uzak bir yere bırakmalı. Kadınlar için doğurganlığa en uygun yaş 20-40, erkekler için 55’ine kadar. Sadece bu zamanda çocuk yapılmasına izin verilmeli. Bu yaşlar harici yapmaya çalışan olursa suç işlemiş sayılmalı. Kadın ve erkekler çocuklarının kim olduğunu asla bilmemeli. Bu sebeple insanlar küçüklerine “belki çocuğu” diye küçükler de büyüklerine “belki annesi babası” diye saygı duyar ve kötülük ya da haksızlık yapmaz. Anlaşmazlıklarda söz her zaman yaşlının olacak. Gençler yaşlılara asla bir saygısızlık yapmayacak. Onlara saygı ve korku besleyecekler. Çocuklar küçük yaşta savaşı bilmeli ve ona göre hazırlanmalılardır. At binmeyi, silah kullanmayı, savaşı ve ölümü bilmelilerdir. Aynı zamanda kazanmayı ve kaybetmeyi. Savaşlarda bir kadın ya da bir erkek birbirini arzularsa, öpmek isterse hemen bu tutkuyu yerine getirmeli çünkü aklı tutkusunda kalırsa iyi savaşamaz. Krallar sadece filozoflar olmalı. Çünkü o doğru biridir ve ondan daha iyi bir yönetici düşünülemez. 6. Kitap Filozof isteklerini bilime ve onlarla ilgili şeylere çevirmiştir. Yalnız ruhunun zevkini arar, beden zevklerini bir yana bırakır. Filozofun sağlam bir belleği olmalıdır. Doğruya bağlıdır. Herkes filozof da olamaz. İnsanların çoğu da felsefeye düşmandır ve bu sadece filozof olmayıp filozofmuş gibi davrananların suçudur. 7. Kitap Mağara Benzetmesi. Bir insan karanlıkta kalırsa aydınlıktan gelenleri çok büyük ve korkunç bir şey olarak görür. Karanlıktan aydınlığa çıkarsa gözleri acır ama alışınca bir daha karanlığa dönmek istemez. Eğitimde geometri şarttır. Geometri bilmeyen insan düşünmeyi de bilmez ve eğitim zorla yapılan bir şey değildir. Zorla öğretilmeye çalışılan hiçbir şey akılda kalmaz. Ama eğitim alacaklar için aritmetik, geometri ve diyalektik dersleri çocukken verilmeli. Eğitimi oyunla vereceksin. 8. Kitap Oligarşi: “Gelir üstünlüğüne dayanan devlet. zenginlerin yürüttüğü, fakirlerin hiç karışmadığı düzen.” “Bir devlette zenginlik ve zenginler baş tacı olunca, doğruluğun ve doğru insanların şerefi azalır.” “insan şeref neredeyse oraya koşar, şeref kazandırmayan şeyi bırakır.” “Böyle yükselmeye, şana, şerefe düşkün yurttaşlar, zamanla para düşkünü, cimri, açgözlü olurlar. Zengini över, beğenir, başa getirirler; fakiriyse hor görürler.” Oligarşide: “belli bir gelire ulaşmamış yurttaşlar devlet işlerine giremezler.” Bu düzende: “ En zengin olan kaptanlık edecek, yoksul bu işi daha iyi de bilse, dümene geçemeyecek!” “Bu düzenin başındakiler kolay kolay savaşa girişemezler. Halkı silahlandırsalar, düşmandan çok ondan korkarlar; silahlandırmasalar, devlette olduğu gibi savaşta da bir avuç kalırlar. Üstelik bu devlettekilerin cimriliği, savaş için para harcamaya da engeldir.” “ Oligarşilerde devlet adamları, yurttaşların ölçüsüz para harcamalarına, israflarına göz yumarlar. Sonunda da iyi soylu, yiğit kişileri beş parasız bırakırlar.” “Bir şehirde dilenci gördün mü, orada hırsızlar, yankesiciler, dinsizler, kanlı katiller de vardır.” Gelelim demokrasiye. “Bir düzen panayırıdır demokrasi, beğen beğendiğini al.” “Kimse senin işbaşına gelmeye zorlayamaz. O işi en iyi başaracak sen olsan bile. Canın istemezse kimsenin emrini dinlemezsin, başkaları savaşa giderken sen gitmeyebilirsin, herkes barışı korumaya çalışırken sen bozmak isteyebilirsin. Kanunlar sana komutanlık, yargıçlık yetkilerini vermemiş olsa da, komutanlık, yargıçlık edebilirsin. Bu arada kimi mahpuslara da gün doğar. Onlarınki de ayrı keyif. Ölüme, sürgüne mahkûm kimselerin bu yeni devlette nasıl yaşadıklarını görmüşsündür. Halkın arasında, ellerini kollarını sallayarak, hortlaklar gibi dolaşırlar. Kimse farkında değilmiş, onları görmüyormuş gibi. Bu devletin cömertliğine, hoşgörürlüğüne diyecek yoktur. Bizim devletin temellerini atarken, büyük bir saygıyla sözünü ettiğimiz ahlak değerlerine aldırış bile edilmez. Bizce iyi adam olmak kolay iş değildi; önce insanın doğuştan bir üstünlüğü olacak diyorduk, çocukken hep güzel şeylerle oynayacak, sonra kendini bütün güzel şeyleri öğrenmeye verecek. Demokraside hiçe sayılır bütün bunlar. Bir devlet adamının nasıl yetişmesi, ne bilgiler edinmesi gerektiği düşünülmez. Kendimize halkın dostu dedirtmek yeter; bütün şerefler kazanılır bununla.” 9. Kitap “Bir insanı tabiatı, alışkanlıkları ya da her ikisi birden, sarhoş, aşık, deli ettiler mi o insanın zorba olmak için hiçbir eksiği kalmamıştır artık.” “En iyi ve en doğru insan en mutlu insandır, bu adam da içinde en fazla krallık olan, kendi kendini en iyi dizginleyen adamdır. Buna karşılık en kötü, en haksız adam da en mutsuz adamdır; bu adam da, içinde en fazla zorbalık olan, kendini ve devleti en koyu zorbalığa düşürendir.” “başlıca üç çeşit insan vardır deriz: Bilgisever, ünsever ve parasever insan. Bu üç ayrı insana göre de üç ayrı çeşit zevk vardır. Bu üç insanın her birine sor, hangisinin hayatı en hoştur, diye: Her birinin kendi hayatını beğeneceğinden emin olabilirsin.” 10. Kitap “Her şeye bağlı üç sanat var: kullanma sanatı, yapma sanatı, benzetme sanatı.” Burada benzetenlere sanatçı der zaten ve sanatçıları biraz aşağılık olarak görür. Çünkü sanatçı sadece gördüğünü taklit eder ama detaylarını bilmediği için bu yeterli olmaz.
DevletPlaton (Eflatun) · İş Bankası Kültür Yayınları · 200832,8bin okunma
·
480 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Ne kadar da detaylı ve açıklayarak anlatmışsınız. Okunacaklar listeme eklendi.
Azra
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, keyifli okumalar✨