Martin Eden, bir yandan kendi iç dünyasında, diğer yandan sert toplumsal sınıflar arasında yaşadığı derin çatışmalarla, özgürlük ve aidiyet arayışının hikayesidir. Martin, kendi içindeki gücün bilincindeydi ve ona güveniyordu; kimsenin güvenmediği, herkesin sırt döndüğü zaman bile kendine fazlasıyla güveniyordu. Toplumun norm haline getirdiği hiçbir kalıba sığmayan, sürekli hakikatin peşinde olan Nietzscheci genç Martin, her gün biraz daha insanların çıkarları doğrultusunda ne denli değişebileceğinin farkına varıyordu ve bu ona dayanılmaz bir iç sıkıntısı veriyordu. Martin, başarı yolunda ilerledikçe daha da yalnızlaşıyordu çünkü hem kendi içindeki idealleri hem de dış dünyadaki gerçekler onu çevresinden koparıyordu. İçindeki çatışmalar ve dışarıdaki engeller onu hem fiziksel hem ruhsal olarak diğer herkesten izole ediyordu. Martin Eden, yalnızca bir bireyin yükseliş mücadelesi değil, aynı zamanda insanın kendi benliğiyle ve toplumla hesaplaşmasının, sınırlarını zorlayışının ve sonunda yitip gitmesinin trajik portresidir.