Puan vermedi·68 syf.····Okunma: 02 Ağustos 2025 15:58 Öncelikle kitabı okurken en çok hissettiğim duygunun öfke olduğunu söylemeden geçemeyeceğim. Çok üzüldüm de diyemem çünkü insan ne yaparsa kendine yaparmış.
(Spoiler içerebilir)
Tanınmış bir roman yazarı olan R. doğum gününde bir mektup alır. Bir kadın tarafından yazılmış olan bu mektup ne bir isim ne de bir adres içermektedir.
Kadın sayfalarca adama olan aşkını anlatmış mektupta. Ya da takıntısını mı demeliyim? Henüz 13 yaşında bir çocukken apartmana yeni taşınan bu adama nasıl aşık olduğunu, genç kızlığında nasıl vazgeçemediğini, birlikte geçirilen birkaç gecenin ardından adamdan habersiz onun çocuğunu doğurduğunu ve yıllar sonra tekrar karşılaştıklarında hatırlanmadığını fark ettiğinde yaşadığı hayal kırıklığını anlatmış.
Açıkçası kadının aşkını okurken o kadar öfkelendim ki. Sana hiç gelmeyecek çapkın bir adamla bir gün tekrar birlikte olmanın umuduyla, karşına çıkan bütün fırsatları tepemezsin ya. Sana hiç umut vermemiş bir adam için her şeyi elinin tersiyle itemezsin.
Hatta çocuğunu bile sırf bu adamın çocuğu olduğu için sevdi. Çocuğunun ölümünden bahsederken bile "Senden geriye hiçbir şey kalmadı." dedi. Aşk bu değil, bu olamaz. Kendinden bu kadar vererek, hatta kendinden geriye hiçbir şey bırakmayarak sevemezsin kimseyi.
En çok da bir adam uğruna kendi hayatı heba olurken adamı değil de Tanrı'yı suçlamasına sinirlendim. Ve bence bu hikayedeki tek suçlu kendisiydi.