'' Bilmiyorum.
Beni duyabilecek misiniz?
Bunu da bilmiyorum.
Ama duyabiliyorsanız, dinleyin.
Ve eğer dinliyorsanız, bulduğunuz, yolunda gitmeyen her şeyin hikâyesidir bu.'' (Alıntı)
Anlatıcı, bir uçağın kara kutusuna seslenir gibi konuşuyor. Belki de yalnızca boşluğa. Uçak düşmek üzere, yakıt sınırlı. Pilot birkaç saatten söz ediyor. Vakit dar. Ses, kabine kaydediliyor. Çünkü biliyor ki, jet infilak ettiğinde geriye sadece o ses kalacak. O ses bulunursa, hikâye de kurtulmuş olacak.
İşte okuduğumuz şey tam olarak bu:
Düşmeden önce kaydedilmiş bir hikâyenin, kara kutudan sağ çıkan sesi.
Kitabın adı neden Gösteri Peygamberi ? Hikayede bize bunu nasıl veriyor? Sıradan insanlarla aynı problemlere sahipseniz kimse sizi tapmak istemez. Sıradan insanların sahip olmadığı her şeye sahip olmak zorundasınız. Onların başarısız olduğu alanlarda siz sonuna kadar gidebilmelisiniz. İnsanların oldukları, olmaya korktukları şey olursanız onların hayranlığını kazanırsınız. Mesih arayan insanlar kalite istiyor. Hiç kimse zavallıların peşine takılmıyor. Bir kurtarıcı seçmek gerektiğinde insanlar sıradan insanları kabul etmiyorlar. Ve olduğu halden makyajlanan ve toplumun önüne çıkartılan bir figür arıyorlar. Peki bu Gösteri Peygamberi kime hedefliyor? Dünyadaki en ‘’zeki insanları’’ hedeflemiyor, burası oldukça önemli. En fazla insanı hedefliyorlar. Modası geçmiş dinlerle uğraşan o genç insanları hedefliyorlar. Ya da dinsizleri. Bütün bu insanlar Gösteri Peygamberi'nin hedef kitlesi. Cazibe ve kutsallığı, moda ve ruhaniyi bir araya getirerek insanların iyi olmakla iyi görünmeyi ayıramamasından yararlanmaya çalışıyorlar.
Çarpıcı bir sistem eleştirisi. Kült figür üzerinden yaratılan sahte kurtarıcı mitiyle, gösteri toplumunun nasıl işlediğine dair keskin gözlemler içeriyor.
Peki, Gösteri Peygamberi’ndeki figürümüz nasıl biri? Teşhirci, çift kişilikli, mizofobik, kleptoman vs. vs... Ama onu bu duruma getiren nedir! Cevabı elbette kitapta. Onun üzerinden anlatılan, bir toplumun hastalıklı vitrinidir. Ve bu vitrindeki parıltılı çatlakları çok iyi gösteriyor.
Kitap, inancın, özellikle Hristiyanlığın ve Hz. İsa’nın saf ve kurtarıcı yönünü sorguluyor. Bunun yanında, inancın sömürüye, manipülasyona ve iktidar mekanizmalarına dönüşme potansiyelini ortaya koyuyor. Bu sorgulama, felakete sürüklenen tarikatlar gibi uç örneklerle somutlaşıyor. Böylece inanç ve iktidar, özgürlük ve teslimiyet, gerçeklik ve gösteri arasında karmaşık bir gerilim açığa çıkıyor.
Kitabın son bölümlerinde seks üzerine yoğun düşünceler ve yorumlar yer alıyor. Ancak burada seks, yalnızca bedensel bir eylem değil; iktidarın, başkaldırının ve kimlik oluşumunun merkezi haline geliyor. Yazar, bize seksin sadece seks olmadığını anlatmaya çalışıyor. Bastırılmış cinselliğin bireysel bir mahrumiyetten öte, toplumsal itaatin temel şartı olduğunu ileri sürüyor. "Hiç seks yapmazsan, güç hissinin ne olduğunu asla bilemezsin," diyen karakter üzerinden, aile ve devlet gibi büyük kurumların arzunun denetimi yoluyla bireyi şekillendirdiği çıplak biçimde ortaya konuyor. Seksin yasaklanması, insanın kendi sesinden ve iradesinden koparılması anlamına geliyor. Arzunun bastırıldığı bir toplumda gerçek bir isyan da mümkün olmuyor. Yani mesele sadece cinsellik değil; cinsellik üzerinden kurulan bir itaat düzeni. Bastırılan beden, bastırılan zihnin provasıdır.
Çünkü arzunun bastırıldığı her yerde, istismar çoğunlukla ‘kutsal’ kisvesiyle görünmez kılınır; ister bir tarikatta, ister bir ailede, ister bir devlette olsun.
"Istakoz haşlamanın püf noktası basiktir. Önce bir elektrikli ısıtıcıya soğuk su doldurur ve bir çimdik tuz atarsınız. Eşit miktarda su ve vodka veya vermut da kullanabilirsiniz. Daha keskin bir tat elde etmek için suya biraz yosun katabilirsiniz. Bunlar ev ekonomisi dersinde öğretilen temel konulardır." (Alıntı)
Kitaba başladığımda “ev ekonomisi dersi” diye verdiğim örnek alıntıdaki gibi birçok konuyla “Allah’ım ben ne okuyorum?” diyebilirsiniz, ben dedim. Elbette burada ince bir ironi var. Gündelik hayatın küçük, önemsiz detaylarını önemli konularla birlikte verirken, aslında bir aldatmaca, dikkat dağıtma ve gerçek bilgiden kaçış teması öne çıkıyor. Bu durum beni de yordu.
Ancak Chuck Palahniuk’ın dili ironik ve mizahi; eleştirdiği konulara çok farklı bakış açılarından yaklaşması sayesinde, kitabın ortasından itibaren neyi nasıl anlattığına odaklanarak okumaya devam ettim. Kitapta argo ifadeler bulunuyor ve son bölümlerde seks konusuna giriliyor; bu da birçok '' naif okuru'' rahatsız edebilir.
Okumak isteyenlere şimdiden keyifli okumalar dilerim.