·
Okunma
·
Beğeni
·
21687
Gösterim
Adı:
Gösteri Peygamberi
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393698
Orijinal adı:
Survivor
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı... Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk... Gösteri Peygamberi, yeni bir biryılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılğınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama...

Tender Branson, Creedish mezhebinin dünyadan yalıtılmış sahte cennetinde doğup büyümüş ve dış dünyaya gönderilmiş binlerce misyonerden biri. Kilise doktrinine göre görevi, yaşadığı sürece çalışmak ve gerekli olduğunda ölmek. Kaderi beklenmedik biçimde değişip onu şöhretin doruklarına taşırken aynı zamanda medya ve popüler kültürün içyüzüyle tanıştırıyor. Yarı tanrıya dönüşme yolunda yaşadıkları yakında yüzleşeceğimiz kıyametin çarpıcı bir habercisine dönüşüyor... Branson, mezhepte kendisine zaten hiç verilmemiş olan hayatı "dış dünya"nın çirkinliğine sonuna kadar gömülerek yok etmeyi deneyecektir. Ne var ki, hayatına karışan gizemli Fertility Hollis'e göre, kendine bir kader çizmeye çalışması anlamsızdır. Olacaklar zaten bellidir ve olmak zorundadır... Ve "intihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark gazetede manşet olmaktır." Chuck Palahnluk, önlenemez kaderine doğru nefes kesici bir hızla sürüklenen kahramanın gözünden tüketim toplumunun hastalıklı ve anlamsız yaşam biçimini bize bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Dövüş Kulübü'nün yazarından, en az ilki kadar çarpıcı bir roman, benzersiz bir yeraltı edebiyatı örneği.
288 syf.
·6 günde·Beğendi·8/10
Tarihe Jonestown katliamı olarak geçen, Jim Jones isimli kendini dini lider olarak lanse edip 900 küsür kişinin intihar etmesiyle son bulan çılgınlığı bilir misiniz?

Reankarnasyona inanmıyorsanız muhtemelen tek bi tur binilecek gibi görünen bu bisiklet yolculuğu için, bir idea, bir görüş, bir kişi, bir saplantı nedeni her ne olursa olsun, hayatınızı sonlandıracak kadar sizi manipüle eden bir şeylerin, birilerinin ardı sıra gider misiniz?

Stalin der ki; "Bir insanın ölümü trajiktir, on insanın ölümü dramatiktir, bir milyon insanın ölümü ise sadece bir istatistiktir."

Kitlelerin akıl tutulmasını sağlamak sadece bir fikre bakar. Doğru zamanda, doğru kelimelerle fikri yerleştirir ve ikna ederseniz kendinize küçük bir ordu kurmanız içten bile değil.
Örneğin; politikacıların kitleleri peşinde sürüklemeleri uyguladıkları propagandalardan kaynaklıdır. Futbol maçlarında bir takımı desteklemek, kişinin sevdiği bir sanatçıyla fotoğraf çektirebilmek için girdiği çaba, sevilen bir yazarın kitabını imzalaması için saatlerce bir kuyruğun ucunda beklemek hemen hepsi insan duygularına hükmeden bazı sebeplere dayanır. Nitekim hemen hepimiz sonuna -izm takısı gelen terimlerin bazılarını kendimize daha yakın bulur, hayatımızı bu temellere göre şekillendiririz.

Chuck bey bu kitabında ağırlıklı olarak, insan denilen hamurun doğru veya yanlış ellerde yoğurulup nasıl farklı şekillere sokulabileceğini, bunun hiçte zor olmadığını bir dizi olaylar silsilesi halinde bize sunmuş, çokta güzel olmuş. Ben kendi adıma kitapta sık sık Tanpınar'ın Saatleri Ayarlama Enstitüsünde ki baş karakter Halit Ayarcı'nın ve Hasan Sabbah'ın kulaklarını çınlattım. Nihayetinde hikayeler ve olaylar farklı olsa da temelinde topluluklara hükmetme bulunan bu karakterlerin hepsi aynı çabayı sarf etmiş gibi görünüyor.

Kendi adıma Chuck Palahniuk'la çok verimli iki hafta geçirdim. Etkinlik fikrini ortaya atan arkadaşlarıma buradan teşekkürü borç bilirim. Hepinize şimdiden keyifli okumalar.
288 syf.
·5 günde·Puan vermedi
Son zamanlardaki okumalarını genellikle uzay, evren ve kainat gibi konuları içinde barındıran bilimkurgu türündeki kitaplar üzerinde gerçekleştiren bir okur olarak, yeraltı edebiyatı okumak, itiraf etmeliyim ki, beni biraz sarstı. Adeta kilometrelerce yüksekten yere doğru hızla çakıldım. Hele kitabın başındaki, “Asilerin, kaybedenlerin, hayalperestlerin, küfürbazların, günahkarların, beyaz zencilerin, aşağı tırmananların, yola çıkmaktan çekinmeyenlerin, uçurumdan atlayanların dili, sesi,” olarak tanımlanmış bir yeraltı edebiyatından söz ediyorsak, bu çakılışım gayet normal diye düşünüyorum.

Yeraltı edebiyatı ile ilgili daha önce pek kitap okumadım. Sevdiğim Hakan Günday kitaplarını dışarıda tutarsam, daha önce bu türde bir kitap okuduğumu hatırlamıyorum. Açıkçası kendime de uzak bulduğum bir tür. Fakat çok fazla seveninin olduğunu da biliyorum. Chuck Palahniuk da bu türün ileri gelen yazarlarından biri olarak kabul ediliyor ve bana göre sonuna kadar da bunu hak ediyor.(Tek bir kitabını okumuş olmama rağmen bu cümleyi kurabiliyorum.)

Gerçekten Palahniuk’un yazdıklarını okurken cesaretine ve “dogmatanımaz”lığına hayretle şahit oldum. “Dogmatanımaz” tamamen benim uydurduğum bir kelime; ama nedense kitabı okurken aklımda beliriveren bir kelime oldu. Arkasındayım da. Zira kitapta anlatılan birçok şey, yazarın dogmalara ve kabul edilmiş genel doğrulara karşı birer taşlaması niteliğinde. 300 küsür sayfalık bir kitabın içerisinde yazar, birçok konuyu eleştirip birçok konuyu yerle bir ediyor.

Kitabın ana kahramanı ise Tender Branson isimli bir aykırı. Diğer önemli karakter ise, Fertility Hollis isimli bir kadın. Bütün olay bu karakterler etrafında gelişiyor; ama mühim olan bu kitapta karakterler değil. Zira bana göre kitabın ana kahramanı bizzat yazarın kendisi, daha doğrusu, kendi aykırı düşünceleri. Genel kanıya bakarak aykırı düşünce olduklarını söylüyorum, yanlış anlaşılmasın. Zira bu düşüncelerin birçoğu benim zaten kabul ettiğim düşünceler...

Kitabın konusuna bakarsak, çok başlı bir konu hakim. Fakat özetle yazar, baskıcı oluşumların birey üzerindeki etkisini, bireyin tüm hayatı boyunca daha güçlü diğer etkenlerin etkisinde kaldığını, bu etkiden kurtulamadığını, çevremizdeki sahteliklerin görülemediğini ve cinsel arzuların bastırılmasının bütün sorunların kaynağı olduğunu göstermek istemiş. Bunu yaparken de konuyu kullanarak sürekli eleştirmiş ve sert taşlamalara yer vermiş. Eğer bir yeraltı kitabı yazılacaksa zaten olması gereken de budur.

Kitabın en çok hoşuma giden özelliği ise sayfaların baştan değil, sondan başa doğru numaralandırılmış olmasıydı. Böylece 300 küsürüncü sayfadan başlayan kitap, birinci sayfaya geldiğinizde bitmiş oluyor. Tıpkı kitabın geriye doğru sayması gibi siz de kitabı okurken adeta geriye sayarak okuyorsunuz. Azalan her sayfada heyecan git gide artıyor. Okur, hem “son”a yaklaştığının bilincinde oluyor hem de bu “son”u değiştirmek için hiçbir şey yapamıyor. Çünkü “son” zaten çoktan bellidir…

Son olarak, hoşuma giden ve şaşırdığım bir kısmı daha sizinle paylaşmak istiyorum. Bir yazar, kendi okuruna neden böyle bir cümle kurar anlayamadım. Çok şaşırdım; fakat cevabı, “işte yeraltı edebiyatı” diyerek buldum. Beni şaşırtan o cümleler şunlardı:

“Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.”

Bu site sayesinde tanıdığım bir yazar ve kitabıydı. Belirli bir tavsiye üzerine olmasa da sevenleri sayesinde okudum. Kelebek etkisine bir katkı da benden olsun. Keyifli okumalar.
288 syf.
·14 günde·9/10
Biraz spolier içeren bir inceleme olacak, şimdiden özür dilerim. Ama emin olun okuma zevkini azaltacak bir şey yok.

Plastik çiçekler, plastik evler, plastik insanlar. Gösteri Peygamberi namı diğer Survivor, (İtiraf edeyim, yarışmayla ilgisi var mı diye çıkış tarihlerine baktım) okuduğum ikinci kitabı Chuck Palahnuik'in. Tıkanma gibi her şey var bu kitapta da. Yani incelemeye; peygamber yaratma el kitabı ile de başlayabilirdim, kaybolmaya yüz tutmuş ekstrem tarikatlarla da, geleceği bilmenin dayanılmaz sıkıcılığıyla da. Kitapdan ev ekonomisi ders notları da çıkabiliyor, en güzel tuvalet yazıları da.

Doksanların sonları, ikibinlerin başlarında internet, günümüze göre daha serbestti (belki de daha güzel). Herkes her şey paylaşabiliyordu. O dönemde ismini "Survivor's Handbook" olarak hatırladığım bir kitap vardı daktilo fontu ile yazılmış. (CIA ile alakalı bir isim de olabilir, gelmiyor aklıma.) İçinde Macgyver tarzı şeylerden, bomba yapımına kadar bayağı şey vardı. Dövüş Kulübü filmi dahil, Chuck Palahnuik'in her eserinde bu kitap geliyor aklıma. Sürekli bir bilgi bombardımanı var bu kitapta da. İlk önce ev işleri ile ilgili pratik bilgilerden geliyor karşımıza, psikiyatrik bozukluklara gidiyoruz bir ara, Amerikadaki aykırı tarikatlar, pornografi, ilaçlar, steroidler, her şey var. En fazla da sistem eleştirisi var. Tıkanmadaki seks, ilişkiler, bağımlılık, Dövüş Kulübündeki tüketim kültürü ve kapitlizm eleştirileri, Gösteri Peygamberinde yerini din ve gösteri dünyasına bırakıyor. Bu kadar çok bilgiyi sıkmadan özümsemek mümkün mü? Evet, yazar Chuck Palahniuk olunca bırakamıyorsunuz okumayı hiç.

Her şey bir uçakta başlıyor, pardon bitiyor. Bölümler ve sayfalar sondan başa doğru gidiyor bu kitapta. Memento filmi gibi değil ama. Uçak düşmeden önce, kahramanımız Tender Branson'ın hayat hikayesini dinliyoruz baştan sona. Creedish mezhebinde büyütülüp mezhebe para kazandırmak üzere dış dünyaya gönderilmiş bir bağımlının öyküsü bu. Neye bağımlı? Temizliğe bağımlı, ev işlerine bağımlı, psikolojik hastalıklara bağımlı, intihar eden insanlarla konuşmaya bağımlı, her türlü ilaç/steroide bağımlı, şöhrete bağımlı. Seks hariç herşeye bağımlı oluyor kitabın sonuna kadar adam. Adım adım peygamberliğe ulaşmasını görüyoruz Tender'in. Diğer karakterler de ondan geri kalmıyor; her zaman her şeyi bilen Fertility Hollis (Murat Menteş isimleri gibi evet), tarikatı sembolize eden Adam, herkesi İsa yapabilecek bir menajer, olabilecek en yetenekli intihar danışmanı. Tender'in bir türlü göremediğimiz patronları bile etkiliyor insanı okurken.

Bir de şöyle bir özelliği var Chuck Palahnuik romanlarının. (İki kitapta nasıl böyle ahkam kesebiliyorum, ben de bilmiyorum) Adam film çeker gibi yazıyor kitaplarını ve sinema teknikleri kullanıyor yazımda görmeye alışmadığımız. Mesela seyir halindeyken trafikte trafik levhaları diyaloga dahil oluyor. Ya da Tender'ın kafasından geçenleri tuvaletteki yazılar cevaplıyor.

Ve en başta bahsettiğim şey. Plastik, sahte bir peygamber yaratılıyor insanlar için, ama her zaman, her şey sahte zaten bu peygamberden bağımsız olarak. Belki de o yüzden insanlar hiç yadsımıyor kendilerine sunulan bu ürünü. Hemen takip ediyorlar, ne diyorsa yapıyorlar, alıyorlar. Ve belki de sahte olmayan tek insan, küçük plastik bir maskot yüzünden ölüyor. Aslında her şey düşünmeye sevk ediyor insanı kitapta. "Ya, bir şeyler yanlış galiba" diyen herkesin okuması gereken bir kitap.

Çok abarttım belki, ama en az Tıkanma kadar güzel bir kitap bu da. Sırada Görünmez Canavarlar var. İlk dört kitabından sonra da satirik korku hikayelerine dönmüş zaten wikipediadan öğrendiğim kadarıyla. Babasının öldürülmesi ve katilini teşhis edip adamın idam edilmesine sebebiyet vermesi değiştirmiş bayağı adamı. Sonra bakacağım diğerlerine ben de. Neyse okuyun, okutun efendim. Değer çünkü.
320 syf.
·4 günde·Beğendi·8/10
Huhu komşular, birazdan bu incelemeyi okuyacak hey sizler. Bünyesinde "spoiler"a karşı hassasiyet bulunan sevgili okurları, aşağıdaki anlatıyı bay geçip incelemenin diğer kısmına davet ediyorum. Yok "spoiler" beni bozmaz, "ben Fikirtepe çocuğuyum" diyen pek saygıdeğer okurları da, bu upuzun incelemenin hepücüğünü sabırla okumaya davet ediyorum.

Adım Tender Branson. Aslında benim bir ismim dahi yok. Ben Creedish Tarikatının ismi ve kaydı olmayan çocuklarından biriyim. Tender isminde birçok erkek kardeşim var. Hatta kız kardeşlerimin ismi de Biddy. Bizler isimsiz ve kayıtsız çocuklar birliğiyiz. Modern dünyaya kölelik edecek ve yaşadığımız süre boyunca da tarikatın para kasası olacak insancıklarız. Ben bir cinsiyete ait değilim yalnızca bir köleyim; yalnızca zihni iğdiş edilmiş bir köle. Ben bir hiçim; Creedish kilisesinin çirkin, garip kıyafetleri içinde yaşayan, bana uygun görülen temizlikçilik işini ömrü billah yapmak zorunda olan dış dünyaya atılmış bir tarikat artığı.

Ve bir gün geldi ailemle birlikte kilise topraklarında yaşayanlar topluca intihar ettiler. Ve bir gün geldi dış dünyadaki bizler, teker teker ölmeye başladık. Ve bir gün geldi bu dünyada yalnızca ben kaldım; son Creedish Tender Branson. Sonra ünlü oldum. Hem tüm Amerika'yı etkileyecek kadar çok ünlü hem de bir medya maymunu olup tüm inandıklarımı cehennemin dibini yolladım. Hani demiştim ya sizlere ben bir köleydim diye. Ben bir köleydim ve bu köleliğim sonraki hayatımda da aynen devam etti. Ben yalnızca bana çocukluktan itibaren öğretileni yaşadım. Benim efendilerim hiç bitmediler ki... Çocukken kilisedekiler, dış dünyadayken yanında çalıştığım zengin aileler, psikolojik danışmanım, menajerim ve en sonunda koruyucu meleğim Fertility.

Burası, Boeing 777 uçağının kokpiti ve kara kutu benim size anlattığım tüm zırvaları kaydetti. Ben, ailem gibi, kilisedekiler gibi, dış dünyadaki diğer Creedish mesnupları gibi intihar etmeyeceğim. Ben son Creedish üyesi Tender Branson, bu kara kutu sayesinde ölümsüz olacağım. Ben hayatımda ilk defa, kendi kararımı kendim verip özgürlüğü doyasıya yaşayacağım.

Orijinal ismi "Survivor" olan bu roman, Chuck Palahniuk'un muazzam ve enteresan hayal gücünü bizlere gösteren son derece değişik bir eser. Kitap biz okurları, son derece başarılı bir kurgu ve harika bir finalle karşılıyor. Boeing 777 uçağının kokpitinde başlayan hikaye, dünyanın birçok yerinde benzerleri olan bir sapık modern dünya tarikatı Creedish Kilisesine, kilise dışına gönderilmiş modern dünya kölesi gençlere, gücü kendi mutluluğuna bile yetemeyen psikolojik danışmana, intihar etmemek için telefondaki sesten yardım isteyen zihni bozulmuş insanlara, medyanın gücüne ve imparatorluğuna, kitlelerin nasıl da kolayca uyutulduğuna, ünlü olmak adına her türlü rezilliğe bulaşıp insanlıktan çıkanlara uzanarak bizler kaotik bir modern zaman paranoyası sunuyor. Aslında kitabın bize bir filmmişçesine izlettiği hikaye, Tender Branson karekterinin varlığı -daha doğrusu yokluğu- altında modern zaman insanının yaşama "tutunma" anlatısıdır.

Peki kitap beni bir okur olarak tatmin etti mi? El cevap: Hayır. Aslında kitabı üç bölümde inceleyebiliriz. İlk bölümde Tender Branson'ın dış dünyadaki hayatı, ikinci bölümde menajerle karşılaşıp ünlü oluşu ve üçüncü bölümde de modern dünyadan kaçış. İlk bölüm diye belirttiğim kısımda, Tender Branson'ın hayatını son derece başarılı bir şekilde anlatılırken, kitap bir anda menajerin sahneye girişiyle klişelerle bezenmiş bir modern dünya eleştirisine dönüşüyor. Sonrasında Branson'ın kaçışıyla birlikte yeniden eski formuna dönüp harika bir finalle kapanışı yapıyor.

Özellikle ikinci bölüm diye tabir ettiğim, Branson'ın ünlü oluşunun anlattığı kısımda tamamen klişelere batmış, yer yer sıkıcı ve tekrara dönen bir modern zaman eleştirisi bizi karşılıyor. Ayrıca kitabın içeriği son derece farklı ve güçlü olmasına rağmen anlatımı da bir o kadar sade ve tekdüze. Özellikle modern dünya eleştirisinde adeta bir "kör gözüne parmak sokma" durumu söz konusu. Farklı anlatım biçimlerini kullanan, atıflarla anlatım yapan, söylemek istediklerini ve eleştirilerini cümlelerin içine gizleyen kitaplardan hoşlanan benim gibi okurları asla tatmin etmeyecek bir roman. Böyle okurları bir kaotik modern zaman anlatısı için Thomas Pynchon'ın 49 Numaralı Parçanın Nidası romanını okumalarını tavsiye ederim.

Son olarak bir de yeraltı edebiyatı konusunda değinmek istiyorum. Evet bu kitap bir yeraltı edebiyatı romanı ama anlattıklarıyla o tür için bile düşük dozajlı diyebilirim. Yani yeraltı edebiyatının belki de en önemli unsurlarından olan müstehcenlik, argo kullanımı bu kitapta son derece kararında ve okuru rahatsız etmeyecek bir şekilde yer almış. Ayrıca Creedish Kilisesinin topraklarının porno ürün çöplüğüne dönüştürülmesi gibi harika bir ironik anlatı da kitapta yer almaktadır.

Chuck Palahniuk, kitaplarında harika kurgu ve enteresan içeriklerle okuyucuyu kendine hayran bıraktıran bir yazar. Özellikle bu roman da okuduğu kitabın yalnızca içeriğiyle ilgilenen okurlar için son derece sevecekleri bir eser. Fakat yukarıda da belirttiğim gibi özellikle işin edebi anlatım kısmında beni kesinlikle tatmin etmiyor. Buna rağmen sırf "yazarlık yeteneği" için bile Chuck Palahniuk, tüm kitapları okunabilecek son derece özel bir yazar. Ondandır ki kitaplarından yeterince zevk almasam da bu amcayı takip etmeye ve okumaya devam.

Benim için her incelemenin bir şarkısı var aslında. Kitabın içeriğiyle uysa da uymasa da benim için bu incelemenin şarkısı da https://www.youtube.com/watch?v=K-DCtP69-78
320 syf.
·Puan vermedi
Bu videodan Gösteri Peygamberi ve yeraltı edebiyatı hakkında bilgi edinebilirsiniz: https://youtu.be/IvPO-pKvUPw

Bu incelemeyi beğen. Bu incelemeyi paylaş. Bu hesabı takip et. Ahlak bekçiliği yap. Mutluluğumuza ortak ol, çünkü sen de mutlu olmak istiyorsun, biliyoruz.

Bu incelemede sana gösteri peygamberliği yapacağız. Sana ne yapman gerekiyorsa hepsini biz söyleyeceğiz, çünkü senin aldığın kararlar bugüne kadar pek mantıklı değildi. Bunu en iyi sen biliyorsun. Ama maalesef yine en iyi sen bilmiyorsun. Kendi düşünce evrenini kendi kendine oluşturabileceğin söylenmedi, bu yüzden sen de onaylanmak, beğenilmek, tanınmak ve sıradan olmamak istedin. Çünkü mutlu olan ve sıradan olmayan insanı severlerdi, bilirdin.

Olay sadece ne kadar gözün senin üstünde olmasıyla ilgili, olay sadece bu incelemenin kalp butonuna tıkladığın ve bizim dediklerimizi onayladığın kadarıyla sınırlı. Çünkü kalp butonuna tıkladığında esas kalbinden geçen duyguyu değil sırf kalp butonuna dokunmak için bunu yaptığın zamanlar olduğunu sen de çok iyi biliyorsun. Gerisi bizim yeraltı dünyamız.

Umarız şu ana kadar duymak istediklerini söylebilmişizdir, çünkü seni mutsuz edecek ve esas gerçeklerin farkına varmanı sağlayacak şeyler söylemeyi istemeyiz. Seni yeraltındaki saklı dünyamızla tanıştırmak istiyoruz...

Evet, bu kitaptaki Creedish gibi bir tarikat ya da mezhep olmayabiliriz. Fakat size sadece duymak istediklerinizi söylememizle ve sıradan olmadığımızı kanıtlamamızla bize tapma ihtimalinizin bulunduğunu biliyor musunuz? Biz, şu an bir tarikat kurup, başımıza da şeyhlik yapacak bir gösteri peygamberi bulursak sizin mürit olmamanız için geriye hiçbir sebep kalmamış olurdu. Çünkü medyanın bizim çıkarlarımıza bu kadar yardım ettiği bir çağda çok rahat manipüle edilebilirsin, çok çabuk beynin yıkanabilir ve toplumun sorgulamadan onayladığı bir insana Tanrı özellikleri atfedebilirsin.

Evet atfedebilirsin, çünkü Hitit mitolojisindeki yeraltı dünyası da böyledir. Yeraltına inmek onlar için sadece ölmekle mümkün olduğu gibi geriye canlı olarak çıkmak Tanrı bile olunsa mümkün değildi mesela. Bir kere gösteri peygamberi oldun mu, artık mürit toplamaya ve beyin yıkamaya bakmalısın. Ne kadar çok yıkanmış beyin varsa elinde de o kadar güç var demektir.

Evet güç var demektir, çünkü Yunan mitolojisindeki yeraltı dünyası da böyledir. Zalim bir tanrı olan Hades’in hüküm sürdüğü, gölgeler halindeki ölülere terk edilmiş, her girenin kabul edildiği ama bir daha asla dışarı bırakılmadığı acımasızlıkla yönetilen bir dünyadır yerin altı. Biz henüz o kadar acımasız olmayı başaramadık. Ama eğer ki bizim okuma grubunun müridi olsaydın muhtemelen sen de bir daha asla dışarı bırakılmak istemezdin.

Sana bu kitaptaki gibi yalancı İsalık yapmak istemeyiz, çünkü yeraltı, hem Batı'da hem de Anadolu’da karanlık çıkar hesaplarının görüldüğü yer olarak bilinir. Eğer aramızda karanlık herhangi bir çıkar gütme olsaydı adımız okuma grubu olmazdı zaten. Palahniuk'un kurguladığı yeraltı dünyasının aslında dini eğitim sistemlerine, klon çocuklar yetiştirmenin sebebi olan niteliksiz eğitim sistemlerine ve salt haz odaklı modernist topluma eleştiri olduğunu da anlayamazdın.

Seçim tamamen senin, bu bir metro reklamı değil. Yeraltını yanlış anlamamalısın ve bu incelemeyi beğenmelisin. Çünkü yapman gerekenler sana söylenmeden bir şey yapamıyorsun. Korkaksın. Zaten bu kitaptaki baş karakter olan Tender'ın kelime anlamı da, genç ve zayıf demek. Sen de öylesin, zayıfsın ve seni güçlü hissettirecek ego tatminleri istiyorsun. Spiritüelizm istiyorsun. Sevgi ve ışık istiyorsun. Cinselliğin kapılarının kilitli olduğu bir ev istiyorsun. Mutlu görünmek ve sanal gerçeklikler uğruna kendi gerçekliğini küçük karşılıklarla değiştirmek istiyorsun. Çıkışı olmayan bu sistemde popüler kültür ve medyanın boyunduruğu altına girip sen de gösteri peygamberlerinin sıradan bir müridi haline geliyorsun.

Yoksa sen de mi bir gösteri peygamberi olmayı arzuluyorsun?
O zaman şu fotoğrafa iyi bakmalısın: https://i.ibb.co/...80a-5199749f7c60.jpg

Şimdilik yer üstünde yaşıyor olabiliriz, karanlık çıkar hesaplarımız yok, yüzlerimizdeki mutluluk saf bir mutluluk ve mutlu görünmek için değil gerçekten mutlu olduğumuz için öyle gülüyoruz. Ama eğer ki bir gün kendimize tapılmasını istersek bu ülkede mürit bulabileceğimizden de hiç şüphe yok. Çünkü çok rahat manipüle edilebilirsin, çok çabuk beynin yıkanabilir ve toplumun sorgulamadan onayladığı bir insana Tanrı özellikleri atfedebilirsin. Bunlar senin tarih boyunca yaptığın şeyler insanoğlu.

Bu incelemeyi beğen. Bu incelemeyi paylaş. Bu hesabı takip et. Ahlak bekçiliği yap. Yapman gerekenlerin hepsini ben biliyorum.

Bu buluşmanın gerçekleşmesine ve bu incelemenin yazılmasına müritlik yapmış olanlar:
1- Oğuz Aktürk
2- Osman Y.
3- Turhan Yıldırım
4- Yunus
5- Esra Koç
6- Keyik Nurcanova
7- ersal demirayak
8- E.
9- Cevizkabuğu
10- Ali Batı
11- Esra Özbek ve arkadaşı
12- Kartal (Okuma Maratonum)
13- D-503
14- Book lover
15- Fatih Köseoğlu
288 syf.
·6 günde·Beğendi·10/10
Tek kelime söyle deseler su kitap hakkında: MÜKEMMEL !!! derim.

Bu uygulama hayatıma şans eseri girmiş olmasaydı böyle mükemmel bir yazar, böylesine binbir duyguyu yaşatan bir kitap okumuş olamazdım. 5 dk oldu daha kitabı bitireli offf kafamda fadimenin düğünü var derler ya, öyle halay çekiyor hücrelerim:))) dehşet içindeyim...

Kitap sondan başlıyor, ilk okuduğunuz bölüm:47, sayfa 312, o yüzden uygulamada okudukça sayfa güncellemesi yaptıkça geriye sayıyorsunuz, tıpkı saatli bir bomba gibi Ve kitap bende gerçekten öyle bir etki yarattı. Dili sert gelen, bir çok yazarin yazmaktan kaçındıklarını yazıp tokat gibi yüzümüze vuran, bir çok kişinin söyleyemediklerini söyleyen benim değerli yazarım Hakan günday :))) uzulerek soylemem gerekir ki Chuck Palahnıuk yanında çırak kalır ne yazık ki...

Kitap konusu popüler kültür taşlamalariyla dolu, medya ve medya tarafından oluşturulan suni liderler, birden göklere çıkarılıp kitlelere önderlik ettirilen kişilerin nasıl kişiliklerinin ellerinden alınıp, bir sabun köpüğünden ibaret hayatlarının bayağılığı, bir insanin medyanin elinde nasıl kuklaya dönüşüp, insan oluşunun temel ihtiyaçlarını bile komut almadan yerine getirememesi üzerine işlenmiş mükemmel bir eser bana göre.

Dili öyle sert ki kitabin herkesin okuyabileceği bir tarz oldugunu dusunmuyorum. yeraltı edebiyatının gerçekten %100 hakkini vermiş bir kitap. Kitabı okurken marla singer elinde sigarasi ile siyahlar içinde hep yanımdaydı sanki:)))

tender ve adam branson, hele o FERTİLİTY!!! eşsiz karakterler var kitapta, hiçbir kitapta tanışmadığım bu güne kadar, harika bir kurgu.

Ya ben bu kitabı gerçekten çok beğendim demek istiyorum sadece su an Ve sayfaların dehşetini biraz daha yalnız kalıp yaşamak istiyorum sanırım:))) keyifli okumalar diliyorum herkese.
288 syf.
·3 günde·Beğendi·9/10
Palahniuk etkinliğine katılamadım ancak arkadaşlarım okurken öylece bakmak olmaz diyerek seçtim ben de kitabımı :)

Orjinal adını (Survivor) mı daha çok sevdim yoksa Türkçe'ye çevirisini mi? Sanırım Türkçe çevirisini daha çok sevdim. Kitabı çok iyi yansıttığını düşünüyorum bu ismin ben.
Yazarın "Dövüş Kulübü" gibi bir şahesere imza attığını bilmek beklentileri tabi ki yükseltiyor. Ancak her kitabın yeri ayrı, her bir hikaye farklı dünyalarla tanıştıracak bizleri.

Kitabın bana göre en büyük artısı hem olayları ve karakterleri hem de olayların geçtiği yerleri hayalimde çok net canlandırabilmemdi. Öyle ki film olsa bu kadar aklımda kalırdı. (Diziye uyarlandığı haberini okudum ama ne kadar doğru bilemiyorum.)

Çok kısa konuya değineyim...
Ana karakterimiz Tender, kan lekesinin nasıl kolay çıktığını bilen, mermi izleri kapatmakta usta olan, yemekler hakkında engin bilgiye sahip ve Creedish mezhebinin son üyesidir. Mezhebin gerektirdiği gibi yaşarken bir anda medyanın ilgi odağı olur karakterimiz. Tender Branson tamam da ben Fertility Hollis konuştukça cümlelerin altını çizme ihtiyacı hissettim. (Bir Marla Singer olamaz tabi ama yine de akıllarda kalacak bir karakterdi.)
Herkesin sıradanlaştığı; izlenen programların, söylenen sözlerin, dinlenen seslerin sıradanlaştığı bir hayatın içinden dokunuyor ruhumuza yazar. Din, yalnızlık, ün, medya ve popüler kültürün hayatımızı nasıl etkilediğini okuyoruz.

Kitabı okurken birçok soru belirdi zihnimde..
Dini dayatmalar mı popüler kültürün dayatmaları mı daha çok yakar canımızı?
İnsanlar yaşamak istedikleri hayatı yaşıyor mu yoksa bu yaşadıklarımız da birer zorunluluktan mı ibaret?
Sisteme başkaldıran mı kazanır yoksa yönlendirilen mi?
Bir makinenin parçası olup, sistem doğru çalışmaya devam etsin diye dönüp durmak mı lazım makinede çark misali?

Bunlar ve daha fazlası beynimi kurcalardı okurken.
Başta da söylediğim gibi bağımsız bir değerlendirme yapmak istedim ben. Dövüş Kulübü ile kıyaslamadan, yalnızca Gösteri Peygamberi'ni okumayı seçtim ve okuduğum kitabı çok beğendim. Yeraltı edebiyatına da iyiden iyiye alışmaya başladım. Devamı gelecek :)
288 syf.
·Puan vermedi
Yeraltı edebiyatına dair okuduğum ilk kitap oldu. Güçlü kurgusuna ve sürükleyici anlatımına rağmen yer yer sıkıcı ve bana göre gereksiz birkaç bölüm vardı. Fakat içerdiği bazı cümleler "vay be!" dedirtip uzun uzun düşündürdü de.

Dine, medyaya, modern toplum düzenine eleştirisini çok zekice ve sivri dille yapar. Kitabın sondan başlaması en ilgi çekici yanı oldu benim için. Biraz zorla da olsa okurken keyif aldım diyebilirim.
320 syf.
1. Kendimi bildim bileli tarikat ve benzeri oluşumlardan hiç hazzetmemişimdir. Bunun en temel nedeni, bu yapıların temelinde kör itaat duygusunun hakim olmasıdır. Öyle ki bu durum bir süre sonra üyelerini mankurtlaştırıp insanın hiç aklına gelmedik işler yaptırabiliyor. Bunu yakın zamanda tecrübe etmiş bir ülkeyiz. Sadece biz değil dünyanın pek çok ülkesi farklı farklı şekillerde ama temelinde kör itaat duygusunun olduğu tecrübeler yaşamıştır. Bu tarz oluşumlar, ülkelerdeki özgürlüklerden faydalanarak masumane tavırlarla ve kendilerini iyi niyet ve yardım elçisi gibi göstererek başarılı şekilde pazarliyorlar. Birkaç bağımlı ve boşlukta olan insanı manevi yönden etkileyip onları bu bağımlılıklardan kurtarıp bunun boy boy reklamlarını yaparlar. Ancak birincisi, bu kişilerin daha sonra bağımlılığına yeniden başlayıp başlamadığını kimse bilmez, ikincisi de bu kişi daha büyük bir bağımlılığa meyletmiştir aslında, o da kendi akliyla düşünüp sorgulama yetisi manevi yardım ve benzeri adları altında elinden alınmış ve bir nevi mankurtlaştırılmaya doğru götürülmüştür. Bu tarz aklınızı kaybedeceginize yani aklınızı kiraya vereceğinize alkol veya sigara bağımlısı olun daha iyidir. Çünkü bir gün aklınızı kullanıp bu bağımlılıklardan kurtulabilirsiniz veya kendinizi frenleyebilir, veya bağımlılığınız devam etse de başka konularda akıllıca davranabilirsiniz. Lakin tarikat ve benzeri yapılara kendinizi tamamen verdiğiniz zaman aklınız bir şeyhe, şıha ve onun doktrinlerine bağımlı hale gelir. Bu noktada geçmişte bu yapılar çok iyiydi, sonradan bozuldu, şimdikiler 'gerçek' tarikat değiller tarzı söylemleri, ben almayayım teşekkür ederim; bu işin erbabı olan geçmişteki isimler üstüne basa basa kör itaate oldukça vurgu yapmışlardır. İsteyen açıp kaynaklara bakabilir, kendisi de görebilir.

2. Günümüz dünyasını ve insanları tek bir kavramla anlat deseler, buna en uygun kavram bence internet olurdu. İnternet; Yeni Zelanda'dan Kanada'ya kadar tüm ülkeleri, normalde birbirlerinin varlığından ve yaşamından hiç haberinin olmayacağı insanları birbirlerine bağlar. Yozgat'ta oturan bir insanın Avustralya'da çıkan yangınlardan anında haberdar olabilmesini sağlayarak dünyanın öte tarafındaki insanlar ve de hayvanlarla duygudaşlık kurabilmesini sağlar. Ayrıca insanlarla akla gelebilecek her konuda bilgiler arasındaki mesafeyi tek tık seviyesine indirir. Bunlarla birlikte günlük hayatımızı kolaylaştıran birçok sistemin temelinde de bizzat internet bulunmaktadır. Ayrıca interneti bir örümcek ağına benzetebiliriz, dünyadaki tüm insanları birbirlerine bağlayan bir örümcek ağı... Tabi bu noktada örümcek kim veya kimler sorusu akla gelebilir ki buraya kadar internetin olumlu yanlarından söz ettim, olumsuz yanları da oldukça çoktur.

Özellikle instagramın çıkması ve yaygınlaşmasıyla insanlar, sosyal aktivitelerini eğlence, spor, birlikte vakit geçirmek ve kültürel bir etkinlik için değil, instagrama farklı yerlerde farklı fotoğraflar atmak için yapmaya başladılar. Bu noktada da işte gösteri toplumunun zirveye ulaştığı söylenilebilir. Bunu salt instagram yaptı denilemez lakin instagram bunun zirve noktası ve simgesi haline geldi. Öyle ki, insanlar ölmek üzere olan yakınlarıyla "Son yolculuğunda da birlikteyiz," benzeri yazılar eşliğinde paylaşılan fotoğraflarını, dünyadaki çoğu insanın gitme imkanı bulamayacağı bir doğa harikasının içinde iki saat boyunca fotoğraf çekinip dönen insanlar veya bu tarz yerlere gitme imkanı olmayan insanlar ise elindeki imkanlar ölçütünde garip garip pozlar vermeye başladılar. Bunlardan en yaygını ise Starbucks'a gidip kendini değil de üzerinde Starbucks markasının simgesinin hemen altında yazılı isminin fotoğrafını çekip paylaşmak olmuştur. Bu aslında çok manidardır. Öyle ki, artık bu gösteri toplumunda, kişiler değil markalar önemlidir. Siz düşüncelerinizden dolayi değil, düşüncelerinizi paylaşan entelektüel ünlü veya salt ünlü veya herhangi bir çoğunluk olduğu sürece önemlisinizdir. Ayrıca artık ünlü olmak herkese açık bir şey haline gelmiştir. Herkes ünlü olabilir. Bunun için de çoğunluğun beğenileri doğrultusunda hareket etmelisinizdir. Gösteri toplumunun begeni ölçütlerine göre vücudunuza şekil vermelisiniz, eğer veremiyorsaniz mevcut haliniz üzerinden kendinizle dalga geçmeli ve toplumun da dalga geçeceği bir alan yapmalısınız vücudunuzu, yani bir nevi bu da fahişeliktir. Gösteri toplumunun fahişelik biçimlerinden birisi sadece. Sonra özelikle kadınsanız, daha çok uymanız kriterler bulunmaktadır. Bir kere asla makyajsiz olmamalisiniz, bu toplumun hoşuna gitmeyeceği herhangi bir 'kusurunuz' olmamalıdır. Ve malesef ünlü olmak istiyorsanız büyük olasılıkla bedeninizi sergilemek zorunda kalırsınız. Burada yanlış anlaşılma olmasın, kadın istediği gibi giyinebilir, buna bir şey demiyorum, benim eleştirdiğim, ünlü olmak için veya popüler olmak için kadınların vücutlarını kullanmalarına yol açan bu gösteri toplumudur. Hem erkeklere hem kadınlara tek tip bir makbul kişi profili absorbe ediliyor; filmlerle, dizilerle, her türlü reklamlarla ve daha birçok sektör aracılığıyla. Öyle ki insanın karşı cinste aradığı birincil ölçüt, kasları var mı veya göğüsleri ve kalçaları ne alemde olabiliyor. Tabiki, en eski toplumlarda da insanlar karşı cinslerinde bu tarz özelliklere bakıyorlardir ancak günümüz toplumlarında bu en temel ve neredeyse tek ölçüt olmaya başladı.

Sosyal medya fenomenleri moda artık. Bir nevi 'gösteri peygamberlerimiz' onlar bizim. Hepsi için demiyorum ama aralarından azımsanmayacak düzeydekiler fenomen olmak için yapmayacak şeyleri yok. Twitter oldukça faydali bir uygulama ama aynı zamanda kendisini rezil ederek veya linç ettirerek, veya başkalarını rezil ederek veya linç ederek ünlü/fenomen olmaya çalışan yığınla insanın da olduğu bir mecra. İki üç kitap okuduğu, iki üç film izlediği için kendini otorite zanneden; oradan buradan birkaç sözü paylaşınca veya kendisi sabahtan aksama kadar oturup bir tarafından söz uydurup paylaşınca kendini entelektüel biri zanneden, başkalarına yargı dağıtan, başkalarının begenileriyle, zevkleriyle alay etmeyi elitlik sanan gösteri peygamberleriyle dolu bir mecra. Keza youtube da öyle hatta orada daha çeşitli şekilde garip tipler bulunmaktadır. Çoğunluğun duygularını istismar etmeye dayalı fenomen/peygamber olmaya çalışmalar, kendine hayali bir dünya kurup oranın kralı gibi davranmalar ama öte yandan da kendisine düşünceli, minnoş maskeler takmaya, her şeyi kendi egosunu tatmin etmeye sevk etmeler, insanları salt takipçi sayısı veya kendisine takipçi, begeni kazandırma potansiyeli üzerinden değerlendirmeler ve daha birçok buna benzer yapayliklarla dolu garip haller...

Kapitalizm, sosyalizm, liberalizm veya buna benzer başka ekonomik hayatı etkileyen izm'ler hakkında kapsamlı araştırmalarım olmadı lakin günlük hayatı gözlemleyince insanların robotik bir hayat yaşadıklarını görmekteyiz. Hatta bir insanın tüm hayatında robotik olmayan tek anları oyun çocukluğu(toddler) dönemi diyebilirim. Okula başlayınca henüz ikinci sınıfta önlerine test kitapları koyularak onları yarış atı formatına sokma işlemleri başlanılıyor. Çocukların nelerden hoşlandığı, hangi alanlara yatkınlığı olduğu değil; tıbba mı hukuka mi gidebileceği düşünülüyor sadece. Onlara değerli olmanın yolunun bu olduğu gösteriliyor. Hayatlarını 'kurtarmanın' tek yolunun bu uzun maraton olduğu ve önündeki tercihlerin de hazır olduğu gösteriliyor. 9 yaşındaki çocuğa veya 15 yaşındaki çocuğa "Hadi seç, bak sana seçme hakkı da tanıyoruz," diyor örümcek! Çocuk 'seçiyor' ve koşturmaya devam ediyor. Şanslı ise ve buna ne kadar şans denilebilirse okuduğu bölümde işe girebildiyse oflaya puflaya iş hayatına başlıyor. Yaşamıyor sadece katlanıyor. At olarak başladığı bu hayatta eşek haline geliyor. Üzerine semer vurulduğunu fark ediyor ama artık bunu kabullenmiş vaziyettedir. O sadece, mesai bitimini veya (varsa) haftasonu tatilini hayal etmektedir. Mesai bitiminde doğru eve gider ki zaten hem ekonomik yönden hem de havalar kararmiş ve fiziksel, zihinsel açıdan yorgun olduğu için bir aktivite de yapamaz. Kendisine çizilmiş bu yolda kendisinden beklenilen birkaç işlem daha vardır: Bir eş bulacak, onla en az üç çocuk yapacak, sonra Toki'de eve girecek, ömrü boyunca da bu evin, belki arabanın ve çocukların masraflarını ödemeye kendini vakfedecek. Bunları yaptıktan ve artık anırmaya mecali kalmamış bir hale geldikten sonra emekli olup köşesine çekilmesine müsaade edilecek. Tabi, olmaz da hani bir ihtimal olabilir diyerek örümcek, bu eşekler uyanmasin diyerek, sanki özgürmüş, sanki o bir tüyleri parlak bir kısrakmiş gibi hissetsin diye önlerine sanal/hayali imkanlar koyacak. "Yeterince çalışırsan sen de zengin olabilirsin veya başarılı olabilirsin," veya "her şey senin ellerinde," "sen istersen dağları bile devirirsin," gibi şeyler derler. Ama yine de bunları eşeklere mümkün mertebe at gözlüğü takarak derler. İstedikleri yöne bakmaları elzemdir. Nolur nolmaz başka yönlere meyletmesinler. Yoksa üç beş örümceğin yavrusu milyon dolarlık villalarinda veya yatcıklarında nasıl tatil yapacak?

Bu Örümcekler sadece dış güçler yani dışta birtakım insanlar değiller, aynı zamanda hepimizi yılgınlığa ve itaate zorlayan yanımızdirlar. Mağdur veya loser modda olmak ve kurtarıcı beklemek her zaman mücadele etmekten ve kurtarıcı olmaktan daha kolaydır. Bu arada yazarın da vurguladığı gibi beklediğimiz 'mesihler' bile kaslı, fit ve benzeri niteliklere sahiptirler, kimse şişman bir Mesih beklemez.

$$$$

Bir filminde Kemal Sunal, halkın karşısında kürsüye çıkınca "ben buraya neden çıktım, niye çıktım, nasıl çıktım..." diye o komik halleriyle sormuştu; ben de şu an "bunları neden anlattım.." modunda hissettim kendimi. Şundan anlattım, yazar bu iki durumu birbirlerine harmanlayarak oldukça başarılı bir kurgu ile bu eserinde anlatmıştır. Baş karakteri katı bir tarikat oluşumu olan Credish mezhebinde büyütülmüş bir kişinin süreç içinde nasıl milyonları etkileyen bir 'peygamber' konumuna 'yükseltildiği' ve akabinde olan olaylarla günümüz toplumunun etrafındaki ağlar anlamlı bir şekilde anlatılmış.


İyi okumalar
..Bir ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık. Tanrının yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı. Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey, insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu. O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda, onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.
Bu tür bilgileri hiçbir okulda öğretmezler ama gömdüğünüz bir şeyi köpeğinizin bulmasını istemiyorsanız, gömdüğünüz yere amonyak dökün. Karıncaları uzak tutmak için boraks sıkın.
Hamamböcekleri için şap kullanın.
Naneyağı fareleri uzak tutar.
Tırnaklarınızın altındaki kan lekesini temizlemek için parmaklarınızı yarım limonun içine batırın ve oynatın. Sonra da ılık suda durulayın.

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Gösteri Peygamberi
Baskı tarihi:
2020
Sayfa sayısı:
312
Format:
Karton kapak
ISBN:
9789755393698
Orijinal adı:
Survivor
Dil:
Türkçe
Ülke:
Türkiye
Yayınevi:
Ayrıntı Yayınları
Yalnızlık, yabancılaşma, şiddet, pornografi, tüketim ve şöhret açlığı... Televizyon kanallarından boca edilen sayısız yalanla kirlenmiş, hiçbir şeyin dolduramadığı bir boşluk... Gösteri Peygamberi, yeni bir biryılın başındaki modern dünyanın ürkütücü çılğınlığına ilişkin karanlık bir taşlama; medya, şöhret ve pop kültürüne yönelik sivri dilli bir aşağılama...

Tender Branson, Creedish mezhebinin dünyadan yalıtılmış sahte cennetinde doğup büyümüş ve dış dünyaya gönderilmiş binlerce misyonerden biri. Kilise doktrinine göre görevi, yaşadığı sürece çalışmak ve gerekli olduğunda ölmek. Kaderi beklenmedik biçimde değişip onu şöhretin doruklarına taşırken aynı zamanda medya ve popüler kültürün içyüzüyle tanıştırıyor. Yarı tanrıya dönüşme yolunda yaşadıkları yakında yüzleşeceğimiz kıyametin çarpıcı bir habercisine dönüşüyor... Branson, mezhepte kendisine zaten hiç verilmemiş olan hayatı "dış dünya"nın çirkinliğine sonuna kadar gömülerek yok etmeyi deneyecektir. Ne var ki, hayatına karışan gizemli Fertility Hollis'e göre, kendine bir kader çizmeye çalışması anlamsızdır. Olacaklar zaten bellidir ve olmak zorundadır... Ve "intihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark gazetede manşet olmaktır." Chuck Palahnluk, önlenemez kaderine doğru nefes kesici bir hızla sürüklenen kahramanın gözünden tüketim toplumunun hastalıklı ve anlamsız yaşam biçimini bize bütün çıplaklığıyla gösteriyor. Dövüş Kulübü'nün yazarından, en az ilki kadar çarpıcı bir roman, benzersiz bir yeraltı edebiyatı örneği.

Kitabı okuyanlar 2.444 okur

  • Yec
  • Recep Kayabaşı
  • Gül Cihan
  • Yasin
  • Ali Güdülü
  • BadTats
  • Sosruko
  • Hilal Şahin
  • Şeyma algı çöp
  • Bengünur

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%6
14-17 Yaş
%2.1
18-24 Yaş
%26.3
25-34 Yaş
%38.2
35-44 Yaş
%22.1
45-54 Yaş
%3.2
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%2.1

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%47.9
Erkek
%52.1

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%28.4 (242)
9
%25.8 (220)
8
%27.3 (233)
7
%12.2 (104)
6
%4.1 (35)
5
%1.3 (11)
4
%0.4 (3)
3
%0.2 (2)
2
%0.1 (1)
1
%0.2 (2)

Kitabın sıralamaları