Kitabımız aslında güzel ama neden diğer Kafka eserlerinden birazda olsa geride gözüküyor buna değinelim. Kitap 1922 yılında kaleme alınmış ve o yıl Batı için edebiyatın artık zirvesini görmüş, Dünya Klasiklerinin oluştuğu yıllar. Hani 1922 değil de 1822 olsa kurtarılır yani öyle ifade edelim. En önemli etken bu.
Kitabın adını alan ve aynı zamanda beni oldukça şaşırtan açlık sanatçısı hem konu edilen karakter olarak hem de verilmek istenen mesaj olarak beni hayretler içerisinde bıraktı. Hatta bunu şöyle açıklarsak daha güzel olur:
Biz çocukken ben kız arkadaşlarım veya kız kuzenlerim yemek falan yemezler, tuvalete gitmezler gibi şeyler sanardım. Bu kadar da çekinmeden söylerim yani olmuş bitmiş şey. Kitapta da buna benzer bir yapıyla toplumda, sanatçıların yemek yemedikleri ve sürekli çalıştıkları, bununla nasıl dayandıkları algısı aktifmiş ve toplumun bu algısını yazarımız kitaba yansıtmaya çalışmış. Oldukça da başarılı olmuş diyebilirim.
Sonraki hikayede -benim için- tadınmaz yenmez dediklerimden. Küçük Bir Kadın isimli bu hikayede aslında kadına dair hislerden bahsediliyor. Örnek olarak kızlarımızın şimdilerde bile seven bir erkek aradıkları ve kendilerini seven, tüm sevgisini ona verebilecek erkeklerle mutlu olacaklarını söylediklerini hem gözlemliyor hem de okuyoruz aslında. Peki böyle bir zamanda SEVMEK eylemini yapıp, üstüne sevdiğini ve nasıl sevdiğini anlatan bir erkek ? Gerçekten cansız varlıklara (damacana, sabun vs) bile yan gözle bakanların olduğu bir toplumda böyle bir erkek her kız için hatta bir kız abisi olarak benim için de oldukça önemlidir. Sevgi, önem verdiklerim listesinde ilk sıradadır benim için. O yüzden yazara böyle bir yazı için de teşekkür ediyorum.
Cümleten iyi pazarlar, keyifli okumalar dilerim..