Gönderi

Puan vermedi·159 syf.··
2025 53. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 03 Ağustos 2025 15:37
ASLI ERDOĞAN’IN KIRMIZI PELERİNLİ KENT ROMANI ÜZERİNE BİR İRDELEME Aslı Erdoğan’ın dünya çapında büyük etki yaratan ikinci romanı olan Kırmızı Pelerinli Kent, Brezilya’nın Rio de Janeiro kentinde bulunan bir Türk karakter Özgür’ün penceresinden ilerliyor. Suçun, sefaletin, şiddetin, boş vermişliğin, tükenmenin, acının, hastalığın ve yoksulluğun boy gösterdiği bir kentte, Rio’da var olmaya çalışan Özgür; bir yandan içinde bulunduğu hengâmenin de etkisiyle yazarak yaşıyor, yazarak kentin dayanılmaz karanlığı içinde kendi ışığını yaratmaya çalışıyor. Yazdığı kitap, belki de hala Rio’da bulunmasının tek nedeni! Var olan toplumsal gerçekliğin çürümüşlüğü ile varoluşsal çıkmazların beraber gittiği Özgür’ün penceresinden dünyaya baktığımız bu roman, insan psikolojisini aktarmakta da büyük bir başarı gösteriyor. Romanda kimi zaman kendimizden parçalar buluyoruz, herkesin yaşamının bir parça da olsa aynı olduğu gerçeğini anımsayarak. Her insan kendisine yaşamında en az bir kere neden buradayım sorusunu yöneltmiştir; bu insan olmanın bir parçasıdır. İnsan aşmak ve yıkmak ister, kendi varoluşu sürekli bir sallantıdadır çünkü. İşte, Rio, belki de her şeyden çok bu bunalımın, kaygının; yine de her şeye rağmen var olmaya çalışmanın romanının geçtiği kent. İnsan bir cehennemin içinde de ayakta kalabilir mi, tutunacak bir şeyler üretebilir mi sorusuna yanıt olarak da okunabilecek pek çok pasaj bize yok oluşun eşiğinde, her şeye, tüm engellere rağmen meselenin kendi iç gerçekliğinin peşinden koşmanın bahşettiği güçlü duyguyu hissetmekten geçtiğini ustalıkla anımsatıyor. Bu basit bir azim değildir, insanın tüm saldırılara rağmen güçsüz düşmüş benliğini her an yeniden yaratma çabasıdır. Özgür, elbette Rio’da hapis değildir ancak varlığı orayı keşfettiği, kitabını yazmaya başladığı andan itibaren adeta yapışıp kalmıştır. Elbette dönebilir, ancak oradadır ve varlığını sürdürmekten başka çaresi yoktur. Hem isteseydi şöyle yapabilirdi tarzı cümleleri sonsuza kadar sürdürmek mümkün olsa da insan dünyasında pek bir anlam kattığı söylenemez, son nokta çoktan konmuştur çünkü. Yaşamsal eylemlerin içerik değiştirdiği, yazma eyleminin tüm diğer edimlerden baskın hale gelerek varoluşu biçimlendirdiği Özgür’ün penceresinden dünyaya bakacak olursak her şey bir anda bizi tedirgin etmeye, kaygıyla baş başa bırakmaya başlayabilir. Rio aslında yaşamın ve varlığın vuku bulduğu her yerdedir. Yoğunluğunu gösteren ama insanın bir türlü barışmak istemediği bir gerçekliktir Rio. Zira yalnızlık da, suç da, hastalık da acı da evrenin her yerinde saltanatını sürdürmektedir. Sorun bu saltanatı gözle seçebilecek hüneri gösterebilmektir çünkü onu göremeyen yazgıyı değiştiremez. Kapitalizmin hayaletleri, bu yazgıyı korumak ve muhafaza etmek için vardır. Zira gerçeği saydam biçimde görüp tanıyan akıl artık hayaletlere inanmak istemez ve yaratıya yöneltir bakışlarını, Özgür’ün yaratısı da yazdığı kitaptır. Yine de buradan Özgür’ün siyasal/politik bir kimlik olduğunu düşünmemek gerekir. O vahşeti tanır ve kaçmaya çalışır. Kaçmak yerine örgütlenmek, birleşmek, bir kitlenin bayrağına sığınmak istemez. Yaratıcısı kendisi olduğu bir dünyada var olmayı tercih eder. Onda hiçbir şey düşünmemek dahi düşünmenin bir parçasıdır politize olamamanın bir bileşeni olduğunu kabul etmek gerekse de. Çünkü politize olan varlık düşünmediğini kendine itiraf etmekte zorlanan varlıktır. Onun yapacağı işler, katılacağı eylemler, tartışacağı bitmek bilmeyen sorunlar vardır. Oysa Özgür, yalnızdır, kaleminden başka sığınacak bir limanı yoktur. Yazmak, onun için doğal bir çıkış yoludur; Rio’nun kaotik gerçekliğine bir tepkidir. Politik olan sürekli düşünceyle hemhalken, düşüncesiyle arasında mesafe kuracak vakti/zamanı yoktur. Sanatçı ise daha ağır bir yükün altındadır; çünkü Varlık onu esir almıştır. Tabi, bunlar politik akıl için çarpıtma cümlelerdir, insanı yalnızlığa ve bunalıma sürükleyen felsefeler ve yaşam biçimleridir. Yalnızca yazmak için yazan Özgür durumu yine politik akla absürt gelecektir zira o kendisine uymayan, yabancı gelen her şeyi hemencecik yargılamaya çok meyillidir. O kendisiyle dolup taşarken, varoluşun şiddetini ve yıkımını en derinden hissetmektedir. Oysa politik akıl çoğunlukla kitle aracılığı ile bu şiddet ve yıkımdan kaçmayı başaramaktadır; hem de düşünsel acıların üstüne gerçek acıları çarpıştırarak. Sürekli bir şey yapan özünde hiçbir şey yapmıyordur aslında. Romanın sonlarına doğru da hissedileceği üzere Özgür, kendi cehennemin sırtında taşıyacak kadar güçlü ve kararlı bir karakterdir. Çünkü boşluğu anlamlı kılacak şeyin kendisi olduğunu bilmektedir. Zira kendinden kaçan politik fail bir gün kendi karşıtının dahi önünde eğilmeye baştan meyillidir. Kitlesellik; insanın hem en güçlü hem de en güçsüz yanını açığa vurmaktadır. Kırmızı Pelerinli Kent’te pek fazla karaktere rastlanmadığı gibi diyaloglar da yok denecek kadar azdır, hatta bu gerçeğin romanın niteliğini alçaltmaktan çok yükselttiği bile söylenebilir. Kalabalığın içinde, boş sözlerin hengâmesi altında insana düşünmekten çok her şeyi vaat eden edebi ürünlere bir tepkidir bu roman ve felsefi okumalara son derece uygun bir zemin olarak karşımıza çıkmaktadır. Kırmızı Pelerinli Kent’te yaratılan atmosfer Özgür’ün penceresinden derinlikli sorgulamalara mahal verir. Orada, hiçbir şey boşuna değildir çünkü her şey bir sanat eserinin yapmakla hükümlü olduğu üzere düşündürücüdür, düşünmemenin kendisi dahi romanda düşündürücü bir mevzi kazanmaktadır. Çünkü insanın kendisine ben düşünemiyorum demesi için uzun bir müddet düşünmüş olması gerekir. Zira bu ciddi ve derin bir dolayımdır. İnsan, özgürlüğü yakalayabilmek adına şehir şehir, ülke ülke gezebilir; ancak hep döneceği yol kendisine çıkar. Bu nedenle sorunda elbette Rio isimli kentin vahşiliğin büyük payı olduğunu söyleyebiliriz, ancak gerçek sorun varoluşun derinliklerinde, gerçeğin kabuğunun altındadır. Gerçeği bir gün apaçık gören zihin bir daha huzura kavuşamaz; çünkü gerçeklik sürekli bir parçalanmadır. Özgür eğlenir de güler de, dans da eder, ama bir eşiği aşamaz; işte bu eşikte gerçeklik ve varoluş adeta çiftleşmektedir. Aslı Erdoğan’ın Kırmızı Pelerinli Kent romanı tüm bu yönleriyle Özgür’ün dünyası üzerinden gerçekleştirdiği çok güçlü psikolojik analiz ve betimlemelerle bizleri varoluşumuz yenide sorgulamaya davet etmektedir.
Kırmızı Pelerinli KentAslı Erdoğan · Everest Yayınları · 20121,518 okunma
·
56 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.