Vadideki Zambak, bana aşkın en derin, ama aynı zamanda en yaralayıcı hâllerinden birini anlattı. Félix adlı genç bir adam, daha ne istediğini bilmeden, kendini yıllarca içinde tutacağı bir sevdanın içinde buluyor. Ama asıl ilginç olan, bu aşkın muhatabı: evli, çocuklu, hassas ve içine kapanık bir kadın, Madame de Mortsauf.
Evet, kadın da seviyor. Bunu satır aralarından, bakışlarından, çektiği vicdan azabından anlıyoruz. Ama işte burada durup düşünmemek elde değil. Evliliğin kutsallığından, sadakatin öneminden bu kadar söz edilen bir kitapta, bir kadının başka bir erkeğe bu kadar derin duygular beslemesi beni rahatsız etti. Hem eşine sadık kalmak için kendini harcıyor, hem de başka birine kalbini kaptırıyor. Bu nasıl bir ikilik?
Kadının bu gizli aşkı "masum" gibi gösteriliyor, ama ben buna katılamıyorum. İçinde yaşansa da, adı konmasa da, bu bir ihanettir. En azından duygusal olarak. Evet, kocası zor biri, evliliği tatsız, ama bu sevgiye zemin hazırlamaz. Fedakârlık da bir yere kadar anlamlı olur; kalbini bir başkasına veriyorsan, ortada sadakat kalmaz.
Félix’in aşkıysa hem tutkulu hem bencil. Onun da saf sevgiyle başlayan duyguları zamanla bir tür sahiplenmeye dönüşüyor. Ama bence asıl sorun, aşk adı altında herkesin kendi bencilliğini haklı görmesinde. Bu romanı okurken aşkın büyüklüğünü değil, insanların kendi tutkularını nasıl yücelttiğini daha çok hissettim. O yüzden “büyük bir aşk hikâyesi” gibi sunulsa da, bana göre bu bir yanlışı romantikleştirmekten başka bir şey değil.