·416 syf.··Beğendi
···Okunma: 11 Mart 2018 20:34 Hiç yoğun bir şekilde içiniz sıkıldı mı? Ya da yoğun bir karamsarlığa kapıldınız mı? Bu ruh hallerine alışkın değilseniz biraz alıştırma gerekecek fakat eğer daha önce yaşadıysanız, bir de yağmurlu bir havada bir kahve eşliğinde Sonbahar Ülkesi'nin öykülerine adım atın bakalım.
Bilim kurgu, korku ve yeri geldiğinde fantastik ögeleri birbirine harmanlamak mümkün mü diye düşünecek olursanız sizlere Sonbahar Ülkesi'nin birkaç öyküsünü hiç çekinmeden tavsiye edebilirim. Ray Bradbury'nin takip etmesi yer yer zorlaşan temposunu yakaladığınızda ortaya çıkan sonuç karşısında büyülenebilirsiniz ve aynı zamanda içiniz sıkılabilir. Kötü anlamda değil, kitabımızın genel konusunun ölüm ve genel havasının sapsarı yapraklı rüzgarlı bir atmosfer olduğunu düşünürsek aslında tam da amaçlanan bir durum.
Stephen King ve Neil Gaiman, kariyerlerini şekillendirirken Ray Bradbury'den fazlasıyla etkilendiklerini defalarca dile getirmişlerdir. King ve Gaiman okumuş olanlar Bradbury'nin hikayelerinde diğer iki ustanın kaleminin kaynaklarını keşfedebilirler. Akıcı fakat bir nebze zor bir dille yazılmış on dokuz birbirinden ürkünç öykü başlangıç ve bitiş noktaları açısından benim için biraz da James Joyce'un Dublinliler'ine benzedi. Dublinliler hakkında, sanki bir sokağı boydan boya yürüyüp insanların hikayesine tanıklık ediyoruz gibi bir tanımlama yapmıştım. Bradbury'nin belli hikayelerinde de bu tarz bir giriş ve çıkış görebiliyorsunuz.
Atmosfer konusunda her öyküsünde birbirinden başarılı olmuş Bradbury. Rüzgarlı ve sarı yapraklı hava yer yer kapkaranlık olabiliyor. Bazı öyküler bir nebze daha yumuşakken, bazıları ise bir hayli ürkütücü. Hal böyle olunca bizleri birbirinden çeşitli serüvenler bekliyor diyebiliriz.