Milenyum (yeni) tarikatlar (dinler) da neyin nesi?
9/10
·305 syf.··
2025 14. kitabı
·
22 günde okudu
·
Okunma: 06 Ağustos 2025 01:15
Osho, modern tıbbın, hastalığı yok ettiğini ancak hastalığı ortaya çıkartan sebebi, mücadele konusunun dışına ittiğini; bu yüzden hastalık tedavi edilse dahi kolaylıkla yeniden ortaya çıkabildiğini yahut farklı hastalıklar şeklinde tezahür edebildiğini söylüyor. Bu yüzden asıl tedavi, var olan hastalığı yok etmekle değil, onu ortaya çıkartan sebebi yok etmekle gerçekleştirilmeli. Bu sayade ancak gerçek manada hastalıkla mücadele edilebilir. Osho bu görüşüyle belki bütün hastalıkları psikosomatik bir kümeye dahil ederek hata ediyor. Hatta genelleme hatası yapıyor da olabilir. Ya da pek hamasi bir görüş de ortaya koyuyor olabilir ancak bu tespitin bir gerçeklim payı var. Şöyle ki tıp camiası “Kaygı/stres, insana, mikroptan daha çok zarar veriyor” derken ruhun beden üzerindeki bu etkisinden bahsediyor. O halde insanı iyileştirmek istiyorsak; ruhu tedavi etmeyi, bedeni tedavi etmeye öncelememiz gerekiyor bir noktada. Ve tabi bir organizma olarak insan nasıl ruhsal bir tedaviye muhtaç ise toplum da tümel bir organizma (insan) olarak aynı tedaviye muhtaç. … Konu çok teorik bir zemine kaydı. Ben en iyidi meseleyi en başa sarayım. Biraz da masallaştırayım. … Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, deve tellal iken, pire berber iken; ben anamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken … (tamam tamam uzatmıyorum.) Zamanın birinde, derme çatma bir köy evinin, çatma derme bir odacığında üç oğlan yaşarmış. Oğlanların kendi erilliği eve yeterince erkeklik katmazmış gibi bir de aynı evin aynı odacığında bu üç oğlanın babası yaşarmış. Babanın evdeki varlığı evin yegane düzeniymiş. (Kozmos) Zira her bir oğlanın kendi şahsına münhasır mizacı, ancak babanın iktidarında aile çatısı altında bulunabilirmiş. Bu sebepten eve fazlalık gibi duran bu ata eril, aslında evin var oluş sebebi imiş. Gel zaman git zaman, baba hakkın rahmetine kavuşmuş. İşte işler o zaman karışmış. Rivayete göre en büyük oğul olan Din hemen babasının iktidarına çökmüş ve evin çatısının artık kendisi olduğunu söylemiş. Yaş sıralamasında ikinciliği göğüsleyen oğul Felsefe, hemen ağabeyine itiraz edip iktidarın kendi hakkı olduğunu iddia etmiş. İki kardeş arasındaki tartışma büyürken üçüncü ve en küçük olan oğul Bilim ise ağabeylerinin kavgalarını izlemekte ve hangisi iktidar olursa ona itaat etmeyi tercih etmiş. Ve nihayet iktidarı din ele geçirmiş ve felsefeyi evin kömürlüğüne hapsetmiş. Babasının iktidarını sürer iken en büyük destekçisi de küçük kardeşi olan bilim olmuş. Din saltanat sofrasının şarabını yudumlaya dursun; o sırada felsefe kömürlükte çeşitli planlar kurmaya başlamış. Hatta bu planlarına bilimi de ortak etmiş. Ve zamanı geldiğinde de iktidarı ele geçirmiş. İlk iş dini kömürlüğe hapsetmek olmuş. Böylece kendisine çektirdiği eziyetin intikamını alabilecekmiş. Fakat dinden farklı olarak bilim kendisine itaat eden değil, iktidarına ortak olarak evdeymiş. Dolayısıyla bu seferki kavga felsefe ile bilim arasında başlayıp; felsefenin kısa süreli iktidarı bilimin yönetimi ele geçirmesi ile son bulmuş. Neticede felsefe geldiği yere geri dönmüş. Ev uzun bir müddet bilimin tek iktidarı ile ayakta durmuş. Ancak zamanla çatısından su akıtmaya, temelleri sallanmaya, penceredeki macunlar çürümeye başlamış. İşte o zaman bilim, bu evi tek başına yönetemeyeceğini din ve felseye de ihtiyacı olduğunu anlamış ve abileriyle bir anlaşma yaparak tekrar aile evine almış. Böylece üç kardeş mutlu mesut yaşamışlar. … Şimdi diyorsunuz ki “bu ne anlatıyor?” Aslında hepinizin bildiği bir insanlık tarihini özetliyorum. Baba ve oğlun yaşadığı dönem, geleneksel dönem. Dinin iktidar olduğu dönem skolastik dönem. Felsefenin iktidar olduğu dönem ise geçiş dönemi. Bilimin iktidar olduğu dönem ise modern dönem. Ve nihayet üçünün anlaştığı dönem ise postmodern yani içinde bulunduğumuz dönem. Yani tanrısız (babasız) üç oğlun aralarında anlaşarak evi imar etmeye çalıştığı dönem. Din olmasına rağmen bu dönem nasıl tanrısız olabilir? diye soran sivri zekalar elbette olacak aranızda hemen cevap vereyim: Hatırla Tanrı, din iktidar olduğunda ölmüştü. Bunun en büyük ispatı dinin diğer kardeşlerine yaptıklarıydı. Tanrı (ussallık) o zamanda yaşasaydı buna asla izin vermezdi. Hal sebepten bugün din olmasına rağmen tanrı yok. Tamam tamam daha anlaşılır konuşacağım. Skolastik dönemde, dinin felsefe ve bilimi boğması; insanların sorgusal düşünmelerini ve bunun doğal sonucu olarak olay ve olguların işleyişini keşfetmelerini engelledi. Bu baskı, bir müddet sonra modern çağı doğurdu. Çünkü insanlık ve insan düşünen bir varlık olarak bu refleksi göstermek zorundaydı. Refleks modern çağda haddini ziyadesiyle aştı ve dinden intikam almaya kalkarak onu yok etmeye çalıştı. Fakat insanın sorgulamak ve keşfetmek ihtiyacının yanında bir de ait olmak ve inanmak ihtiyaçları vardı ve bu ihtiyacı da din karşılıyordu. Dolayısıyla insan ve insanlık ikimci bir refleks ile bu sefer modern çağı kapatıp postmodern çağı açtı. Bu çağ artık din, felsefe ve bilimin anlaşmalı bir şekilde var olduğu bir dönem oldu. Ancak geleneksel dönemden farklı olarak artık insan, dini kendi iktidarında ihtiyaçlarını karşılayacak bir araç görevi verdi. İşte tanrı bu yüzden geleneksel dönemde kaldı. Bugün dinler insanın iktidarında büyük bir işlev görüyor. Görmeyenler eleniyor, yahut güncelleniyor. Ya da yepyeni bir din ortaya çıkıyor. İşte bu bu eser, bu çağdaki bu dinleri ele alıyor. Ortaya çıkış sebeplerini yukarıda yeterince somutladım sayıyorum. Amaçlarını da değerlendirmeyi okuyan çağın amacıyla özdeşleştirerek keşfedecektir diye tahmin ediyorum. Öyleyse eser vesilesi ile bu yeni dini akımları da tanıyabilirsiniz. … Son olarak gelelim eserin değerlendirmesine. Eser, akademik bir çalışma olmasına rağmen dili oldukça sade. Bu okuyuşu çok kolaylaştırıyor. Ali hoca, bu duruma özellikle dikkat etmiş gibi görünüyor. Zira maksadının realiteyi olabildiğine anlaşılır kılmak olduğunu, diğer akademik çalışmalarda olduğu gibi bölümleri gereksiz ayrıntılara boğmamasından anlaşılabiliyor. Bence Türk entelektüel aklının bu çağdaki fonksiyonlardan olan yeni dini akımlardan bi haber oluşu, hocayı hayli rahatsız etmiş. O yüzden bu boşluğu yetkin bir şekilde doldurmak istemiş. Konuya merakı olan olmayan herkesin sıkılmadan okuyabileceği, akademik dilden ve yoğunluktan korunmuş bu eseri bütün kitap severlere tavsiye ediyorum. (Bu kısımdan sonrası -üşenilmez ise- ilerleyen zamanlarda düzenlenerek değerlendirmeye eklenmek için burada bırakılmıştır. Sizin için olan kısım burada bitmiştir. Teşekkürler.) İşte bu durum bizi, toplumsal ve bireysel anlamda; topluma ve bireye yönelik farklı olguların işlevlerine götürüyor. Söz gelimi tıp, hastalığın kendisi ile mücadele ederken; din, felsefe, tarih, sosyoloji, psikoloji gibi sosyal bilimler; hastalığın nedenlerine odaklanıyor. Bu manada tespit ve tetkik için tarih, sosyoloji, psikoloji gibi alanların etkin kullanımı söz konusu iken hastalığa neden olan sebebi ortadan kaldırma mücadelesine ise din, felsefe yahut psikoloji gibi alanlar girişiyor. Bu manada problemin çözümünde bilim, din ve felsefe koordineli çalışmak zorunda kalıyor. İçlerinden biri işlevsel anlamda görevini ifa etmediğinde, yahut görev tanımının dışında bir işe soyunduğunda ortaya çözülmesi neredeyse imkansız problemler çıkıyor. Osho, bu durum tespitini en sağlam ortaya koyan yeni dini akımların öncü liderlerinden. Ona göre, hasta bir insan, sadece bedensel hastalıklarının tedavi edilmesi ile iyileşmez. Hastayı tedavi etmek için hastalığı ortaya çıkartan sebepleri ortadan kaldırmak gerekli. İşte yeni dini akımlar özellikle new age bu boşluğun yani modern dönemin mezkur hatasının birer sonucu.
Alıntı
Milenyum TarikatlarıAli Köse · Timaş Yayınları · 2020144 okunma
·
238 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.